Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de Türk milletinin hafızasına kazıdığı hayati uyarı, bugün tam karşımızda duran acı gerçeğin yalın ve ürkütücü bir özetidir: "Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler." Bu ifadeler alelade bir tarihsel anı değil; devletin kurucu harcını pazarlık konusu yapmaya yeltenenlere, küresel odakların piyonlarıyla masaya oturanlara ve terör vesayetinden meşruiyet devşirenlere karşı tarih kütüğüne düşülmüş en ağır hükümdür.
Son dönemde kamuoyuna yansıyan beyanlar, devlet ciddiyetinin ve haysiyetinin nasıl bir zafiyet spiraline sokulduğunu açıkça göstermektedir. 50 bin vatandaşımızın, askerimizin, polisimizin, öğretmenimizin kanında parmağı olan bir terör örgütü elebaşının önüne kanun metinleri koyup "incele, onayla, uygun mu bak" anlayışıyla medet ummak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meşruiyetine ve şerefine vurulmuş ağır bir darbedir. Yasa taslaklarını bir terörist başının iradesine sunmak, Türk devletinin yasama erkini terör odaklarının ipoteğine teslim etmektir.
Bu tablonun arkasındaki anlayış, Türkiye Cumhuriyeti’ni çok büyük bir yalnızlık ve stratejik tehlike çemberinin tam ortasına itmektedir.
Silah Bırakma İllüzyonu ve Suriye Sınırındaki Bölücü Tehdit
Kamuoyuna "silah bırakma" ve "barış" ambalajıyla sunulan masalın sahada hiçbir karşılığı yoktur. Kimse Türk milletini aptal yerine koymaya kalkmasın: PKK silah bırakmamıştır! Ağır silahlarını alıp hemen sınırımızın ötesine geçen örgüt, PYD/YPG adı altında Suriye’nin kuzeyinde uluslararası güçlerin desteğiyle açık bir terör koridoru ve özerk bölge inşa etmiştir.
Göz göre göre yaşanan bu jeopolitik dayatma karşısında sormak mecburiyetindeyiz:
Güney sınırımızda ağır silahlarla donatılmış bir terör ordusu dururken, içeride "silahsızlanma" söylemiyle anayasal taviz devşirme çelişkisini kime, nasıl açıklayacaksınız?
Yarın bu etnik bölücü yapının; Irak’ta, Suriye’de ve Libya’da olduğu gibi radikal unsurlarla, emperyalist odaklarla ve içerideki bölücü hainlerle birleşerek Türkiye’ye karşı topyekûn bir güvenlik tehdidine dönüşmeyeceğinin garantisini kim verebilir?
Suriye’yi kan gölüne çeviren felaket senaryolarının Türkiye’ye taşınmayacağını garanti edebilir misiniz?
Uluslararası ilişkilerde beyanlar değil, askeri kapasite ve niyet esastır. Sınırın hemen ötesindeki namlular Türkiye’ye doğrulmuşken, içeride kanun maddeleri üzerinden terör odağına anayasal meşruiyet alanı açmak açıkça devletin varlık sebebini ve sınır güvenliğini tehlikeye atmaktır.
Tarihten Ders Almayanların Vebali: Bu Kanın Hesabını Nasıl Vereceksiniz?
Tarih, devletlerin toprak kaybından önce irade kaybıyla yıkıldığını yazar. Dumlupınar’da, Çanakkale’de, Güneydoğu’nun sarp dağlarında bu vatanın bağımsızlığı ve üniter yapısı için toprağa düşen binlerce şehidimizin, sağlığını bu ay-yıldızlı bayrak uğruna feda eden gazilerimizin mukaddes emaneti bugün siyasi ikbal hesaplarına kurban edilmek istenmektedir.
Şehitlerin kanıyla çizilmiş sınırları ve anayasal bütünlüğü kapalı kapılar arkasında kirli pazarlıkların konusu yaparken, o şehitlerin yetimlerinin yüzüne nasıl bakacaksınız? Bu vatan etnik kompartımanlara bölünsün, federatif yapıların temeli atılsın diye kan dökülmedi. Bu tarihsel ve hukuki vebali hangi kılıfla ödeyeceksiniz? Tarih ve Türk Milleti, bu ağır aymazlığı asla affetmeyecek; günü geldiğinde tarih mahkemesi bu vebalin hesabını soracaktır.
Kavram Maskesi ve Truva Atı Yanılsaması
Süreçte özenle "Türkiye Cumhuriyeti" isminin kaçırılması, "Türk Milleti" ve "Vatandaşlarımız" demek yerine etnik tanımlamaların öne çıkarılması son derece bilinçli ve tehlikeli bir sabotajdır.
Demokrasi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinden biridir; devleti etnik, bölgesel veya feodal yapılanmalara açık hale getirmek için kullanılacak bir Truva atı değildir. Cumhuriyet’in önüne ve arkasına sıfatlar ekleyerek onu eğip bükmeye çalışanlar bilmelidir ki; bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir, kurucusu ve tek sahibi Türk Milleti’dir. "Demokratik Cumhuriyet" kılıfı altında federatif veya özerk yapılara kapı aralamaya yeltenmek, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve anayasal düzene karşı işlenmiş en büyük ihanettir.
Sonuç: Ne Taviz Var, Ne de Geri Adım!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti; tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek resmî dil esasları üzerine kurulmuş bölünmez bir bütündür. Bu ilkelere dönük her türlü sulandırma gayreti, kavramsal makyaj ve yasal kılıf, doğrudan devletin varlığına kastetmektir. Atatürk ilkeleri ve Cumhuriyetin kurucu esasları hiçbir pazarlığın konusu yapılamaz.
Şu gerçek kati olarak bilinmelidir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bu devletin asil milleti; laiklik, bilim, üretim, insan hakları ve hukukun üstünlüğü rehberliğinde ilerleyecektir. Bu tarihsel ve meşru ilerleyişi karanlık pazarlıklar, etnik bölücülük hayalleri, terör vesayeti, sınır ötesi tehditler ve anayasal tuzaklar asla durduramayacaktır. Türk Milleti, şehitlerinin kanıyla sulanmış vatan topraklarının ve devletinin niteliklerinin şantajlarla, terörist başından alınan icazetlerle veya örtülü kanunlarla dönüştürülmesine asla izin vermeyecektir.
