Taner ARÇUKOĞLU
Köşe Yazarı
Taner ARÇUKOĞLU
 

Cumhuriyet’in Tapusuna Dil Uzatmak Vatana İhanettir!..

Mustafa Kemal Atatürk’ün adını dilinden düşürmeyip, onun ilkelerini savundığını iddia ederek Lozan Barış Antlaşması’nı bir "hezimet" veya "tavizler silsilesi" olarak görmek, basit bir fikir ayrılığı değil; tarihsel bir omurgasızlık ve ağır bir akıl tutulmasıdır. Bu söylem doğrudan tarihsel bir ihanettir; çünkü Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in ve bizzat kaleme aldığı Nutuk’un arkasına saklanıp, onun en büyük diplomatik zaferini linç etmeye kalkışmaktır. Atatürk Nutuk’ta Lozan’ı şu net sözlerle tanımlar: "Bu antlaşma, Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın çöküşünü bildirir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir." Atatürk’ün "eşsiz bir zafer" ve "Cumhuriyet’in tapusu" ilan ettiği bir antlaşmaya "hezimet" demek önu eleştirmek ; bizzat Atatürk’ün stratejik zekasını, diplomatik dehasını ve dökülen şehit kanlarını yok saymaktır. Daha da vahimi; bunu söyleyen bir "Atatürkçü", farkında olarak ya da olmayarak Cumhuriyet düşmanlarının, fesli zihniyetin ve Sevr sevdalılarının yıllardır sürdürdüğü kara propaganda tezlerine tetikçilik yapmaktadır. Peki, Atatürkçülük maskesi altında yapılan bu büyük tarihsel cehaletin ve basiretsizliğin temel sebepleri nelerdir? 1. Masaya Kiminle ve Hangi Şartlarda Oturulduğunu Unutmak Lozan’ı eleştirenlerin temel yanılgısı, 1923 Türkiyesini devasa bir süper güç, diplomasi masasını ise istenilen her şeyin zahmetsizce alınabileceği bir alışveriş merkezi sanmalarıdır. Oysa 1923’ün masasında oturan Türk heyeti; Trablusgarp’tan Balkanlar’a, Sarıkamış’tan Çanakkale’ye, Çöl Savaşları’ndan Kurtuluş Savaşı’na kadar 12 yıl boyunca kesintisiz savaşmış, nüfusunun en yetişmiş neslini kaybetmiş, sanayisi sıfırlanmış ve iktisadi olarak felç edilmiş bir halkı temsil ediyordu. İsmet İnönü masaya oturduğunda karşısında sadece mağlup Yunanistan yoktu; dönemin emperyalist devleri İngiltere, Fransa ve İtalya vardı. Karşı tarafın tek amacı, Osmanlı’yı iliklerine kadar emen kapitülasyonları sürdürmek ve Doğu Anadolu’da Sevr’in artığı uydu devletçikler kurmaktı. Lozan; masa başında bir toprak pazarlığı değil, yok edilmek istenen bir milletin boğazına sıkılan ilmeği koparma mücadelesidir. 2. Sevr’in Gömüldüğü Yerde "Hezimet" Aranamaz Lozan’ı küçümseyenlerin yüzleşmekten ısrarla kaçındığı çıplak gerçek, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’dır. Sevr ne öngörüyordu? 62, 63 ve 64. maddeleriyle Doğu Anadolu’da Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgeler için önce özerklik, ardından bağımsızlık; yanı sıra devasa bir Ermenistan projesi, Boğazlar’da Türklerin söz hakkının olmadığı uluslararası bir komisyon ve Batı’nın mali kölesi olmuş bir puppet (kukla) idare. Lozan ne yaptı? Sevr’in o suni haritalarını ve etnik parçalama maddelerini masaya dahi getirtmeden tarihin çöp tenekesine attı. Lozan’da etnik/bölgesel özerklik iddiaları reddedilmiş; azınlık kavramı sadece "müslim olmayanlar" ile sınırlandırılarak Türk vatandaşı olan herkes kurucu ve asli unsur sayılmıştır. Ülkenin tapusunu ve üniter yapısını tek bir metinle dünyaya tescil ettirmek bir zafer değilse, zafer kavramının anlamını yeniden sorgulamak gerekir. 