Her insanın bir aidiyet duygusu vardır, olmalıdır da. Çünkü aidiyet, toplumsal yaşamın ve sosyalleşmenin en temel unsurlarından biridir. İnsan bir aileye, bir şehre, bir ülkeye ait hisseder kendini. Bu gerçeği kimse değiştiremez.
Çanakkale'de yaşayan bir insanın “Çanakkaleliyim” demesi ne kadar doğalsa, bir ülkenin vatandaşı olan insanın o ülkeye ve o ülkenin ortak kimliğine bağlılık hissetmesi de o kadar doğaldır.
Ne var ki kimliğin, aidiyetin ve ortak değerlerin ne anlama geldiğini kavrayamayan bazı çevreler, Türklük kavramını hemen faşistlikle yaftalamaya kalkıyor. Oysa Türklük, bu ülkenin ortak tarihine, bağımsızlık mücadelesine ve ortak geleceğine duyulan bağlılığın da ifadesidir.
Aidiyet duygusu; insanlara yalnız olmadıklarını hissettirir. Aynı havayı soluduğumuzu, aynı yollarda yürüdüğümüzü, aynı acıları, sevinçleri, tarihi ve kaderi paylaştığımızı hatırlatır. İnsanlar, birbirleriyle kurdukları bağlar sayesinde kendilerini güçlü hissederler. Aidiyet, toplumu bir arada tutan en önemli bağlardan biridir.
Elbette bir ülkeyi oluşturan insanlar farklı kökenlere, dillere, kültürlere ve inançlara sahip olabilir. Zaten toplumsal zenginlik de buradan doğar. Ancak farklılıkların ortak bir vatandaşlık bilinci ve karşılıklı aidiyet duygusuyla buluşamadığı yerde toplumsal bağlar zayıflar, ortak yaşam kültürü yara alır.
Bir orman düşünün. İçinde meşe de vardır, kayın da, çam da… Her birinin yapısı, görünüşü ve özellikleri farklıdır. Ama hepsi bir araya geldiğinde ormanı oluşturur. Hiçbir ağacın diğerine benzemesi gerekmez. Önemli olan, hepsinin aynı ormanın parçası olmasıdır.
İşte farklı kökenlerden gelen insanların bir arada yaşaması da böyledir.
Lazıyla, Çerkesiyle, Kürdüyle, Türküyle ve bu ülkenin bütün vatandaşlarıyla aynı ortak geleceği paylaşan bir toplumuz. Kökenlerimiz farklı olabilir; ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, ortak tarihimiz ve ortak geleceğimiz hepimizi bir araya getirebilir. Türklüğü ortak üst kimlik olarak gören anlayış da tam bu noktada anlam kazanır. Bu kimliği benimsemek, insanların kökenlerini, dillerini veya kültürlerini inkâr etmelerini gerektirmez.
Aynı orman gibi
