Taner ARÇUKOĞLU
Köşe Yazarı
Taner ARÇUKOĞLU
 

Kovalamak mı, Korumak mı? Bir Facianın İki Taraflı Sorumluluğu

Bir araç, polis kontrol noktasında “dur” ihtarına uymuyor ve kaçıyor. Bu andan itibaren masumiyet tartışması biter. Kaçan sürücü, bilinçli bir tercihle hem kendisini hem başkalarını riske atmıştır. Hukuken de vicdanen de ağır kusur altındadır. Bu gerçeği yok saymak mümkün değildir. Ancak mesele burada bitmez. Çünkü kamu güvenliği, hatalı bir davranışa daha büyük bir hatayla karşılık vermek değildir. Ortada cinayet, terör, silahlı saldırı ya da anlık hayati tehdit içeren bir ihbar yoksa; en kuvvetli ihtimal alkollü ya da uyuşturucu etkisindeki bir sürücüdür. Yani zaten muhakemesi zayıf, refleksleri bozulmuş, panik hâlinde biri. İşte tam bu noktada kritik soru devreye girer: Böylesi bir sürücüyü, yüksek hızda ve uzun süreli bir kovalamacaya zorlamak kimin hayatını korur? Cevap nettir: Hiç kimsenin. Çünkü bu tür kovalamacalar sadece siviller için değil, polisler için de ciddi bir ölüm riskidir. Yüksek hız, ani manevralar, ters yön, görüş kaybı… Bir saniyelik hata, direksiyon başındaki polis memuru için de geri dönüşsüz sonuçlar doğurur. Devlet, kendi personelini de gereksiz risklere sürükleme hakkına sahip değildir. Bugün teknolojinin geldiği noktada, plakası bilinen bir aracın “kaçması” fiilen mümkün değildir. MOBESE’ler, plaka tanıma sistemleri, güzergâh takibi ve adres tespitiyle; araç park hâlindeyken, çevreye tehdit oluşturmadığı anda yakalanabilir. Bilemediniz birkaç saat içinde. Hal böyleyken, bugün bu tür durumlarda tek seçenek, sirenleri açıp yüksek hızla ölümüne kovalamak değildir. Aksine; sivil ekiplerin, ya da siren ve tepe lambası açmadan yapılan sessiz takiplerin çok daha güvenli ve akılcı olduğu bilinen bir gerçektir. Sessiz takip ne sağlar? Sürücüyü paniğe sürüklemez. Hızlanma ve ters yöne girme ihtimalini azaltır. Trafikteki diğer sürücülerin ani refleksler vermesini engeller. Olası bir kazada polislerin hayatını da riske atmaz. Güzergâh kameralarla izlenirken, araç uzaktan takip edilir; uygun noktada, uygun zamanda, çevre riski minimumdayken müdahale edilir. Ya da hiç temas kurulmadan, araç park hâlindeyken yakalama yapılır. Buna rağmen; şehir içinde, masum insanların evine dönmeye çalıştığı saatlerde yapılan ölümüne sürek takibi, güvenlik değil, risk üretimidir. Evet, sürücü suçludur. Ama şu soru hâlâ ortadadır: “Bu kovalamaca yapılmasaydı, bu insanlar bugün hayatta olur muydu?” Eğer bu soruya “muhtemelen evet” denebiliyorsa, sorumluluk artık tek başına sürücüde değildir. Orada orantısız güç kullanımı, yanlış risk analizi ve karar hatası vardır. Polisin görevi sadece yakalamak değildir. Polisin görevi; sivili de, kendisini de hayatta tutmaktır. Güç; akılla birleşmediğinde adalet üretmez. Kamu güvenliği; soğukkanlılıkla, teknolojiyle ve doğru zamanda doğru müdahaleyle sağlanır. Unutulmamalıdır: Devletin gücü, peşine düştüğünü ezebilme kabiliyetiyle değil; masumları hayatta tutabilme becerisiyle ölçülür.
Ekleme Tarihi: 21 Aralık 2025 -Pazar
Taner ARÇUKOĞLU

Kovalamak mı, Korumak mı? Bir Facianın İki Taraflı Sorumluluğu

Bir araç, polis kontrol noktasında “dur” ihtarına uymuyor ve kaçıyor.