3. "Adalar Verildi" Yalanı ve Musul Gerçeği Sözde radikal söylemlerin iki sığ sığınağı vardır: Ege Adaları ve Musul. Ege Adaları: Adalar Lozan’da "verilmedi". Ege adalarının büyük kısmı 1912 Trablusgarp Savaşı (Uşi Antlaşması) ve 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında Osmanlı Devleti tarafından zaten kaybedilmişti. İsmet Paşa Lozan’a gittiğinde Adalar’da 10 yıldır Yunan ve İtalyan bayrakları dalgalanıyordu. Lozan, elde olanı kaybetmek değil; Çanakkale Boğazı’nın kilitleri olan Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada’yı söküp geri almaktır. Musul Meselesi: Musul, Misak-ı Millî sınırları içindeydi. Ancak o günün şartlarında Musul için İngiltere ile yeni bir savaşı göze almak; bitap düşmüş bir ülkeyi intihara sürüklemek demekti. Atatürk ve İnönü, maceracı değil akılcı liderlerdi. Meseleyi zamana yayarak geleceğe ertelediler. Nitekim aynı akılcı diplomasi, şartlar olgunlaştığında 1936’da Montrö ile Boğazları, 1939’da ise Hatay’ı ana vatana katmayı başarmıştır. 4. Dünün Zararlı Cemiyetleri, Bugünün "Siyasi Maskeleri" Milli Mücadele döneminde "adalet, hürriyet, din ve medeniyet" maskesi takıp arka planda ülkenin bağımsızlığına takoz koyan zararlı cemiyetler neyse; bugün de benzer bir popülist retorik sahnededir. Kimi "din ve iman" diyerek, kimi "eşitlik, özgürlük, bilim ve demokrasi" diyerek hak dağıtma naraları atıyor. Ancak iş Cumhuriyet’in temel niteliklerine, üniter yapıya ve Lozan’a geldiğinde ya susuyorlar, ya yan yana duruyorlar ya da o fikirlere alkış tutuyorlar. Sırf konjonktürel ittifaklar bozulmasın, oy blokları küstürülmesin diye Lozan’ın hezimet ilan edilmesine göz yumanlar, bu halkın kör olmadığını unutuyor. Seçim kazanmak veya güç toplamak uğruna Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle problemli yapılara göz yumup "bizden" diyerek yılana sarılmak, bu devlete ve Atatürk’e yapılabilecek en büyük kötülüktür. Susarak, alkışlayarak ya da oy pazarlıklarına kurban ederek bu emanetler korunamaz. Sonuç: Laik Cumhuriyet ve Atatürk Kimsenin Tapulu Malı Değildir I. Dünya Savaşı sonrasında galip devletlerin mağluplara dikte ettiği Versay, Trianon, Neuilly gibi antlaşmaların tamamı birkaç yıl içinde II. Dünya Savaşı’nın kanlı patlamasıyla çöktü. Bugün, o kanlı dönemden ayakta kalan, geçerliliğini ve hukuki gücünü hâlâ koruyan tek antlaşma Lozan’dır. Bu millet alanlarda kimin Lozan’ı gururla kutladığını, kimin "hezimet" diyerek Sevr zihniyetine göz kırptığını, kimin ise koltuk uğruna pusuda susup alkış tuttuğunu gayet iyi görüyor. Şu gerçek herkesin zihnine kazınmalıdır: Laik Türkiye Cumhuriyeti ve Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir siyasi partinin, konjonktürel ittifakın ya da marjinal grubun tapulu malı değildir. Atatürk ve Cumhuriyet, tüm siyasi hesapların, partilerin ve hırsların üzerinde duran en üstün birleştirici ilkedir. Lozan bir hata veya hezimet değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu tapusu, bağımsızlık fermanı ve bu milletin namusudur. Kendine Atatürkçü deyip buna hezimet demek ise cehaletle açıklanamayacak bir basiretsizliktir.
Ekleme Tarihi: 29 Temmuz 2026 -Çarşamba
Taner ARÇUKOĞLU

Cumhuriyet’in Tapusuna Dil Uzatmak Vatana İhanettir!..

