Hayatın her alanında olduğu gibi, siyasetin ve sosyal ilişkilerin de görünmez bir yasası vardır: Utanma duygusu. İnsan, hata yapabilir; ancak hatayı bir sanat haline getirmek, arkasından binbir dolap çevirip sonra da sütten çıkmış ak kaşık gibi ortada dolaşmak, sadece bir karakter kusuru değil, toplumsal bir zehirlenmedir.
Maskeli Balonun Son Perdesi
Kulislerde her türlü hesabı yapan, davasına emek verenleri bir çırpıda silip atan, eşi dostu kayırırken adaleti rafa kaldıranların en büyük sığınağı "pişkinliktir." Bu öyle bir kalkandır ki; ne söylenen sözü işitirler, ne de yüzlerine çarpılan gerçeklerden utanırlar. Onlar için etik, sadece başkalarına vaaz verirken kullanılan bir maskedir. Kendi menfaatleri söz konusu olduğunda ise, en kirli pazarlıkların baş aktörü olmaktan çekinmezler.
"Hiçbir Şey Yapmamış Gibi" Yapmak
Bu zihniyetin en çarpıcı özelliği, çevirdiği dolaplar gün yüzüne çıktığında dahi takındığı o hayret verici soğukkanlılıktır. Sanki o listeleri başkası hazırlamış, sanki o tehdit dilini başkası kullanmış, sanki o vefasızlığı kendisi yapmamış gibi... Gözünüzün içine baka baka yalan söyleyen, hatta bu yalanına sizin de inanmanızı bekleyen bir özgüven! İşte bu, edebi sadece bir kelime sananların, ruhunu kibre teslim etmişlerin son durağıdır.
Edep Bir Tacmış...
Eskiler, "Edep bir tac imiş Nur-ı Hüda’dan / Giy o tacı emin ol her beladan" demişler. Edepten mahrum kalanlar, altlarına çektikleri lüks araçların, oturdukları makam koltuklarının veya sahip oldukları diplomaların kendilerini "üstün" kılacağını sanırlar. Oysa insanı insan yapan, ne makamın büyüklüğü ne de cüzdanın şişkinliğidir; insanı insan yapan, haksızlık karşısında eğilmemesi ve hatasını gördüğünde yerin dibine girecek kadar mahcubiyet duyabilmesidir.
Vicdanın Sessiz Tokadı
Bugün hiçbir şey olmamış gibi davrananlar, yarın hatırlanmayacaklarını bilemeyecek kadar körleşmişlerdir. Toplumun vicdanı, sessiz ama derinden bir not tutar. Kapalı kapılar ardında çevrilen dolaplar, "vakti gelince hesap sorarız" diye savrulan tehditler, aslında o kişinin kendi korkularının dışavurumudur.
Şimdi, bu pişkinlik tiyatrosunun perdeleri birer birer kapanıyor. Sahne ışıkları söndüğünde, ellerinde kalan tek şey; ne pahasına olursa olsun kazanma hırsıyla kirlettikleri isimleri olacak. Çünkü tarih, sadece kazananları değil, nasıl kaybettiklerini ve kaybederken ne kadar küçüldüklerini de yazar.
Vefa bilmeyene yol, edep bilmeyene söz, utanma duygusu olmayana ise gönül kapıları kapalıdır.
