Tarih, sadece büyük zaferleri değil; o zaferler uğruna gözünü kırpmadan canını verenlerin amansız adanmışlığını da yazar. Bazen bir ananın karlar üstündeki son nefesi, bugün sıcak koltuklarında oturup vatan satıcılığına soyunanların bütün yalanlarını bir tokat gibi yüzlerine çarpar.
1921 yılının dondurucu Aralık kışında, Kastamonu dağları fırtınayla inlerken karların üzerinde tek bir kağnı ilerliyordu. Kağnının başında henüz 21 yaşında gencecik bir ana: Seydilerli Şerife Bacı. Kucağında kundaktaki minik kızı Sıdıka, sırtında ise cephedeki Mehmetçik patlamayan silah kalmasın diye beklediği o hayati top mermileri...
Rüzgâr eti kemikten ayıracak kadar sertleştiğinde, tipi göz gözü görmez hale geldiğinde Şerife Bacı bir seçim yapmak zorundaydı. O an, bir insanın var edebileceği en yüce ve en acı adanmışlığa sahne oldu:
O buz gibi soğukta üzerindeki tek koruyucu giysisi olan yün hırkasını çıkardı. Kendi donma pahasına, "Barutlar ıslanmasın, mermiler bozulmasın" diye hırkasını mühimmatın üzerine örttü. Minik bebeğini samanların arasına sarıp, kendi bedenini karlı havaya karşı bir kalkan gibi evladının ve mermilerin üzerine kapadı...
Ertesi sabah Kastamonu Kışlası’na birkaç yüz metre kala devriyeler onu bulduğunda, kaskatı kesilmiş bedeni hâlâ bebeğinin ve mermilerin üzerindeydi. Mermiler kupkuru, bebeği anasının vücut sıcaklığıyla sağdı... Ama Şerife Bacı, o karlı dağda vatanı uğruna donarak şehit düşmüştü.
Bu Nasıl Bir Aşağılık İki Yüzlülüktür?
Şimdi soruyorum: O gencecik kadın Kastamonu’nun dondurucu soğuğunda canını ve evladını ne uğruna karlı toprağa gömdü?
Bugün birileri sıcak koltuklarında oturup, ekranlarda boy gösterip "Biz de geçmişte Ermenilere yanlış yaptık" diyerek ezikçe, utanç verici bir tarih tahrifatına girişsin diye mi? Emperyalist odaklara ve onların yerli işbirlikçilerine yaranmak için kendi tarihine iftira atanlar, sahte bir "hümanizm" kılıfına sığınarak bu milletin şerefli direnişini kirletemez!
Ermeni çetelerinin Anadolu’yu kana buladığı, köyleri yaktığı, hamile kadınların karınlarını deştiği dönemde vatanı savunan kahramanlarımıza ve bu millete utanç büküklüğü yaşatmaya çalışanlar; ne bu toprağın evladıdır ne de bu milletin vicdanını temsil edebilir!
Üniter Devlet Masada Pazarlık Edilecek Bir Meta Değildir!
Daha da alçakça olanı; ekranlara çıkıp "Atatürkçüyüz", "Cumhuriyetçiyiz" diye caka satanların, iş icraata ve siyasete geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün en temel ilkesi olan üniter devlet yapısını terör odaklarıyla müzakere etmeye kalkışmasıdır!
"Siyasi çözüm", "Çözüm süreci" veya "Terörsüz Türkiye" gibi yaldızlı kılıflar altında özerkliği, eyalet sistemini, konfedal yapıları şirin göstermeye çalışanlar!
Atatürk’ün arkasına sığınıp, onun kanla ve iradeyle çizdiği Misak-ı Millî sınırlarını esnetmeye kalkan Gardırop Atatürkçüleri!
Siz kimi kandırıyorsunuz? Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünce sisteminde devleti bölmek, üniter yapıyı sarsmak, terör örgütleriyle masaya oturup Anayasa’nın ilk dört maddesini pazarlık konusu yapmak diye bir şey yoktur..
Her Alanda Tek Çıkış Yolu: Mustafa Kemal Atatürk ve İlkeleri!
Bugün Türkiye’nin sürüklendiği batağın, terör belasının, ekonomik buhranların ve toplumsal yozlaşmanın tek bir sebebi vardır: Mustafa Kemal Atatürk’ün çizgisinden, onun akılçı ve milli ilkelerinden sapılmış olmasıdır!
Terörde Çözüm Atatürk’tür: Terörle mücadele pazarlıkla, tavizle değil; Atatürk’ün Kararlılık ve Tam Bağımsızlık ilkesiyle, devletin tavizsiz otoritesiyle yapılır. Teröre ve uzantılarına şirin görünerek değil, kökünü kazıyarak huzur sağlanır.
Ekonomide Çözüm Atatürk’tür: Yabancı sermayeye, küresel çetelere ve ranta teslim olmuş bir ekonomi batmaya mahkûmdur. Çözüm; Atatürk’ün Karma Ekonomi modeli, Devletçilik ilkesi ve "Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini kaybetmeye mahkûmdurlar" anlayışıdır.
Devletin Bütünlüğünde Çözüm Atatürk’tür: Etnik ve mezhepsel bölünmelere karşı tek kalkan; Atatürk’ün Milliyetçilik anlayışı ve Üniter Devlet yapısıdır.
Sözde Atatürkçülere ve İşbirlikçilere Omurgasızlara!..
Şerife Bacı’nın o kağnıda donan bedeni sizin kirli siyasi hesaplarınızın pazarlık malzemesi değildir! O hırka mermilerin üzerine örtülürken; bu devlet bölünmesin, bu bayrak inmesin, bu millet kimsenin önünde diz çöktürülmesin diye örtüldü.
Tarihi iftiralarla Türk milletini suçlayan, "Ermenilere haksızlık ettik" kompleksine kapılan ve hümanizm kılıfı altında üniter devletin temeline dinamit koyanlara hoşgörü gösterilemez.
Atatürkçülük, rozet takıp süslü nutuklar atmak, sonra da HDP/DEM çizgisindeki söylemlere alan açmak değildir! Atatürkçülük; Şerife Bacı’nın karlar altında bıraktığı o son nefese, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne amasız, fakatsız, kayıtsız ve şartsız sahip çıkmaktır.
Bu ülkenin terörde de, ekonomide de, gelecekte de TEK ÇIKIŞ YOLU Mustafa Kemal Atatürk’ün çelikten çizgisidir! Bu çizgiden sapan her yol ihanete, her söylem yıkıma çıkar!
