Taner ARÇUKOĞLU
Köşe Yazarı
Taner ARÇUKOĞLU
 

Cepheden Meclise Bir Ömür: TBMM’nin İlk Şehit Vekili 'Deli Halid Paşa'

Yıkılmakta olan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkaran o çelik iradeli kuşağın içinde, öyle bir isim vardır ki hem askeri dehasıyla düşmana korku salmış hem de ömrünü adadığı vatanın meclisinde trajik bir sona kurban gitmiştir: Halid Karsıalan. Namıdiğer, "Deli" Halid Paşa. O, sadece cephelerin efsanevi komutanı değil, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hayatını kaybeden ilk milletvekilidir. Ona "Deli" denmesi ne bir akıl zayıflığından ne de fevriliğindendi. Onun deliliği; mermilerin vızıldadığı cephelerde kurşunların üzerine korkusuzca, dimdik yürümesinden, askerinin en önünde siperden sipere atılmasından ve vatan aşkının yarattığı o muazzam, zapt edilemez cesaretindendi. Vücudunda dokuz kurşun yarasıyla savaşan, Sakarya Meydan Muharebesi’nde kafatasının hemen yanına saplanan bir kurşunu ölene dek vücudunda gururla taşıyan bir komutandan bahsediyoruz. Disiplini ve adaleti öylesine keskin bir subaydı ki belindeki iki tabancadan düşmana doğrulttuğuna "Namuslu", cepheden kaçan vatan hainleri için sakladığına ise "Namussuz" adını vermişti. Kırk Yıllık Esaretin Sonu: Doğu’nun Kurtuluşu 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın (93 Harbi) ardından Kars, Sarıkamış ve Ardahan, Berlin Antlaşması ile Ruslara bırakılmıştı. "Elviye-i Selâse" yani Üç Sancak olarak bilinen bu topraklar, kırk yıl boyunca anavatandan ayrı, boynu bükük kaldı. 1917 yılında Rusya’da patlak veren Bolşevik İhtilali ordunun çekilmesine yol açınca, bölge bu kez de Rusların bıraktığı modern silahlarla donatılmış Ermeni çetelerinin ve taşnak yapılarının insafına terk edildi. Bölgedeki Türk halkı tarifsiz bir mezalim ve katliamla karşı karşıyaydı. İşte bu karanlık dönemde Halid Bey, Enver Paşa’nın talimatıyla kurulan Kafkas İslam Ordusu’nun ileri gelen bir yarbayı olarak Doğu Cephesi’ne girdi. Onun bölgeye gelişi, sadece bir askeri intikal değil, kırk yıllık bir hasretin ve esaretin bitiş çığlığıydı. Halid Bey, askeri ezberleri bozan bir stratejistti. İkmal hatlarının yetersizliğine, askerlerin yorgunluğuna aldırmadan düşmana toparlanma fırsatı vermeyen şok gece baskınları düzenledi. 1914’teki o acı Sarıkamış faciasının yaşandığı, aşılmaz denilen karlı dağları ve tahkimatları süratle aşarak Sarıkamış’ı düşman işgalinden kurtardı. Hemen ardından, askeri tarihçilerin "zapt edilmesi neredeyse imkansız" dediği Kars Kalesi’ne yöneldi. Uyguladığı hareketli yıldırım stratejisiyle düşman hatlarını felç etti; Kars Kalesi ve Ardahan peş peşe Türk bayrağıyla yeniden buluştu. Bölge halkı onu bir komutandan öte, canlarını kurtaran bir baba gibi bağrına bastı. Yıllar sonra Soyadı Kanunu çıktığında ailesine bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından "Karsıalan" soyadının verilmesi, bu resmi zaferin devlet eliyle ölümsüzleştirilmesinden başka bir şey değildi. Batı Cephesi’nden Meclis Sıralarına Doğu’daki görevini tamamladıktan sonra da durmadı Halit Paşa. Milli Mücadele’nin kalbine, Batı Cephesi’ne koştu. Büyük Taarruz’da Yunan ordusunun geri çekilme hatlarını keserek Yunan General Kladas dahil binlerce düşman askerini esir aldı. Cephelerin bu eğilmez, bükülmez bileği, zaferin ardından Ardahan Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi. Ancak cephelerin dürüst ve tavizsiz askeri, meclisin kulis siyasetine ayak uyduramadı. Özellikle cepheden dönen malul gazilerin ve yetimlerin hakları konusunda son derece hassastı. Mecliste bu konuda bir kanun değişikliği teklifi hazırlamıştı. Fırkanın (Halk Fırkası) "Şahinler Grubu" olarak bilinen Kel Ali (Ali Çetinkaya), Rauf (Benli) ve Avni gibi sert isimler, Halit Paşa'ye bu kanun teklifini destekleme sözü vermişlerdi. Genel kurulda sözlerinde durmayıp teklife destek vermeyince, Deli Halit Paşa adeta zıvanadan çıktı. Aralarında 13 sene öncesine dayanan eski bir husumetin de bulunduğu Afyon Milletvekili Kel Ali’yi (Ali Çetinkaya) meclis salonunda açıkça dışarıya, düelloya davet etti. 9 Şubat 1925: Meclis Koridorunda