Bu andan itibaren masumiyet tartışması biter. Kaçan sürücü, bilinçli bir tercihle hem kendisini hem başkalarını riske atmıştır. Hukuken de vicdanen de ağır kusur altındadır.

Bu gerçeği yok saymak mümkün değildir.

Ancak mesele burada bitmez. Çünkü kamu güvenliği, hatalı bir davranışa daha büyük bir hatayla karşılık vermek değildir.

Ortada cinayet, terör, silahlı saldırı ya da anlık hayati tehdit içeren bir ihbar yoksa; en kuvvetli ihtimal alkollü ya da uyuşturucu etkisindeki bir sürücüdür. Yani zaten muhakemesi zayıf, refleksleri bozulmuş, panik hâlinde biri.

İşte tam bu noktada kritik soru devreye girer:
Böylesi bir sürücüyü, yüksek hızda ve uzun süreli bir kovalamacaya zorlamak kimin hayatını korur?

Cevap nettir: Hiç kimsenin.

Çünkü bu tür kovalamacalar sadece siviller için değil, polisler için de ciddi bir ölüm riskidir. Yüksek hız, ani manevralar, ters yön, görüş kaybı… Bir saniyelik hata, direksiyon başındaki polis memuru için de geri dönüşsüz sonuçlar doğurur. Devlet, kendi personelini de gereksiz risklere sürükleme hakkına sahip değildir.

Bugün teknolojinin geldiği noktada, plakası bilinen bir aracın “kaçması” fiilen mümkün değildir.

MOBESE’ler, plaka tanıma sistemleri, güzergâh takibi ve adres tespitiyle; araç park hâlindeyken, çevreye tehdit oluşturmadığı anda yakalanabilir. Bilemediniz birkaç saat içinde.

Hal böyleyken, bugün bu tür durumlarda tek seçenek, sirenleri açıp yüksek hızla ölümüne kovalamak değildir.
Aksine; sivil ekiplerin, ya da siren ve tepe lambası açmadan yapılan sessiz takiplerin çok daha güvenli ve akılcı olduğu bilinen bir gerçektir.

Sessiz takip ne sağlar?

Sürücüyü paniğe sürüklemez.

Hızlanma ve ters yöne girme ihtimalini azaltır.

Trafikteki diğer sürücülerin ani refleksler vermesini engeller.

Olası bir kazada polislerin hayatını da riske atmaz.

Güzergâh kameralarla izlenirken, araç uzaktan takip edilir; uygun noktada, uygun zamanda, çevre riski minimumdayken müdahale edilir. Ya da hiç temas kurulmadan, araç park hâlindeyken yakalama yapılır.

Buna rağmen; şehir içinde, masum insanların evine dönmeye çalıştığı saatlerde yapılan ölümüne sürek takibi, güvenlik değil, risk üretimidir.

Evet, sürücü suçludur.
Ama şu soru hâlâ ortadadır:

“Bu kovalamaca yapılmasaydı, bu insanlar bugün hayatta olur muydu?”

Eğer bu soruya “muhtemelen evet” denebiliyorsa, sorumluluk artık tek başına sürücüde değildir. Orada orantısız güç kullanımı, yanlış risk analizi ve karar hatası vardır.

Polisin görevi sadece yakalamak değildir.
Polisin görevi; sivili de, kendisini de hayatta tutmaktır.

Güç; akılla birleşmediğinde adalet üretmez.

Kamu güvenliği; soğukkanlılıkla, teknolojiyle ve doğru zamanda doğru müdahaleyle sağlanır.

Unutulmamalıdır:
Devletin gücü, peşine düştüğünü ezebilme kabiliyetiyle değil;
masumları hayatta tutabilme becerisiyle ölçülür.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.