Mustafa Kemal Atatürk’ün adını dilinden düşürmeyip, onun ilkelerini savundığını iddia ederek Lozan Barış Antlaşması’nı bir "hezimet" veya "tavizler silsilesi" olarak görmek, basit bir fikir ayrılığı değil; tarihsel bir omurgasızlık ve ağır bir akıl tutulmasıdır.

Bu söylem doğrudan tarihsel bir ihanettir; çünkü Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in ve bizzat kaleme aldığı Nutuk’un arkasına saklanıp, onun en büyük diplomatik zaferini linç etmeye kalkışmaktır. Atatürk Nutuk’ta Lozan’ı şu net sözlerle tanımlar:

"Bu antlaşma, Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın çöküşünü bildirir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir."

Atatürk’ün "eşsiz bir zafer" ve "Cumhuriyet’in tapusu" ilan ettiği bir antlaşmaya "hezimet" demek önu eleştirmek ; bizzat Atatürk’ün stratejik zekasını, diplomatik dehasını ve dökülen şehit kanlarını yok saymaktır. Daha da vahimi; bunu söyleyen bir "Atatürkçü", farkında olarak ya da olmayarak Cumhuriyet düşmanlarının, fesli zihniyetin ve Sevr sevdalılarının yıllardır sürdürdüğü kara propaganda tezlerine tetikçilik yapmaktadır.

Peki, Atatürkçülük maskesi altında yapılan bu büyük tarihsel cehaletin ve basiretsizliğin temel sebepleri nelerdir?

1. Masaya Kiminle ve Hangi Şartlarda Oturulduğunu Unutmak
Lozan’ı eleştirenlerin temel yanılgısı, 1923 Türkiyesini devasa bir süper güç, diplomasi masasını ise istenilen her şeyin zahmetsizce alınabileceği bir alışveriş merkezi sanmalarıdır.

Oysa 1923’ün masasında oturan Türk heyeti; Trablusgarp’tan Balkanlar’a, Sarıkamış’tan Çanakkale’ye, Çöl Savaşları’ndan Kurtuluş Savaşı’na kadar 12 yıl boyunca kesintisiz savaşmış, nüfusunun en yetişmiş neslini kaybetmiş, sanayisi sıfırlanmış ve iktisadi olarak felç edilmiş bir halkı temsil ediyordu.

İsmet İnönü masaya oturduğunda karşısında sadece mağlup Yunanistan yoktu; dönemin emperyalist devleri İngiltere, Fransa ve İtalya vardı. Karşı tarafın tek amacı, Osmanlı’yı iliklerine kadar emen kapitülasyonları sürdürmek ve Doğu Anadolu’da Sevr’in artığı uydu devletçikler kurmaktı. Lozan; masa başında bir toprak pazarlığı değil, yok edilmek istenen bir milletin boğazına sıkılan ilmeği koparma mücadelesidir.

2. Sevr’in Gömüldüğü Yerde "Hezimet" Aranamaz
Lozan’ı küçümseyenlerin yüzleşmekten ısrarla kaçındığı çıplak gerçek, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’dır.

Sevr ne öngörüyordu? 62, 63 ve 64. maddeleriyle Doğu Anadolu’da Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgeler için önce özerklik, ardından bağımsızlık; yanı sıra devasa bir Ermenistan projesi, Boğazlar’da Türklerin söz hakkının olmadığı uluslararası bir komisyon ve Batı’nın mali kölesi olmuş bir puppet (kukla) idare.

Lozan ne yaptı? Sevr’in o suni haritalarını ve etnik parçalama maddelerini masaya dahi getirtmeden tarihin çöp tenekesine attı. Lozan’da etnik/bölgesel özerklik iddiaları reddedilmiş; azınlık kavramı sadece "müslim olmayanlar" ile sınırlandırılarak Türk vatandaşı olan herkes kurucu ve asli unsur sayılmıştır.

