N.Ebru SAKALLI
Köşe Yazarı
N.Ebru SAKALLI
 

Dünyanın en güçlü direnişidir Kadın olmak .

Kadınlarını geride bırakan toplumlar, geride kalmaya mahkumdur.” Ortadoğu toplumlarında kadın olmak, çoğu zaman hayata bir sıfır yenik başlamak demektir. Bu coğrafyada kadın, yüzyıllardır “eksik” görülmüş; düşünceleri değersiz sayılmış, sesi bastırılmıştır. 21.yüzyılda, dünyanın bir kısmı teknolojide ve insan haklarında çağ atlamışken; hâlâ kadın haklarını tartışıyor olmak, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir yaradır. Bu durum, yalnızca bir yara değil, aynı zamanda toplumsal bir utançtır. Kadınların kendi haklarına sahip çıkması, sadece bireysel bir özgürlük meselesi değildir; bu, adaletin, eşitliğin ve insan onurunun temelidir. Tarihsel, kültürel, dini ve siyasi pek çok unsur, kadınlara pranga vurmuş olabilir. Ancak bu zincirleri kıracak olan yine kadınların kendisidir. Çünkü değişimin ve gelişimin en güçlü itici gücü, her zaman içerden doğar. Bu noktada en büyük engellerden biri de “öğrenilmiş çaresizliktir.” Kadınlara yıllarca öğretilen suskunluk, kabullenmişlik ve geri durma hali artık terk edilmelidir. Özellikle ülkemizde kadınlar, bu kalıpları kırmakta geç bile kalmıştır. Hak mücadelesi farkındalıkla başlar. Eğitim, bu sürecin en güçlü aracıdır. Kendi haklarını bilen bir kadın; haksızlığı tanır, sorgular ve karşı durma cesaretini gösterir. Bu eğitim sadece okul sıralarında değil; hukuki bilinçte, ekonomik bağımsızlıkta ve özgüvende de kendini gösterir. Toplumsal baskılar ve geleneksel roller, kadınları susturmaya çalışsa da; dayanışma bu sessizliği bozan en güçlü sestir. Kadınlar birbirine destek oldukça, yalnız olmadığını gören her birey daha güçlü durur. Deneyimlerin paylaşılması, ortak bir bilinç yaratır ve değişimi hızlandırır. Unutulmamalıdır ki kadınların verdiği mücadele sadece kadınları değil, tüm toplumu dönüştürür. Daha adil ve eşit bir düzen, herkes için daha insanca bir yaşam demektir. Bu yüzden kadın hakları mücadelesi, özünde bir insan hakları mücadelesidir. Sonuç olarak; Ortadoğu toplumlarında kadınların haklarına sahip çıkması bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu yol zorlu olabilir, ancak her kazanım, bu uğurda atılmış her adım gelecek nesiller için açılan bir kapıdır. Kadınlar yalnızca kendileri için değil, kendilerinden sonra gelecek tüm kadın nesli için de mücadele etmek zorundadır. Eğer toplumun yarısını oluşturuyorsak, hayatın her alanında eşit şekilde var olmalıyız. Eşitlik bize sunulmadığında ise onu talep etmekle yetinmemeli, almak için mücadele etmeliyiz. Çünkü tarih boyunca değişmeyen bir gerçek vardır: Hak verilmez, alınır.
Ekleme Tarihi: 19 Mart 2026 -Perşembe
N.Ebru SAKALLI

Dünyanın en güçlü direnişidir Kadın olmak .

Kadınlarını geride bırakan toplumlar, geride kalmaya mahkumdur.” Ortadoğu toplumlarında kadın olmak, çoğu zaman hayata bir sıfır yenik başlamak demektir. Bu coğrafyada kadın, yüzyıllardır “eksik” görülmüş; düşünceleri değersiz sayılmış, sesi bastırılmıştır. 21.yüzyılda, dünyanın bir kısmı teknolojide ve insan haklarında çağ atlamışken; hâlâ kadın haklarını tartışıyor olmak, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir yaradır. Bu durum, yalnızca bir yara değil, aynı zamanda toplumsal bir utançtır. Kadınların kendi haklarına sahip çıkması, sadece bireysel bir özgürlük meselesi değildir; bu, adaletin, eşitliğin ve insan onurunun temelidir. Tarihsel, kültürel, dini ve siyasi pek çok unsur, kadınlara pranga vurmuş olabilir. Ancak bu zincirleri kıracak olan yine kadınların kendisidir. Çünkü değişimin ve gelişimin en güçlü itici gücü, her zaman içerden doğar. Bu noktada en büyük engellerden biri de “öğrenilmiş çaresizliktir.” Kadınlara yıllarca öğretilen suskunluk, kabullenmişlik ve geri durma hali artık terk edilmelidir. Özellikle ülkemizde kadınlar, bu kalıpları kırmakta geç bile kalmıştır. Hak mücadelesi farkındalıkla başlar. Eğitim, bu sürecin en güçlü aracıdır. Kendi haklarını bilen bir kadın; haksızlığı tanır, sorgular ve karşı durma cesaretini gösterir. Bu eğitim sadece okul sıralarında değil; hukuki bilinçte, ekonomik bağımsızlıkta ve özgüvende de kendini gösterir. Toplumsal baskılar ve geleneksel roller, kadınları susturmaya çalışsa da; dayanışma bu sessizliği bozan en güçlü sestir. Kadınlar birbirine destek oldukça, yalnız olmadığını gören her birey daha güçlü durur. Deneyimlerin paylaşılması, ortak bir bilinç yaratır ve değişimi hızlandırır. Unutulmamalıdır ki kadınların verdiği mücadele sadece kadınları değil, tüm toplumu dönüştürür. Daha adil ve eşit bir düzen, herkes için daha insanca bir yaşam demektir. Bu yüzden kadın hakları mücadelesi, özünde bir insan hakları mücadelesidir. Sonuç olarak; Ortadoğu toplumlarında kadınların haklarına sahip çıkması bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu yol zorlu olabilir, ancak her kazanım, bu uğurda atılmış her adım gelecek nesiller için açılan bir kapıdır. Kadınlar yalnızca kendileri için değil, kendilerinden sonra gelecek tüm kadın nesli için de mücadele etmek zorundadır. Eğer toplumun yarısını oluşturuyorsak, hayatın her alanında eşit şekilde var olmalıyız. Eşitlik bize sunulmadığında ise onu talep etmekle yetinmemeli, almak için mücadele etmeliyiz. Çünkü tarih boyunca değişmeyen bir gerçek vardır: Hak verilmez, alınır.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

05
Mayıs
10
Mayıs
29
Aralık
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.