Patlayan Silah İki vekil koridora çıktı. Saniyeler içinde silahlar çekildi. İddiaya göre Deli Halit Paşa önce silahını ateşledi ancak hedefi vuramadı. Hemen ardından iki dev isim arasında amansız, fiziksel bir boğuşma başladı. Fiziksel olarak çok güçlü olan Halit Paşa, Kel Ali’yi altına alıp darp etmeye başlayınca,iddiaya göre arkadaşını kurtarmak isteyen Rize Milletvekili Rauf (Benli) Bey arkadan gelerek silahını ateşledi. Yere yığılan Paşa, kendisini kucaklayan dostlarına ve daha sonra meclise koşan Mustafa Kemal Paşa'ya ağır bir küfür eşliğinde katili işaret edecekti: "Ben Kel Ali'yi altıma almıştım, o beni vurmuş olamaz. Beni arkamdan o puşt Rauf vurdu!" Tarihin İki Farklı Anlatısı: "Siyasi Komplo" mu, "Tıbbi Gerçeklik" mi? Deli Halit Paşa'nın vurulması ve sonrasındaki ölüm süreci, yakın tarihimizde iki tamamen zıt tezin çatışma noktasıdır: 1. Siyasi Komplo ve Pusu İddiası Bu muhalif anlatıya göre; Halit Paşa klikler tarafından kalleşçe arkadan vurulmuş, olayı "meşru müdafaa" kılıfına uydurmak için asıl tetikçi Rize Mebusu Rauf yerine suçu altındaki Ali Çetinkaya (Kel Ali) üstlenmiştir. Paşa, cinayeti örtbas etmek ve infial yaratmamak için meclisin bodrumundaki soğuk bir odada adeta ölüme terk edilmiştir. 2. Tıbbi Gerçeklik ve Kurtarma Mücadelesi Tezi Resmî belgelere ve tıp kayıtlarına dayanan diğer güçlü iddiaya göre ise olay kontrolden çıkan trajik bir arbededir ve devlet Paşa'yı kurtarmak için seferber olmuştur: Mustafa Kemal’in Çabası: Olayı duyar duymaz derin bir üzüntüyle meclise koşan Mustafa Kemal Paşa, derhal İstanbul’daki en iyi cerrahların Ankara’ya getirilmesini emretmiştir. "Kıpırdatmayın" Talimatı: İstanbul'dan apar topar getirilen ünlü Operatör Doktor Orhan Bey, yaptığı muayenede "İç kanama riski olmadığı sürece hayati tehlike yok. Ancak iç kanama yaşamaması için hastanın kesinlikle yerinden kıpırdatılmaması gerekir" raporunu vermiştir. Paşa'nın meclis binasında yatırılmasının sebebi ölüme terk edilmesi değil, bu kesin tıbbi direktiftir. "Arkadan Vurulma" Yanılgısı: İlk muayeneyi yapan ve Mustafa Kemal'in de çok güvendiği Doktor Reşit Galip, Paşa'nın "arkadan vuruldum" iddiasına bilimsel bir açıklık getirmiştir: "Mermi aslında göğüs altından (önden) girmiş paşam. Ancak kurşun sırta yakın bir yerde kaldığı için, bu tip yaralanmalarda hastanın ağrıyı sırtta hissetmesi ve arkadan vurulduğunu sanması doğaldır." 14 Şubat 1925: Masaların Üzerinde Sönen Bir Hayat En iyi cerrahların gözetiminde, iç kanama riskine karşı meclis binasında kurulan geçici yatakta tedavi edilen Deli Halit Paşa’nın durumunun iyiye gittiği düşünülüyordu. Hatta olaydan üç gün sonra, 12 Şubat günü doktorlar Süreyya ve Orhan Beyler tarafından yarasına başarılı bir pansuman yapılmıştı. Ancak 13 Şubat günü öğleden sonra saat 16.00 sularında Paşa’nın ateşi aniden yükseldi. Ankara'nın dondurucu kış soğuğunda zatürreye yakalanan ve yarası iltihaplanan (peritonit - karın zarı iltihabı) efsanevi komutan, 14 Şubat 1925 sabaha karşı saat 02.30 sularında, meclis masalarının üzerinde hayata gözlerini yumdu. Durumunun kritik olmadığını sanan ve vefat haberini alınca derhal meclise koşan Mustafa Kemal Paşa, çok sevdiği bu yiğit arkadaşının cansız bedeni başında gözyaşlarını tutamadı. Ebedi Bir Gizem ve Aziz Hatıra Deli Halit Paşa'nın vücuduna giren o kurşunun önden mi arkadan mı girdiğine dair resmi otopsi/tedavi raporu hiçbir zaman tam olarak gün yüzüne çıkmadı. Bu durum, cinayeti tarihin ebedi bir sırrı olarak bıraktı. Olay "nefs-i müdafaa" denilerek kapatıldı; olayın asıl şüphelisi Rauf Bey ise birkaç ay sonra yatağında şüpheli şekilde ölü bulundu. Ancak değişmeyen tek bir gerçek var: Bugün Ankara Devlet Mezarlığı’nda uyuyan Halit Karsıalan, arkasında hiçbir şahsi servet bırakmadı. O bu millete; Kars’ın, Sarıkamış’ın, Ardahan’ın dağlarında hürriyetle dalgalanan al bayrağı ve TBMM’nin ilk şehit milletvekili olarak eğilmeyen şerefli bir baş bıraktı. Doğu'nun ayazında rüzgar estikçe, onun ve askerlerinin aziz hatırası o topraklarda sonsuza dek yankılanacaktır.
Ekleme Tarihi: 16 Temmuz 2026 -Perşembe
Taner ARÇUKOĞLU

