Son yılların en organize, en konforlu ve en dokunulmaz başarı hikâyesi hep aynı nakaratla başlıyor:
“Milyon euroluk dev proje kazandık!”
Ardından gelsin reklamlar, dönsün PR çarkları... Alkışlar, imza törenlerindeki o kasıntı pozlar, yerel basına servis edilen kibirli gurur tabloları, plaketler, tebrikler…
Peki ya Sahne Arkası?
O parıltılı salonların ışıkları söndüğünde, o şık takım elbiseliler arabalarına binip gittiğinde sokağa ne kalıyor? Asıl soruyu sormaya nedense herkes korkuyor: Bu devasa paralar uçup giderken, bu milletin elinde kalan ne?
Açık konuşalım; karşımızda artık masum bir fon arayışı yok. Dünyada ve ülkemizde, kendi elitlerini, kendi gizli zenginlerini yaratan arsız bir “proje baronluğu” kuruldu. Bu öyle bir tezgah ki:
Masa başında süslü cümlelerle rapor uyduran "uzmanlar" var.
Halkın arasına girmeye tenezzül bile etmeyen "koordinatörler" var.
"Danışmanlık" adı altında emeği sömüren, faturayı kesen imtiyazlılar var.
Beş yıldızlı otellerde ağırlanıp, seyahat hakkını sonuna kadar kullanan yol arkadaşları var.
Yani o milyonluk bütçe, daha sahaya tek bir çivi çakılmadan, kendi yarattıkları o dar kastın içinde eriyip gidiyor. Kimse bize "bilgi ve uzmanlık bedelsiz değildir" masalı anlatmasın. Kamu adına, millet adına alınan her kuruşun hesabını sormak, bu ülkenin evlatlarının hakkıdır!
Maskeli Dernekler, Paravan Yapılar…
İşin en trajik ve en karanlık boyutu ise madalyonun diğer yüzünde gizli. Bugün bu proje ekosistemi, sadece bireysel zenginleşme ya da lüks merakı kapısı değil; aynı zamanda takiyye yapan, kendini gizleyen birtakım yapıların da en büyük finansman kaynağı haline geldi.
Bakıyorsunuz; kağıt üstünde son derece masum, çağdaş, kulağa hoş gelen isimlerle kurulmuş dernekler, vakıflar var. Dışarıdan baksanız ne bir renkleri var ne bir kokuları... Ama bu yapıların derinlerine indiğinizde, aslında bambaşka ajandaları olan cemaatlerin ve odakların paravanı olduklarını görüyorsunuz.
Sistem o kadar profesyonelce işliyor ki:
Toplumun hassas olduğu, devletin veya uluslararası fonların en çok bütçe ayırdığı "kadın", "gençlik", "çevre" veya "dezavantajlı gruplar" gibi vitrin konular seçiliyor.
O cemaat veya yapılarla organik bağı asla görünmeyen, dışarıdan tamamen "steril" ve bağımsız duran isimler öne sürülerek paravan dernekler kuruluyor.
Bu maskeli dernekler eliyle devletten, AB fonlarından ya da kalkınma ajanslarından milyonluk projeler "kapılıyor".
Ve o projelerden gelen paralar, kurulan o legal görünümlü harcama zincirleriyle, faturalarla, arka kapılardan doğrudan o karanlık yapıların kasalarına akıtılıyor.
Bu, sadece bir verimsizlik hikâyesi değildir; bu, devletin ve milletin kaynağının, yasal kılıflar uydurularak kayıt dışı odakları beslemesidir. Faturayı herkes keser, organizasyonu herkes yapar demiştik ya; işte bu paravan yapılar bürokrasiyi ve "kitabına uydurma" sanatını en iyi bilenler!
Devletin denetim mekanizmaları sadece evraklara, imzalara, harcama kalemlerine bakarken; o paravan derneklerin arkasındaki gölge aktörler, kamunun parasıyla kendi gizli dünyalarını fonluyor.
Kitabına Uydurulmuş Kağıt Parçaları
Şimdi o çok övündükleri "şeffaflık" maskelerini bir kenara indirsinler de şu sorulara delikanlıca cevap versinler:
O havada uçuşan euro bütçelerinin ne kadarı gerçekten çiftçinin toprağına, gencin tezgahına, sokağın gerçeğine dokundu?
Yoksa aslan payı; lüks otellerdeki "istişare" adı altındaki açık büfe yemeklere, sonu gelmeyen yurt dışı gezilerine, kimsenin kapağını bile açmayacağı kuşe kağıda basılı çöp raporlara mı harcandı?
Bize evrak göstermeyin! Bürokrasinin arkasına saklanıp faturayı herkes düzenler, dosyayı herkes kılıfına uydurur, Excel tablolarında her şey eksiksiz görünür. Kitabına uydurmak bu işin en kolay kısmıdır; asıl hesap hayata verilir, sokağa verilir!
Eğer milyonluk projelerin sonunda geriye sadece afili sunumlar, üç beş sosyal medya fotoğrafı ve "Başarıyla tamamladık" küstahlığı kalıyorsa, burada açıkça bir kaynak yağması var demektir.
Projeler mi Kalkınıyor, Projeciler mi?
Net olalım, kıvırmayalım:
Bir tarım projesinin sonunda çiftçi hala borç batağındaysa,
Bir girişimcilik projesinin sonunda gençler işsizlik kuyruğunda bekliyorsa,
Bir teknoloji projesinin sonunda ortaya sadece bir web sitesi ve üç broşür çıkıyorsa...
O proje, bu ülkenin kalkınma aracı değildir. O proje; ya o bütçeyi yönetenlerin lüks hayatlarını ya da arkadaki o maskeli yapıları fonlama aracıdır! Bu milletin artık içi boş fon jargonlarına, sahte vizyonerlere karnı tok.
Rakamların büyüklüğüyle övünmeyi bırakın. Asıl büyüklük harcanan parada değil, halkın hayatında yarattığınız değişimdedir.
Vatandaşın sorduğu soru çok basit ve net: Bu fonlar, bu bütçeler bittiğinde kim zenginleşti?
Bu şehir mi? Üretici mi? Geleceği çalınan gençler mi?
Yoksa sadece ve sadece o "proje" ajanslarının, o janjanlı koltuklarda oturanların ve arkadaki paravan yapıların banka hesapları mı?
Artık proje "kapmak" bir başarı övüncü olamaz. Başarı, o projenin hesabını halkın önünde kuruşu kuruşuna verebilmektir. Bu milletin geleceği, masa başında güzel yazılmış yalanlara değil; sahada yükselen kalıcı eserlere muhtaçtır.
O dosyaları kapatın, maskelerinizi indirin ve halkın karşısına çıkıp hesabını verin!
