Bir kentin en masum sığınakları neresidir? Kuşkusuz okullar. Geleceğin mimarlarının yetiştiği, her yıl binbir umutla kapılarını açan o sınıflar, bahçeler... Peki, siyasi hırs ve dar kadro hesaplaşmaları bu masumiyetin kapısına dayandığında ne olur? Çan ilçesinde yaşananlar, yerel siyasetin bürokrasiyle el ele verip kamu yararını ve en acısı çocukları nasıl gözden çıkarabileceğinin utanç verici bir özeti niteliğinde.
Yeni eğitim-öğretim yılı kapıda. Okulların boyası dökülmüş, bahçe duvarları yıpranmış, pergoleleri onarım bekliyor. Çan Belediye Başkanı Harun Aslan, kapısını çalan okul yönetimlerine son derece kurumsal ve hakkaniyetli bir yol gösteriyor: "Taleplerinizi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne iletin, süreç resmi kanallardan yürüsün."
Bürokratik nezaket işliyor; talepler toplanıyor, İlçe Milli Eğitim üzerinden belediyeye iletiliyor. Çan Belediyesi de kaynakları verimli kullanmak adına tek tek pansuman tedavisi yapmak yerine kamu ihalesine çıkıyor. Şeffaf bir ihale yapılıyor, yüklenici firma belirleniyor ve ekipler çocukların daha temiz, güvenli bir ortamda eğitim alması için kolları sıvıyor.
Her şey kamu yararına, nizami ve tıkır tıkır işlerken sahneye aniden bir "siyasi vesayet" gölgesi düşüyor.
İlk kazmanın vurulduğu 23 Eylül İlkokulu’nda hummalı çalışma başlar başlamaz, AK Parti Çan İlçe Başkanı Murat Okan ve kurmayları adeta bir teftiş amiri edasıyla okul bahçesinde beliriyor: "Çalışmayı durduruyorsunuz kardeşim, yapmayacaksınız!"
Yetki kimde? Devletin kurumunda mı, yoksa ilçe başkanının iki dudağının arasında mı? Bu neyin cüreti, hangi mevzuatın tanıdığı bir güçtür?
Meselenin asıl ibretlik perdesi ise bundan sonra açılıyor. Belediye Başkanı Harun Aslan, sürecin mimarı olan Milli Eğitim Müdürlüğü’nü arayıp "Bu talepleri siz ilettiniz, bu engelleme neden?" diye sorduğunda tatmin edici tek bir izahat alamıyor. Çok geçmeden perde arkasındaki siyasi baskı gün yüzüne çıkıyor. Yüz yüze yapılan görüşmede bürokrasinin düşürüldüğü acziyet açıkça itiraf ediliyor: "Siyasi olarak çok zor durumda kalırım, 23 Eylül İlkokulu’nun ihalesini iptal edelim."
Soruyoruz:
Bir kamu yöneticisinin önceliği siyasi baskılardan koltuğunu korumak mıdır, yoksa o okulda okuyan yüzlerce evladın hijyenik ve güvenli bir ortamda eğitim görmesi midir?
Daha da vahimi; ilçede birçok okulun bakım-onarımı sürerken yalnızca 23 Eylül İlkokulu’nun kurban seçilmesidir. Neden sadece 23 Eylül? Bu okulun öğrencileri, öğretmenleri siyasi bir çekişmenin rehinesi midir? Çan Belediyesi’nin hizmet üretmesini engellemek adına devletin resmi yazışmalarıyla başlatılan bir onarımın, yine bir bürokratik kılıfla apar topar iptal edilmesi hangi vicdana sığar?
Başkan Harun Aslan’ın "Bana resmi yazıyla bildirin" talebi üzerine alelacele gönderilen yazıyla ihale iptal edildi. Boyanmayan duvarlar, onarılmayan bahçeler yerinde kaldı. Kazanan bir siyasi ego, kaybeden ise doğrudan Çan’ın çocukları oldu.
Hizmetin partisi, siyaseti, faturası çocuklara kesilecek bir egosu olmaz. Okulun dökülen sıvasını, kırık bahçe duvarını siyaset malzemesi yapıp "Burayı belediye yapamaz" dayatmasında bulunanlar; engelledikleri şeyin belediye değil, çocukların geleceği olduğunu ne zaman anlayacak?
Bu utanç tablosu sadece Çan’ın yerel hafızasına değil, bürokrasinin siyasete boyun eğdiği ibretlik bir vaka olarak kayıtlara geçmiştir. O okulun boyanmayan her duvarında, onarılmayan her köşesinde bu siyasi kibrin ve pısırık bürokrasinin imzası vardır.
