Tarih kitapları Büyük Taarruz’un başlangıcını genellikle topçularımızın Tınaztepe ve Kalecik Sivrisi’ni dövmeye başladığı 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30 olarak kaydeder. Ancak askeri strateji ve harekatın fiili başlangıcı açısından ibre, bir gün öncesini gösterir: 25 Ağustos 1922.
O gece, Anadolu coğrafyasının gördüğü en cüretkar askeri sızma harekatı başlamıştı. Yaklaşık 10 bin atlıdan oluşan 5. Süvari Kolordusu, düşmanın adeta bir kale gibi tahkim ettiği cephe hattını yarmak için değil, o hattın üzerinden, yani "asla geçilemez" denilen Ahır Dağı zirvelerinden aşarak düşman gerisine sarkmak üzere harekete geçmişti.
Bu harekâtın kalbinde yer alan Yarbay Ahmet Zeki (Soydemir) komutasındaki 2. Süvari Tümeni, o zifiri karanlıkta sadece coğrafyayla değil, büyük bir askeri facianın eşiğinden dönerek zamana karşı da savaşacaktı.
1. Stratejik Denklem: Ahır Dağı Neden Tercih Edildi?
1922 yılının Ağustos ayına gelindiğinde Yunan ordusu, Afyonkarahisar çevresindeki mevzilerini tel örgülerle, makineli tüfek yuvalarıyla ve tahkimatlarla adeta aşılmaz bir duvara dönüştürmüştü. Batılı askeri gözlemciler ve Yunan kurmay heyeti, bu savunma hattının Türkler tarafından aylar sürecek bir kuşatmayla dahi yarılamayacağından emindi.
Ancak Türk Genelkurmayı'nın (Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa) planı cepheden yıpratıcı bir savaşa girmek değil, tek bir darbede düşmanı imha etmekti. Bunun için düşmanın İzmir ile olan tüm demiryolu ve telgraf bağlantısının tek bir gecede kesilmesi gerekiyordu.
Doğal Engel: Ahır Dağı, dik yamaçları, derin uçurumları ve sık orman yapısıyla askeri araçlar bir yana, tekil binek hayvanlarının bile gece vakti geçmekte zorlanacağı bir kütleydi. Yunan General Trikupis, bu dağlık bölgeyi "doğal bir savunma duvarı" olarak gördüğü için buraya ciddi bir savunma gücü yerleştirmemişti.
İşte Türk askeri dehası bu "imkansızlığı" fırsata çevirdi. Fahrettin Paşa’nın süvarileri, nallarına keçe ve çullar sararak, hiçbir ışık yakmadan ve çıt çıkarmadan bu dik yamaçları tırmanmaya başladı.
2. Süvari ve Piyade Teşkilatlarının Yapısal Farkları
Askeri harekatın dinamiklerini anlayabilmek için süvari birliklerinin yapısını bilmek gerekir. Süvariler, dönemin ağır zırhlı mekanize birliklerinin henüz doğmadığı bir çağda ordunun "hızlı reaksiyon" gücüydü. Türk ordusunun süvari teşkilatı, klasik piyade tümenlerine göre daha çevik ancak ateş gücü açısından daha sınırlı bir yapıya sahipti.
İki sınıf arasındaki temel yapısal farklar şu şekildedir:
Hiyerarşik Düzen: Piyade tümenleri bölük, tabur, alay ve tümen kademelerinden oluşurken; süvari tümenlerinde tabur kademesi bulunmaz, hiyerarşi doğrudan bölükten alaya, alaydan tümene geçer.
Mevcut Kuvvet: Bir piyade tümeni ortalama 4.500 ile 5.000 arasında muharip asker barındırırken, süvari tümenlerinin muharip kadrosu ortalama 1.500 ile 2.000 atlı süvariden oluşur.
Hız ve Mobilite: Piyade birliklerinin günlük ortalama yürüyüş mesafesi 20 ile 25 kilometre arasındayken, süvari birlikleri günde ortalama 50 ila 70 kilometre mesafe katetme kapasitesine sahiptir.
Lojistik İhtiyaç: Piyade tümenleri ağır mühimmat nakliyesine ve yoğun topçu desteğine gereksinim duyarken, süvari tümenleri hafif mühimmatın yanı sıra öncelikli olarak at yemi ve su kaynaklarına bağımlıdır.
