Ortadoğu jeopolitiğinde vekâlet savaşlarının yerini kurumsal kamuflaj stratejilerine bıraktığı yeni ve son derece tehlikeli bir evreye girilmiştir. Suriye’nin kuzeydoğusunda yıllardır yürütülen askeri ve siyasi mühendislik, bugün kamuoyuna "silahsızlanma masalı" veya diplomatik bir "başarı hikâyesi" ambalajıyla sunulmaktadır. Oysa sahadaki gerçeklik bir fesih ya da silah bırakma süreci değildir; PKK/YPG yapılanmasının doğrudan devlet mekanizması içine eklemlenerek meşrulaştırıldığı bir matruşka stratejisidir.
Sahadaki Dönüşüm: Tabela Değişimi ve Tümenleşme
Haseke, Kamışlı, Kobani ve Derik hattında konuşlu bulunan, emir-komuta zinciri organik olarak doğrudan Kandil’e bağlı binlerce kişilik silahlı SDG/PKK unsurları dağıtılmamaktadır. Aksine, mevcut askeri mimari ve komuta kademeleri bozulmaksızın Suriye ordusunun 60. ve 72. tümenleri gibi resmi teşkilat şemalarına monte edilmektedir.
Bu hamleyle terör unsurları; maaşını, lojistiğini, mühimmatını ve yasal korumasını egemen bir devletin savunma bütçesinden alan "düzenli bir ordu" hüviyeti kazanmaktadır. Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak amacıyla hedef alacağı noktalar ise kağıt üzerinde "Suriye Silahlı Kuvvetleri kışlası" olarak tescillenmekte; böylece Ankara uluslararası hukuk nezdinde egemen bir devletin meşru ordusunu vurmakla itham edilme riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.
Kırmızı Bültenli Elebaşlarına Devlet Protokolü: Mazlum Abdi ve Sipan Hemo
Bu kurumsal kamuflaj projesinin en somut ve pervasız tezahürü, Türkiye’nin kırmızı kategoride aradığı üst düzey örgüt yöneticilerine biçilen yeni bürokratik rollerdir. Kamuoyunun bu figürlerin kim olduğunu ve temsil ettikleri sicili net kavraması gerekir:
Mazlum Abdi (Ferhat Abdi Şahin / Şahin Cilo): 1990’lı yıllardan bu yana doğrudan PKK’nın dağ kadrosunda yer almış, örgüt elebaşı Abdullah Öcalan’ın "manevi oğlum" dediği en yakın isimlerden biridir. Yıllarca PKK'nın sözde özel kuvvetler sorumluluğunu yürütmüş; Türkiye içinde yüzlerce sivil ve askerin şehit edildiği kanlı eylemlerin talimatını vermiştir. ABD himayesinde SDG Başkomutanı ilan edilerek "General Mazlum" unvanıyla parlatılan Abdi; İçişleri Bakanlığı'nın Kırmızı Kategorisinde yer alan tescilli bir teröristtir. Bugün işletilen kurguyla Abdi; Suriye Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı veya özel statülü sınır muhafız birliklerinin başına koordinatör olarak taşınarak diplomatik dokunulmazlık zırhına kavuşturulmak istenmektedir.
Sipan Hemo (Semur Asu): YPG’nin sahadaki ana omurgasını kuran, uzun yıllar örgütün sözde Genel Komutanlığını yapan ve Türkiye sınırındaki tünel, siper ve askeri tahkimatları bizzat yöneten isimdir. Moskova’dan Washington’a kadar uluslararası askeri heyetlerle örgüt adına gayriresmi pazarlıkları yürüten Hemo, Türkiye tarafından başına 20 milyon lira ödül konulmuş kırmızı bültenli bir diğer terör yöneticisidir. Hemo, yürütülen sözde entegrasyon protokolleri neticesinde komşu bir devletin Savunma Bakan Yardımcılığı koltuğuna oturtulmuştur.
Türkiye’nin 30 yılı aşkın süredir kanlı terör eylemlerinden sorumlu tuttuğu bu isimlerin general ve bakan yardımcısı sıfatlarıyla resmi makamlara getirilmesi, uluslararası hukuku ve Türkiye'nin terörle mücadelesini felç etmeyi amaçlayan açık bir meydan okumadır.