Ülkenin tapusunu ve üniter yapısını tek bir metinle dünyaya tescil ettirmek bir zafer değilse, zafer kavramının anlamını yeniden sorgulamak gerekir.

3. "Adalar Verildi" Yalanı ve Musul Gerçeği
Sözde radikal söylemlerin iki sığ sığınağı vardır: Ege Adaları ve Musul.

Ege Adaları: Adalar Lozan’da "verilmedi". Ege adalarının büyük kısmı 1912 Trablusgarp Savaşı (Uşi Antlaşması) ve 1912-1913 Balkan Savaşları sırasında Osmanlı Devleti tarafından zaten kaybedilmişti. İsmet Paşa Lozan’a gittiğinde Adalar’da 10 yıldır Yunan ve İtalyan bayrakları dalgalanıyordu. Lozan, elde olanı kaybetmek değil; Çanakkale Boğazı’nın kilitleri olan Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada’yı söküp geri almaktır.

Musul Meselesi: Musul, Misak-ı Millî sınırları içindeydi. Ancak o günün şartlarında Musul için İngiltere ile yeni bir savaşı göze almak; bitap düşmüş bir ülkeyi intihara sürüklemek demekti. Atatürk ve İnönü, maceracı değil akılcı liderlerdi. Meseleyi zamana yayarak geleceğe ertelediler. Nitekim aynı akılcı diplomasi, şartlar olgunlaştığında 1936’da Montrö ile Boğazları, 1939’da ise Hatay’ı ana vatana katmayı başarmıştır.

4. Dünün Zararlı Cemiyetleri, Bugünün "Siyasi Maskeleri"
Milli Mücadele döneminde "adalet, hürriyet, din ve medeniyet" maskesi takıp arka planda ülkenin bağımsızlığına takoz koyan zararlı cemiyetler neyse; bugün de benzer bir popülist retorik sahnededir.

Kimi "din ve iman" diyerek, kimi "eşitlik, özgürlük, bilim ve demokrasi" diyerek hak dağıtma naraları atıyor. Ancak iş Cumhuriyet’in temel niteliklerine, üniter yapıya ve Lozan’a geldiğinde ya susuyorlar, ya yan yana duruyorlar ya da o fikirlere alkış tutuyorlar. Sırf konjonktürel ittifaklar bozulmasın, oy blokları küstürülmesin diye Lozan’ın hezimet ilan edilmesine göz yumanlar, bu halkın kör olmadığını unutuyor.

Seçim kazanmak veya güç toplamak uğruna Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle problemli yapılara göz yumup "bizden" diyerek yılana sarılmak, bu devlete ve Atatürk’e yapılabilecek en büyük kötülüktür. Susarak, alkışlayarak ya da oy pazarlıklarına kurban ederek bu emanetler korunamaz.

Sonuç: Laik Cumhuriyet ve Atatürk Kimsenin Tapulu Malı Değildir
I. Dünya Savaşı sonrasında galip devletlerin mağluplara dikte ettiği Versay, Trianon, Neuilly gibi antlaşmaların tamamı birkaç yıl içinde II. Dünya Savaşı’nın kanlı patlamasıyla çöktü. Bugün, o kanlı dönemden ayakta kalan, geçerliliğini ve hukuki gücünü hâlâ koruyan tek antlaşma Lozan’dır.

Bu millet alanlarda kimin Lozan’ı gururla kutladığını, kimin "hezimet" diyerek Sevr zihniyetine göz kırptığını, kimin ise koltuk uğruna pusuda susup alkış tuttuğunu gayet iyi görüyor.

Şu gerçek herkesin zihnine kazınmalıdır: Laik Türkiye Cumhuriyeti ve Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir siyasi partinin, konjonktürel ittifakın ya da marjinal grubun tapulu malı değildir. Atatürk ve Cumhuriyet, tüm siyasi hesapların, partilerin ve hırsların üzerinde duran en üstün birleştirici ilkedir.

Lozan bir hata veya hezimet değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu tapusu, bağımsızlık fermanı ve bu milletin namusudur. Kendine Atatürkçü deyip buna hezimet demek ise cehaletle açıklanamayacak bir basiretsizliktir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.