Bir film izleyip salondan çıkarsınız, boğazınız düğümlenir. "Yolun açık olsun Paşam" der ekrandaki ses. Ama kafanızı kaldırıp sokağa, televizyonlara, bugünün o iğrenç siyasi tiyatrosuna baktığınızda içinizden sadece tek bir çığlık yükselir: "Yolun açık olsun ey milletim, çünkü uçuruma doğru son sürat koşuyorsun!"
Vatanın, bayrağın, kırmızı çizgilerin her gün biraz daha kuşa çevrildiği, kutsalların pazarlık masalarında meze yapıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu devletin harcını karan o asil ve kurucu ilkeleri aldılar; içini boşalttılar, tabelalara hapsedip üzerini tozlu raflarda bıraktılar. Şimdi o kurucu sütunları, bugünün o sahte yüzlerinin suratına tek tek fırlatmak gerekiyor.
Kitaplardaki o uysal, diplomatik tanımları unutun. Bu devletin üzerine kurulduğu o altı temel direğin gerçek anlamı budur ve karşısındaki rezalet de tam olarak şudur ;
Egemenliğin Kayıtsız Şartsız Millete Ait Olması: Gücü saraylardan ve şahıslardan alıp halkın kendisine vermektir; koltuğuna yapışan bir avuç zümrenin, halkı kendi marabası, koskoca devleti de kendi babasının çiftliği gibi görmesi kesinlikle değildir!
Tam Bağımsız Ulus Devlet (Milliyetçilik): Bu çatının altında yaşayanları etnik kökenine, mezhebine, ırkına bakmadan tek bir çatı altında çelik gibi bütünleştirmektir. Sınır kapılarını yol geçen hanına çevirenlerin, ülkenin demografik yapısını hançerleyenlerin karşısına dikilip toprağını korumanın adıdır. Vatanı savunmanın "ortası", "ılımlısı", "aşırısı" olmaz! Ya tam korursun ya yok olursun! Tıpkı Yugoslavya gibi… Önce üçe, yetmedi beşe, sonra yediye bölünürsün. O gün geldiğinde kapına dayanan emperyalist cellat senin yaşına, cinsiyetine, gencine, çocuğuna bakmaz; emeğini sömürür, bedenini çiğner, geleceğini çalar ve seni kendi yurdunda parya, dünyada üçüncü sınıf köle yapar! Milliyetçilik, bu zilleti reddetmektir.
Sınıfsız ve İmtiyazsız Eşitlik (Halkçılık): Toplumda hiçbir kişiye, aileye veya zümreye ayrıcalık tanımamaktır; birileri sülalece lüks, şatafat ve debdebe içinde yüzerken, halkın inim inim inleyip kuru ekmeğe muhtaç edilmesi, milletin sırtından kene gibi geçinilen bir düzen kurmak hiç değildir!
Milli Kalkınma ve Üretim (Devletçilik): Ülkenin fabrikasını, limanını, madenini, üretim araçlarını bu aziz millet için işletmektir; kesinlikle birilerinin halkın alın terine, emeğine ve hakkına çökmesi, devlet gücünü gasp edip milletin malını mülkünü yağmalatması değildir!
İnanç Özgürlüğü ve Vicdan Akli (Laiklik): Din bezirganlarının, karanlık yapıların devleti kemirmesini engellemek, inancı temiz ve kutsal tutmaktır; dini siyasete, ticarete, ihale şebekelerine alet edip halkı Allah'la aldatmak, kutsallarla uyutup arkadan soygun düzeni yürütmek değildir!
Çağdaşlaşma ve Yenilikçilik: Çağın ötesine geçmek için bizi geri bırakan ne varsa yıkıp ileriye yürümektir; uyuşuk uyuşuk oturup geçmişin körü körüne inanılan kurallarına saplanmak, var olan bu bozuk düzeni korumak ya da "değerlerimizi savunuyoruz" maskesi takıp toplumu orta çağ karanlığına geri götürmek kesinlikle değildir!
Şimdi ekranlarda boy gösteren o satılık kalemlere, o omurgasız figüranlara soruyorum: Dünyadaki tüm şerefli milletler kendi demografik yapısını, ulus devletini, tarihini ve o bayrak için dökülen milyonlarca vatan evladının kanını bir an bile unutmazken, sınırlarını namus bilip korurken; nasıl oluyor da bu ülkede bize "Geçmişi unutun, sınırları konuşmayın, demografik işgale ses çıkarmayın, milli kimliğinizi tartışın" densizliği yapılabiliyor? Bu cüreti kimden, hangi dış mihraktan alıyorsunuz?
Yazılan çizilenlere, dönen o sığ kayıkçı kavgalarına bakınca lanet ediyor insan: Biz, ileri görüşlülüğüyle dünyayı dize getirmiş o dahi lideri, Atatürk’ü zerre kadar anlamamışız! Her şeyimiz sahte, her şeyimiz riya. Sıkışınca, siyasi rant devşireceği zaman Anıtkabir’e koşan; işi bitip ölünce de camiye giden ama ikisinin arasında geçen koca bir ömürde Atatürk’ün fikirlerine ihanet eden bir güruh türedi. Nereye koşuyoruz biz? Yolumuz nereye?
cEğer yürüdüğümüz bu yol Atatürk’ün yolu değilse, derhal durun!
Bir tek vatan evladının burnu kanadı diye koca bir şehri yakmayı göze alan, "Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır" diyerek dünyayı karşısına alan bir liderin kurduğu bu devlette, bugün onun fikirlerini tartıştırmaya yeltenenler ya gafildir ya da hain!
Vatan teferruat değildir, vatan üzerinde kumar oynanacak bir arsa da değildir. Ya bu uykudan uyanırız ya da tarih, ders almayan korkaklar için coğrafya haritalarını kanla yeniden çizer!
