Taner ARÇUKOĞLU
Köşe Yazarı
Taner ARÇUKOĞLU
 

Aynı Mayın, Aynı Kan, Farklı Gazilik: Kategorik Gazilik Ayıbı!

Mayın Sahasında Eşit, Kanun Önünde Ayrık: Türkiye’nin Gazilik Sorunu ve Etiket Karmaşası Aynı dağda, aynı zifiri karanlıkta, aynı operasyon hattında yan yana yürüyen iki insan hayal edin. Biri meslek olarak askerliği seçmiş rütbeli bir personel; diğeri köyünden, tezgahından ya da üniversite sırasından sökülüp "vatan borcu" diyerek o dağa gönderilmiş 20 yaşında gencecik bir er. Birkaç saniye sonra o sessizliği bölen sağır edici patlama, her ikisinin de kaderini aynı anda paramparça eder. Mayın infilak ettiğinde, ne o patlayıcının gücü rütbe sorar ne de etle kemiği biçen şarapnel parçaları makam ya da kadro tanır. İkisinin de sağ bacağı aynı avuç toprakta kalır; ikisinin de vücudundan süzülen kan aynı toprağı sular, ikisi de aynı şokla ve aynı vatan toprağında hayata tutunmaya çalışır. Ancak o karlı dağ tepesinden hastanelere, oradan da Ankara’daki resmi kurumlara geçildiğinde, sahadaki o mutlak eşitlik yerini mevzuat sınırlarına bırakır. Sistem, mayın sahasında insanları eşitleyen o trajediyi değerlendirirken mevcut kanuni tanımları esas alır. Rütbeli personelin durumu mesleki mevzuata göre şekillenirken, vatan savunmasına gelen erlerin hakları daha kısıtlı çerçevelere takılmaktadır. Feda edilen bedenler ve yaşanan kayıplar aynıyken, özlük haklarının mevcut bürokratik kalıplara göre şekillenmesi adalet duygusunu zedelemektedir. Üstelik sistemdeki tek ayrım rütbe çizgisiyle de sınırlı değildir. Mevzuattaki kategorileştirme zihniyeti; gazileri olayın yaşandığı yere, tarihe ve döneme göre "15 Temmuz gazisi", "terörle mücadele gazisi" ya da "kıbrıs/kore gazisi" gibi kompartımanlara ayırmaktadır. Oysa gazilik; olayın geçtiği takvime veya politik konjonktüre göre değil, kaybedilen uzva ve ödenen bedele göre anlam kazanır. Bir insanın vatan için kaybettikleri, hangi kategoride sınıflandırıldığıyla değil, taşıdığı izin ve hayat boyu sürecek engelin ağırlığıyla ölçülmelidir. Gaziliği etiketlere bölmek, aynı acıyı ve aynı fedakarlığı paylaşan insanlar arasında hak ve imkan farklılıkları doğurmakta, toplumsal vicdanı zedelemektedir. Tüm bu çifte standartlar, sadece bir gelir veya maaş konusu değil; eşitlik ilkesi açısından ele alınması gereken temel bir meseledir. Bir protez merkezinde ya da tedavi sürecinde gazilerin rütbelerine veya kategorilerine göre farklı imkânlara maruz kalması çözülmesi gereken açık bir eksikliktir. Beden bütünlüğünü vatan toprağında bırakmış bu insanların, en doğal haklarını kullanarak seslerini duyurmak ve adalet taleplerini iletmek istediklerinde bürokratik engellerle karşılaşması da yapıcı bir diyalog ortamını zora sokmaktadır. Er gazi, görev anında sorumluluğunu tam olarak yerine getiren bir askerdir. Devletin mesleki personeline görev esnasında sunduğu şartlar kendi içinde bir mantığa dayanabilir. Ancak konu gazilik unvanı ve feda edilen beden bütünlüğü olduğunda, yaklaşımın temel noktası eşitlik ve vefa olmalıdır. Gazilik, bir meslek kıdemi, statü ya da dönem etiketi değil; bedeli ömür boyu sürecek sakatlıklarla ödenmiş bir mertebedir. Bu vatan için dökülen kanın, çekilen acının ve kopan uzvun rütbesi de kategorisi de yoksa; sağlanan imkânların ve gösterilen hürmetin de etiketi olmamalıdır. Yapılması gereken; gaziliği olayın şekline göre değil, kaybedilen sağlığa ve sağlık raporlarındaki malullük durumuna göre tek bir çatı altında toplamak, tüm farkları ortadan kaldırarak tam anlamıyla adil ve kapsayıcı bir düzenlemeyi hayata geçirmektir.
Ekleme Tarihi: 20 Ağustos 2026 -Perşembe
Taner ARÇUKOĞLU

Aynı Mayın, Aynı Kan, Farklı Gazilik: Kategorik Gazilik Ayıbı!

