Anasayfa
Yazarlar
N.Ebru SAKALLI
Yazı Detayı
Bu yazı 316 kez okundu.
Sandığın Gölgesinde: İrade mi, İllüzyon mu?
Bu ülkede yıllardır konuşulmayan ama herkesin içinde bir yerlerde hissettiği bir mesele var: Gerçekten biz mi seçiyoruz, yoksa seçtiğimizi mi sanıyoruz?
1938’den bu yana kulaktan kulağa yayılan bir iddia, bir şüphe, bir güvensizlik duygusu… Devletin zirvesine gelenlerin gerçekten halkın içinden, halkın iradesiyle mi geldiği; yoksa görünmeyen bir aklın, sistemin, küresel ya da yerel güç odaklarının süzgecinden geçirilerek mi önümüze konulduğu sorusu…
Bugün geldiğimiz noktada, bu sorular artık marjinal bir düşüncenin değil, geniş kitlelerin zihnini kemiren bir nir duygu haline gelmiş durumda.
Siyaset sahnesine bakın. Adaylar belirleniyor, kim belirliyor halk mi?Hadi canim! Partilerin başına isimler getiriliyor, sanki bir senaryonun parçası gibi. Dün en yüksek perdeden konuşanlar, bugün ortada yok. Peki neden?
Hatırlayın, bir dönem cumhurbaşkanı adayı olarak toplumun önüne çıkarılan örneğini… Ekmek için...Toplumun geniş kesimlerine yabancı bir isim, bir anda en kritik yarışın merkezine yerleştirildi. Bu tercih gerçekten tabanın sesi miydi, yoksa yukarıdan aşağıya doğru dayatılan bir seçenek miydi?
Referandumlar, seçimler… Özellikle şaibeli sonuçlar, insanların zihninde derin izler bırakıyor. “Ben oyumu verdim ama sonuç bu mu olmalıydı?” sorusu, sadece bir siyasi görüşün değil, demokrasiye dair güvenin sorgulanmasına neden oluyor.
“Ne oldu da bu sonuç değişti?” sorusu cevapsız kaldıkça, güvensizlik büyüyor. Ve en tehlikelisi de bu: Güvenin kaybolması.
Çünkü demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir. Demokrasi, o sandığa duyulan inançtır güvendir.
Ama asıl mesele belki de burada değil.
Asıl mesele, bizim kendi içimizde yaşadığımız bölünmüşlük. Farklı görüşlere sahip insanlar olarak birbirimizi anlamak yerine, birbirimizi düşmanlaştırmayı tercih ediyoruz. Enerjimizi sorgulamaya değil, birbirimizi yıpratmaya harcıyoruz.
Oysa sorulması gereken soru çok daha temel:
Gerçekten kendi kaderimizi kendimiz mi belirliyoruz?
Eğer bir ülkede insanlar, seçtiklerinin gerçekten kendi seçimleri olduğuna inanmıyorsa, orada sadece siyaset değil, toplumsal bağ da zedelenmiş demektir.
Ve belki de en acı olan şu:
Biz hâlâ oy verdiğimizi sanırken, birileri çoktan oyunun kurallarını yazmış olabilir.
Ama yine de unutulmaması gereken bir şey var:
Hiçbir sistem, sorgulamayan bir toplum kadar güçlü değildir.
Sorular sormaya 5 N 1 K yı hayatımızdan eksik etmediğimiz sürece, gerçek cevaplara ulaşma ihtimali hep yüksek hep var olacaktır.....
Ekleme
Tarihi: 14 Mayıs 2026 -Perşembe
Sandığın Gölgesinde: İrade mi, İllüzyon mu?
Bu ülkede yıllardır konuşulmayan ama herkesin içinde bir yerlerde hissettiği bir mesele var: Gerçekten biz mi seçiyoruz, yoksa seçtiğimizi mi sanıyoruz?
1938’den bu yana kulaktan kulağa yayılan bir iddia, bir şüphe, bir güvensizlik duygusu… Devletin zirvesine gelenlerin gerçekten halkın içinden, halkın iradesiyle mi geldiği; yoksa görünmeyen bir aklın, sistemin, küresel ya da yerel güç odaklarının süzgecinden geçirilerek mi önümüze konulduğu sorusu…
Bugün geldiğimiz noktada, bu sorular artık marjinal bir düşüncenin değil, geniş kitlelerin zihnini kemiren bir nir duygu haline gelmiş durumda.
Siyaset sahnesine bakın. Adaylar belirleniyor, kim belirliyor halk mi?Hadi canim! Partilerin başına isimler getiriliyor, sanki bir senaryonun parçası gibi. Dün en yüksek perdeden konuşanlar, bugün ortada yok. Peki neden?
Hatırlayın, bir dönem cumhurbaşkanı adayı olarak toplumun önüne çıkarılan örneğini… Ekmek için...Toplumun geniş kesimlerine yabancı bir isim, bir anda en kritik yarışın merkezine yerleştirildi. Bu tercih gerçekten tabanın sesi miydi, yoksa yukarıdan aşağıya doğru dayatılan bir seçenek miydi?
Referandumlar, seçimler… Özellikle şaibeli sonuçlar, insanların zihninde derin izler bırakıyor. “Ben oyumu verdim ama sonuç bu mu olmalıydı?” sorusu, sadece bir siyasi görüşün değil, demokrasiye dair güvenin sorgulanmasına neden oluyor.
“Ne oldu da bu sonuç değişti?” sorusu cevapsız kaldıkça, güvensizlik büyüyor. Ve en tehlikelisi de bu: Güvenin kaybolması.
Çünkü demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir. Demokrasi, o sandığa duyulan inançtır güvendir.
Ama asıl mesele belki de burada değil.
Asıl mesele, bizim kendi içimizde yaşadığımız bölünmüşlük. Farklı görüşlere sahip insanlar olarak birbirimizi anlamak yerine, birbirimizi düşmanlaştırmayı tercih ediyoruz. Enerjimizi sorgulamaya değil, birbirimizi yıpratmaya harcıyoruz.
Oysa sorulması gereken soru çok daha temel:
Gerçekten kendi kaderimizi kendimiz mi belirliyoruz?
Eğer bir ülkede insanlar, seçtiklerinin gerçekten kendi seçimleri olduğuna inanmıyorsa, orada sadece siyaset değil, toplumsal bağ da zedelenmiş demektir.
Ve belki de en acı olan şu:
Biz hâlâ oy verdiğimizi sanırken, birileri çoktan oyunun kurallarını yazmış olabilir.
Ama yine de unutulmaması gereken bir şey var:
Hiçbir sistem, sorgulamayan bir toplum kadar güçlü değildir.
Sorular sormaya 5 N 1 K yı hayatımızdan eksik etmediğimiz sürece, gerçek cevaplara ulaşma ihtimali hep yüksek hep var olacaktır.....
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