Cepheden Meclise Bir Ömür: TBMM’nin İlk Şehit Vekili 'Deli Halid Paşa'

Yıkılmakta olan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkaran o çelik iradeli kuşağın içinde, öyle bir isim vardır ki hem askeri dehasıyla düşmana korku salmış hem de ömrünü adadığı vatanın meclisinde trajik bir sona kurban gitmiştir: Halid Karsıalan. Namıdiğer, "Deli" Halid Paşa. O, sadece cephelerin efsanevi komutanı değil, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında hayatını kaybeden ilk milletvekilidir.

Ona "Deli" denmesi ne bir akıl zayıflığından ne de fevriliğindendi. Onun deliliği; mermilerin vızıldadığı cephelerde kurşunların üzerine korkusuzca, dimdik yürümesinden, askerinin en önünde siperden sipere atılmasından ve vatan aşkının yarattığı o muazzam, zapt edilemez cesaretindendi. Vücudunda dokuz kurşun yarasıyla savaşan, Sakarya Meydan Muharebesi’nde kafatasının hemen yanına saplanan bir kurşunu ölene dek vücudunda gururla taşıyan bir komutandan bahsediyoruz. Disiplini ve adaleti öylesine keskin bir subaydı ki belindeki iki tabancadan düşmana doğrulttuğuna "Namuslu", cepheden kaçan vatan hainleri için sakladığına ise "Namussuz" adını vermişti.

Kırk Yıllık Esaretin Sonu: Doğu’nun Kurtuluşu
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın (93 Harbi) ardından Kars, Sarıkamış ve Ardahan, Berlin Antlaşması ile Ruslara bırakılmıştı. "Elviye-i Selâse" yani Üç Sancak olarak bilinen bu topraklar, kırk yıl boyunca anavatandan ayrı, boynu bükük kaldı. 1917 yılında Rusya’da patlak veren Bolşevik İhtilali ordunun çekilmesine yol açınca, bölge bu kez de Rusların bıraktığı modern silahlarla donatılmış Ermeni çetelerinin ve taşnak yapılarının insafına terk edildi. Bölgedeki Türk halkı tarifsiz bir mezalim ve katliamla karşı karşıyaydı.