Dış Destek Ekseni: Pentagon Lojistiği ve İstihbarat Entegrasyonu
Bu yapılandırma yalnızca yerel bir uzlaşı değil, küresel ve bölgesel servislerin ortak imalatıdır. Sürecin arkasında iki ana destek mekanizması yer almaktadır:
ABD Güvencesi ve Düzenli Ordu Donatımı: Washington, sahada vekil güç olarak kullandığı yapıyı terk etmek yerine, onu anayasal düzenin içine "otonom bir garnizon" olarak yerleştirmektedir. Ağır silahlar, zırhlı araçlar ve ileri muhabere sistemleri doğrudan bu yeni kurulan tümenlerin envanterine devredilmektedir.
İstihbarat Teşkilatına Dönüşüm: Bölgede yalnızca piyade birlikleri değil, MOSSAD ve Batılı servislerin danışmanlığında kurumsal bir haber alma teşkilatı inşa edilmektedir. Geleneksel gerilla istihbaratından sinyal, dinleme ve sınır ötesi operasyon yapabilen bir yapıya evrilen bu organizasyon, Türkiye sınır hattının 7/24 elektronik ve fiziki gözetleme altına alınmasını hedeflemektedir.
Türkiye İçin Varoluşsal Tehdit: İç Cephe ile Organik Bağ
Suriye'deki bu düzenli ordu kurgusunun Türkiye açısından asıl felaket senaryosu, sınır hattının iki yakası arasındaki ideolojik, akrabalık ve örgütsel bağların canlı tutulması ve içerideki bölücü dinamiklerle yaratacağı yıkıcı etkidir:
Dokunulmaz İkmal ve Lojistik Üssü: Türkiye içindeki bölücü hücreler ve yasa dışı unsurlar için sınır ötesi artık sığınılan dağ kadroları değil; arkasında devlet bütçesi, hava savunması ve zırhlı tümenlerin bulunduğu meşru bir askeri garnizondur. İçeride eylem yapan yapılar, sınırın sıfır noktasındaki bu devlet korumalı alana rahatlıkla sığınabilecektir.
Kurmay Akılla Eğitilen Ayrılıkçı Kadrolar: Klasik militan mantığı yerine; mekanize tugay idaresi, topçu koordinasyonu ve modern istihbarat eğitimi almış profesyonel bir askeri kadro üretilmektedir. Türkiye içinde çıkarılabilecek olası bir kalkışma veya kriz anında, içerideki ayrılıkçı unsurlara sınır ötesinden sevk edilecek güç hafif silahlı milisler değil, profesyonel askeri kurmay aklı olacaktır.
İç Siyasete Silahlı Şantaj: Sınırın hemen dibinde konuşlu 80-100 bin kişilik "yasal statülü" bir ordu, içerideki bölücü siyasi taleplerin arkasındaki açık namlu işlevi görecektir. Ankara üzerindeki idari ve siyasi baskılar, güney sınırındaki bu askeri gücün caydırıcılığıyla sürekli canlı tutulacaktır.
Operasyonel Felç: Türkiye içerideki hainlerin dış bağlantılarına müdahale etmek istediğinde, karşısına "terör örgütü" yerine "egemen bir devletin resmi ordusu" dikilecek; böylece Türkiye'nin meşru müdafaa hakkı uluslararası diplomasi ve yaptırım tehditleriyle kısıtlanmaya çalışılacaktır.
Sonuç
Sınırın ötesindeki tabela değişimi, üniforma revizyonu ve kırmızı bültenli katillere payitaht rütbeleri dağıtılması, 40 yıllık tehdidin mahiyetini değiştirmemektedir. Karşımızdaki tablo, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını içeriden ve dışarıdan eş zamanlı kıskaca almak üzere kurgulanmış bir kuşatma projesidir.
Ankara'daki karar vericiler; diplomasi masasında pazarlanan bu sahte barış illüzyonlarına prim vermeden, sınırın iki yakası arasındaki bu organik bağı kökünden koparmak zorundadır. Türkiye; üniforması, arması veya resmi rütbesi ne olursa olsun milli güvenliğini tehdit eden tüm unsurları meşru hedef görmeye devam etmeli ve bu yapay ordu düzeni sahada tahkim edilmeden önce milli güvenlik doktrinini tavizsiz biçimde uygulamalıdır.
