Türk askeri tarihinin en kritik eşiklerinden biri olan Çanakkale, sadece mermilerin değil, stratejik zekânın da savaşıydı. Bu savaşın deniz safhasında devleşen, İstanbul’u işgalden kurtaran ve Cumhuriyet’in kuruluşunda sessiz ama derinden bir rol oynayan isim, "18 Mart Kahramanı" Cevat Çobanlı Paşa’dır.
I. Bölüm: Kökler ve Kimlik – Elazığ’dan İstanbul’a Bir Deha
Cevat Paşa, 1870 yılında İstanbul’da doğmuş olsa da ruhu ve kökleri her zaman Doğu’nun sert ve vakur coğrafyasına, Elazığ/Arapgir’e bağlı kalmıştır. Babası Müşir Şakir Paşa’dan tevarüs eden askeri disiplin, onun karakterinin ana omurgasını oluşturmuştur.
Galatasaray Lisesi (Mekteb-i Sultani) mezunu olması, ona mükemmel bir Fransızca ve Batı vizyonu kazandırmıştır. Harp Akademisi’ni birincilikle bitirmesi ise tesadüf değildir; o, matematiği ve stratejiyi bir sanatçı titizliğiyle kullanan yeni nesil bir subay profilidir. Elazığlıların "Gakgoş Paşası" olarak bağrına bastığı Cevat Paşa, ömrü boyunca bu iki kimliği; İstanbul’un zarafeti ile Anadolu’nun sarsılmaz iradesini bünyesinde başarıyla taşımıştır.
II. Bölüm: 18 Mart ve Dünya Harp Tarihine Geçen Strateji
Cevat Paşa denince tarih, 18 Mart 1915 sabahında durur. Müttefik donanması boğazın serin sularına gömülürken, bu zaferin arkasında Paşa’nın üç büyük hamlesi vardır:
Mayın Tuzağı: Nusret Mayın Gemisi’nin mayınlarını boğaza dik değil, kıyıya paralel dökme fikrini onaylayarak, düşman gemilerinin dönüş manevrasını bir ölüm tuzağına çevirmiştir.
Seyyar Bataryalar: Sabit topları hedef alan dev zırhlılara karşı, sürekli yer değiştiren hareketli topları kullanarak düşmanın atış disiplinini bozmuştur.
Psikolojik Sınır: Tabyalar ağır bombardıman altındayken bile mevzileri terk etmemiş, akşam saatlerinde zafer kesinleştiğinde söylediği "Gittiler... Geçemediler... Geçemeyecekler!" sözüyle Türk milletinin direniş manifestosunu yazmıştır.
III. Bölüm: Atatürk ile Silah Arkadaşlığı ve Cumhuriyet Mirası
Cevat Paşa’nın kariyeri Çanakkale ile sınırlı kalmamış; Galiçya’dan Filistin’e kadar her cephede devam etmiştir. Ancak onun hayatındaki en kritik dönemeç, Mustafa Kemal Atatürk ile olan dostluğudur.
Filistin Cephesi’nde Atatürk ile omuz omuza çarpışan Cevat Paşa, Milli Mücadele döneminde de Atatürk’ün en güvendiği isimlerden biri olmuştur. İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edilmesi, onun vatanperverliğinin bir tescili gibidir. Cumhuriyet ilan edildiğinde, Atatürk’ün ricasıyla Elazığ Milletvekili olarak Meclis’e girmiş, ardından Ordu Müfettişliği ve Askeri Şura üyeliği gibi en kritik görevlerde modern Türk ordusunun temellerini atmıştır.
IV. Bölüm: En Büyük Miras: Lekesiz Bir İsim
Cevat Çobanlı Paşa’nın hayatındaki en çarpıcı gerçek, vefatından sonra geride hiçbir maddi servet bırakmamış olmasıdır. Osmanlı’nın en yüksek rütbeli paşalarından biri ve Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun parçası olmasına rağmen, o şahsi zenginleşmeyi bir "zül" saymıştır.
Onun mirası banka hesapları veya gayrimenkuller değil; "Geçilemeyen bir boğaz", "Kurtarılmış bir İstanbul" ve "Lekesiz bir askerlik onuru"dur. Emekli maaşıyla mütevazı bir hayat süren Paşa, 21 Ekim 1938’de vefat ettiğinde aslında en zengin devlet adamlarından biriydi; çünkü arkasında 85 milyonun kalbinde yaşayan bir kahramanlık abidesi bırakmıştı. Bugün naaşının Ankara Devlet Mezarlığı'nda bulunması, bu maddi olmayan ama paha biçilemez mirasın en büyük onur nişanesidir.