İşte bu karanlık dönemde Halid Bey, Enver Paşa’nın talimatıyla kurulan Kafkas İslam Ordusu’nun ileri gelen bir yarbayı olarak Doğu Cephesi’ne girdi. Onun bölgeye gelişi, sadece bir askeri intikal değil, kırk yıllık bir hasretin ve esaretin bitiş çığlığıydı.

Halid Bey, askeri ezberleri bozan bir stratejistti. İkmal hatlarının yetersizliğine, askerlerin yorgunluğuna aldırmadan düşmana toparlanma fırsatı vermeyen şok gece baskınları düzenledi. 1914’teki o acı Sarıkamış faciasının yaşandığı, aşılmaz denilen karlı dağları ve tahkimatları süratle aşarak Sarıkamış’ı düşman işgalinden kurtardı. Hemen ardından, askeri tarihçilerin "zapt edilmesi neredeyse imkansız" dediği Kars Kalesi’ne yöneldi. Uyguladığı hareketli yıldırım stratejisiyle düşman hatlarını felç etti; Kars Kalesi ve Ardahan peş peşe Türk bayrağıyla yeniden buluştu. Bölge halkı onu bir komutandan öte, canlarını kurtaran bir baba gibi bağrına bastı. Yıllar sonra Soyadı Kanunu çıktığında ailesine bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından "Karsıalan" soyadının verilmesi, bu resmi zaferin devlet eliyle ölümsüzleştirilmesinden başka bir şey değildi.

Batı Cephesi’nden Meclis Sıralarına
Doğu’daki görevini tamamladıktan sonra da durmadı Halit Paşa. Milli Mücadele’nin kalbine, Batı Cephesi’ne koştu. Büyük Taarruz’da Yunan ordusunun geri çekilme hatlarını keserek Yunan General Kladas dahil binlerce düşman askerini esir aldı. Cephelerin bu eğilmez, bükülmez bileği, zaferin ardından Ardahan Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi.

Ancak cephelerin dürüst ve tavizsiz askeri, meclisin kulis siyasetine ayak uyduramadı. Özellikle cepheden dönen malul gazilerin ve yetimlerin hakları konusunda son derece hassastı. Mecliste bu konuda bir kanun değişikliği teklifi hazırlamıştı. Fırkanın (Halk Fırkası) "Şahinler Grubu" olarak bilinen Kel Ali (Ali Çetinkaya), Rauf (Benli) ve Avni gibi sert isimler, Halit Paşa'ye bu kanun teklifini destekleme sözü vermişlerdi.

Genel kurulda sözlerinde durmayıp teklife destek vermeyince, Deli Halit Paşa adeta zıvanadan çıktı. Aralarında 13 sene öncesine dayanan eski bir husumetin de bulunduğu Afyon Milletvekili Kel Ali’yi (Ali Çetinkaya) meclis salonunda açıkça dışarıya, düelloya davet etti.

9 Şubat 1925: Meclis Koridorunda Patlayan Silah
İki vekil koridora çıktı. Saniyeler içinde silahlar çekildi. İddiaya göre Deli Halit Paşa önce silahını ateşledi ancak hedefi vuramadı. Hemen ardından iki dev isim arasında amansız, fiziksel bir boğuşma başladı.

Fiziksel olarak çok güçlü olan Halit Paşa, Kel Ali’yi altına alıp darp etmeye başlayınca,iddiaya göre arkadaşını kurtarmak isteyen Rize Milletvekili Rauf (Benli) Bey arkadan gelerek silahını ateşledi. Yere yığılan Paşa, kendisini kucaklayan dostlarına ve daha sonra meclise koşan Mustafa Kemal Paşa'ya ağır bir küfür eşliğinde katili işaret edecekti:

"Ben Kel Ali'yi altıma almıştım, o beni vurmuş olamaz. Beni arkamdan o puşt Rauf vurdu!"

Tarihin İki Farklı Anlatısı: "Siyasi Komplo" mu, "Tıbbi Gerçeklik" mi?