Mayın Sahasında Eşit, Kanun Önünde Ayrık: Türkiye’nin Gazilik Sorunu ve Etiket Karmaşası

Aynı dağda, aynı zifiri karanlıkta, aynı operasyon hattında yan yana yürüyen iki insan hayal edin. Biri meslek olarak askerliği seçmiş rütbeli bir personel; diğeri köyünden, tezgahından ya da üniversite sırasından sökülüp "vatan borcu" diyerek o dağa gönderilmiş 20 yaşında gencecik bir er. Birkaç saniye sonra o sessizliği bölen sağır edici patlama, her ikisinin de kaderini aynı anda paramparça eder. Mayın infilak ettiğinde, ne o patlayıcının gücü rütbe sorar ne de etle kemiği biçen şarapnel parçaları makam ya da kadro tanır. İkisinin de sağ bacağı aynı avuç toprakta kalır; ikisinin de vücudundan süzülen kan aynı toprağı sular, ikisi de aynı şokla ve aynı vatan toprağında hayata tutunmaya çalışır.

Ancak o karlı dağ tepesinden hastanelere, oradan da Ankara’daki resmi kurumlara geçildiğinde, sahadaki o mutlak eşitlik yerini mevzuat sınırlarına bırakır. Sistem, mayın sahasında insanları eşitleyen o trajediyi değerlendirirken mevcut kanuni tanımları esas alır. Rütbeli personelin durumu mesleki mevzuata göre şekillenirken, vatan savunmasına gelen erlerin hakları daha kısıtlı çerçevelere takılmaktadır. Feda edilen bedenler ve yaşanan kayıplar aynıyken, özlük haklarının mevcut bürokratik kalıplara göre şekillenmesi adalet duygusunu zedelemektedir.

Üstelik sistemdeki tek ayrım rütbe çizgisiyle de sınırlı değildir. Mevzuattaki kategorileştirme zihniyeti; gazileri olayın yaşandığı yere, tarihe ve döneme göre "15 Temmuz gazisi", "terörle mücadele gazisi" ya da "kıbrıs/kore gazisi" gibi kompartımanlara ayırmaktadır. Oysa gazilik; olayın geçtiği takvime veya politik konjonktüre göre değil, kaybedilen uzva ve ödenen bedele göre anlam kazanır. Bir insanın vatan için kaybettikleri, hangi kategoride sınıflandırıldığıyla değil, taşıdığı izin ve hayat boyu sürecek engelin ağırlığıyla ölçülmelidir. Gaziliği etiketlere bölmek, aynı acıyı ve aynı fedakarlığı paylaşan insanlar arasında hak ve imkan farklılıkları doğurmakta, toplumsal vicdanı zedelemektedir.

Tüm bu çifte standartlar, sadece bir gelir veya maaş konusu değil; eşitlik ilkesi açısından ele alınması gereken temel bir meseledir. Bir protez merkezinde ya da tedavi sürecinde gazilerin rütbelerine veya kategorilerine göre farklı imkânlara maruz kalması çözülmesi gereken açık bir eksikliktir. Beden bütünlüğünü vatan toprağında bırakmış bu insanların, en doğal haklarını kullanarak seslerini duyurmak ve adalet taleplerini iletmek istediklerinde bürokratik engellerle karşılaşması da yapıcı bir diyalog ortamını zora sokmaktadır.

Er gazi, görev anında sorumluluğunu tam olarak yerine getiren bir askerdir. Devletin mesleki personeline görev esnasında sunduğu şartlar kendi içinde bir mantığa dayanabilir. Ancak konu gazilik unvanı ve feda edilen beden bütünlüğü olduğunda, yaklaşımın temel noktası eşitlik ve vefa olmalıdır. Gazilik, bir meslek kıdemi, statü ya da dönem etiketi değil; bedeli ömür boyu sürecek sakatlıklarla ödenmiş bir mertebedir.

Bu vatan için dökülen kanın, çekilen acının ve kopan uzvun rütbesi de kategorisi de yoksa; sağlanan imkânların ve gösterilen hürmetin de etiketi olmamalıdır. Yapılması gereken; gaziliği olayın şekline göre değil, kaybedilen sağlığa ve sağlık raporlarındaki malullük durumuna göre tek bir çatı altında toplamak, tüm farkları ortadan kaldırarak tam anlamıyla adil ve kapsayıcı bir düzenlemeyi hayata geçirmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.