3. Dumlupınar Yaylası’nda Karşı Karşıya Gelen Namlular
25 Ağustos gecesi başlayan tırmanışta 2. Süvari Tümeni, Çambeyli Köyü üzerinden dağa giriş yaptı. Planlanan rota, Dumlupınar Yaylası üzerinden Kırka hattını takip ederek doğrudan Teke Beleni'ne inmek ve sabaha karşı Sincanlı Ovası'nda hazır bulunmaktı.
Ancak zifiri karanlık, dik patikalar ve haritaların yetersizliği yüzünden tümen yayla üzerinde yönünü kaybetti. Gece yarısından sonra, patikaların birbirine karıştığı bir makas noktasında yanlış yöne sapan 2. Süvari Tümeni, kendisini 6. Piyade Tümeni’nen mevzilendiği Hacettepe yakınlarında buldu.
Facianın Eşiğindeki Dakikalar
Yunan sızma girişimlerine karşı teyakkuzda bekleyen ve parmakları tetikte olan Türk piyadeleri, karanlığın içinden kendilerine doğru yaklaşan devasa bir atlı dalgası tespit etti. Süvariler de aynı şekilde karşılarında mevzilenmiş askeri unsurları düşman sandı.
Kılıçlar kınından sıyrılmak üzereyken ve piyade makineli tüfekleri ateşe başlamak üzereyken, her iki tarafın subaylarının soğukkanlılığı devreye girdi.
Karanlıkta karşılıklı haykırılan parolalar,
Türkçe verilen komutlar,
Karşıdaki gücün "Yunan" değil, "Türk" olduğunu ortaya çıkardı.
Namlular son saniyede indirildi ancak bu yön kaybı ve kargaşa, 2. Süvari Tümeni'ne en az 4 ila 5 saatlik çok ağır bir gecikmeye mal oldu.
4. Hayalet Süvarilerin Zamana Karşı Koşusu
Yanlış rotada olduklarını anlayan Ahmet Zeki Bey’in süvarileri için artık dinlenmek ya da yavaşlamak bir seçenek değildi. Güneş doğduğunda ova sınırlarına inmemiş olsalardı, açık arazide Yunan topçusunun ve uçaklarının açık hedefi haline geleceklerdi. Üstelik 1. ve 14. Süvari Tümenleri çoktan hedeflerine doğru yol almıştı; zincirin bir halkasının kopması tüm harekatı tehlikeye atabilirdi.
"Hayalet Süvariler", o gecikmeyi kapatmak için atlarını adeta ölüme sürdüler. Uykusuzluktan eyer üzerinde bayılma noktasına gelen erler, bitkin düşen atlar kamçılandı. 26 Ağustos sabahı sisler arasından sıyrılan 2. Süvari Tümeni, mucizevi bir şekilde tam zamanında Sincanlı Ovası'na inmeyi başardı.
5. Baskın ve Sonuç: Cephe Gerisinin Çöküşü
Ovanın düzlüğüne inen 10 bin Türk süvarisi, bir anda Yunan ordusunun can damarlarına bastı.
Lojistik ve Haberleşme Kesildi: Afyon-İzmir demiryolu hattı tahrip edildi. Yunan ordusunun İzmir’deki ana karargah ile olan telgraf hatları kesildi. Başkomutan Trikupis, cephede ne olup bittiğini ancak saatler sonra öğrenebiliyordu.
Moral Çöküntü: Yunan askerleri arkalarında devasa bir Türk gücünün belirdiğini görünce kuşatıldıklarını anlayarak paniklediler.
Takip ve İmha: Süvariler, sadece hattı kesmekle kalmadı; geri çekilmeye çalışan Yunan tümenlerini adeta bir çoban köpeği gibi sararak onları sarp vadilere ve imha çemberine (Dumlupınar Meydan Muharebesi sahasına) doğru sürdü.
Ahır Dağı'nı aşan o nallar, sadece askeri bir engeli değil, bir milletin makus talihini de aşmıştı. Bugün askeri tarihçiler, 5. Süvari Kolordusu’nun bu sızma harekatını, Napolyon’un Alpler’i geçişi veya Hannibal’ın stratejik manevralarıyla eş değer kabul etmektedir. Yarbay Ahmet Zeki Soydemir ve emrindeki isimsiz kahramanlar, Dumlupınar Yaylası’nda kaybettikleri o 5 saati canlarını dişlerine takarak geri kazanmış ve adlarını Türk askeri tarihine altın harflerle yazdırmışlardır.