Deli Halit Paşa'nın vurulması ve sonrasındaki ölüm süreci, yakın tarihimizde iki tamamen zıt tezin çatışma noktasıdır:

1. Siyasi Komplo ve Pusu İddiası
Bu muhalif anlatıya göre; Halit Paşa klikler tarafından kalleşçe arkadan vurulmuş, olayı "meşru müdafaa" kılıfına uydurmak için asıl tetikçi Rize Mebusu Rauf yerine suçu altındaki Ali Çetinkaya (Kel Ali) üstlenmiştir. Paşa, cinayeti örtbas etmek ve infial yaratmamak için meclisin bodrumundaki soğuk bir odada adeta ölüme terk edilmiştir.

2. Tıbbi Gerçeklik ve Kurtarma Mücadelesi Tezi
Resmî belgelere ve tıp kayıtlarına dayanan diğer güçlü iddiaya göre ise olay kontrolden çıkan trajik bir arbededir ve devlet Paşa'yı kurtarmak için seferber olmuştur:

Mustafa Kemal’in Çabası: Olayı duyar duymaz derin bir üzüntüyle meclise koşan Mustafa Kemal Paşa, derhal İstanbul’daki en iyi cerrahların Ankara’ya getirilmesini emretmiştir.

"Kıpırdatmayın" Talimatı: İstanbul'dan apar topar getirilen ünlü Operatör Doktor Orhan Bey, yaptığı muayenede "İç kanama riski olmadığı sürece hayati tehlike yok. Ancak iç kanama yaşamaması için hastanın kesinlikle yerinden kıpırdatılmaması gerekir" raporunu vermiştir. Paşa'nın meclis binasında yatırılmasının sebebi ölüme terk edilmesi değil, bu kesin tıbbi direktiftir.

"Arkadan Vurulma" Yanılgısı: İlk muayeneyi yapan ve Mustafa Kemal'in de çok güvendiği Doktor Reşit Galip, Paşa'nın "arkadan vuruldum" iddiasına bilimsel bir açıklık getirmiştir: "Mermi aslında göğüs altından (önden) girmiş paşam. Ancak kurşun sırta yakın bir yerde kaldığı için, bu tip yaralanmalarda hastanın ağrıyı sırtta hissetmesi ve arkadan vurulduğunu sanması doğaldır."

14 Şubat 1925: Masaların Üzerinde Sönen Bir Hayat
En iyi cerrahların gözetiminde, iç kanama riskine karşı meclis binasında kurulan geçici yatakta tedavi edilen Deli Halit Paşa’nın durumunun iyiye gittiği düşünülüyordu. Hatta olaydan üç gün sonra, 12 Şubat günü doktorlar Süreyya ve Orhan Beyler tarafından yarasına başarılı bir pansuman yapılmıştı.

Ancak 13 Şubat günü öğleden sonra saat 16.00 sularında Paşa’nın ateşi aniden yükseldi. Ankara'nın dondurucu kış soğuğunda zatürreye yakalanan ve yarası iltihaplanan (peritonit - karın zarı iltihabı) efsanevi komutan, 14 Şubat 1925 sabaha karşı saat 02.30 sularında, meclis masalarının üzerinde hayata gözlerini yumdu.

Durumunun kritik olmadığını sanan ve vefat haberini alınca derhal meclise koşan Mustafa Kemal Paşa, çok sevdiği bu yiğit arkadaşının cansız bedeni başında gözyaşlarını tutamadı.

Ebedi Bir Gizem ve Aziz Hatıra

Deli Halit Paşa'nın vücuduna giren o kurşunun önden mi arkadan mı girdiğine dair resmi otopsi/tedavi raporu hiçbir zaman tam olarak gün yüzüne çıkmadı. Bu durum, cinayeti tarihin ebedi bir sırrı olarak bıraktı. Olay "nefs-i müdafaa" denilerek kapatıldı; olayın asıl şüphelisi Rauf Bey ise birkaç ay sonra yatağında şüpheli şekilde ölü bulundu.

Ancak değişmeyen tek bir gerçek var: Bugün Ankara Devlet Mezarlığı’nda uyuyan Halit Karsıalan, arkasında hiçbir şahsi servet bırakmadı. O bu millete; Kars’ın, Sarıkamış’ın, Ardahan’ın dağlarında hürriyetle dalgalanan al bayrağı ve TBMM’nin ilk şehit milletvekili olarak eğilmeyen şerefli bir baş bıraktı. Doğu'nun ayazında rüzgar estikçe, onun ve askerlerinin aziz hatırası o topraklarda sonsuza dek yankılanacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.