Çanakkale Haber

Dr. İzzet Akın TÜTÜNCÜLER
Köşe Yazarı
Dr. İzzet Akın TÜTÜNCÜLER
 

Kent Ormanı

Arkamızda kalan tepelerin  ( teleferiğin olduğu) imara açılmasının kızgınlığından doğan birkaç konuşma oldu arabanın içinde. Çok da uzamadı ama. Genel olarak herkes baharın başladığı bu güzel günlerin tadını çıkarmak istiyordu. Belki de "Kent Ormanı" da imara açılmadan buraya doymak istiyorduk. Hani her yerde "içinde sen varsan şehir güzel" diye ilanları var ya belediyenin. Acele edin her yeri imara açacağız! mı demekti yoksa bu? Bilemiyorum, kim yönetirse yönetsin yeşile ve doğaya saygısızlığın siyasi görüşü olmadığını anladım bu da benim için bir kazanım.                         Televizyonum olmadığından, cep telefonundan maruz kaldığım dışında, görsel şiddete uğramamı kontrol edebildiğimi düşünüyorum. Sonra bu güzel bahar sabahının önümüze serdikleri arasında yalın ayak mendil satan burnu sümüklü çocukların olduğunu da görüyorum. Mendili camından içeriye uzattığı arabaların içine bir rüya alemine bakar gibi bakan çocukları görüp yanıldığımı anlıyorum. Bu duyarsızlık mı diye çok sorguladım ama- işkence görüntüleri izletilerek işkenceye maruz kalmak gibi bu ülkede yaşamak-  duyarsızlıktan öte empati kurmadan bu süreçleri irdelemem gerektiğini fark ettim.                         Kent Ormanı' nın  ücretsiz otoparkına girdik. Birçok arabanın başında sokak köpekleri bekliyor. Alp'le bu köpeklere "hav hav" dedik. Alp köpeklerle daha çok iletişim kurmak istiyor. Bunu yapması için büyümesi gerek. Peynir verdiğimiz bir köpek yanağını yalayınca önce korktu ardından komiğine gitti ve gülmeye başladı.                             Çok büyük bir alan burası yüzlerce futbol sahası büyüklüğünde, denizin içine girmiş bir toprak parçası. Asfalt yolların oluşturduğu adalardan ve  daha küçük , birbirine toprak yollarla bağlı parsellerden oluşuyor.Göz alabildiğine,  sıralı halde dikilmiş kavak ağaçlarının olduğu bir adada duruyoruz. Bu ağaçların verdiği derinlik hissini kullanmak isteyen fotoğrafçılar var etrafta. Düğün,nişan, bebeğim hoş geldin, yaşasın hamilelik fotoğrafları çekiyorlar. Ya da ben öyle yorumluyorum. Her çekim yapan ekipte parlak renkleri olan  şemsiye ya da balonlar var. Bu yapay ışıltılar Alp'in ilgisini çekmiyor. Gözü bir uğur böceğine takılıyor. Beraber onu inceliyoruz "baba böcek böcek" sözleriyle arada incelememizin ciddiyetini vurguluyor, benden beraber keşfettiğimiz bu böcek hakkında bir şeyler öğrenmek istiyor. Tek öğrenmesini istediğim şey böceği incitmememiz gerektiği. Belki de onun tek öğrendiği mutluluk veren şeylerin uçup gitmesi oluyor. Sonra sarı kır çiçeklerinin üzerine uzanıp üflemeye çalışıyor. Birden anlıyorum ne yaptığını, geçen sene daha bir yaşındayken üflediğimiz  karahindibaları hatırlamış olmalı.  Birden "nemi nemi " demeye başlıyor ve adalar arasındaki toprak yollardan sahile doğru gidiyoruz. Kafasında çoktan bir gezi planı yaptığı belli. Toprak yolun kenarlarında ve adaların içinde sayısız sokak köpeği görüyoruz. Köpeklere onları sevdiğimizi hissettirecek bakışlar atarak "nemiye" doğru ilerliyoruz.                           Yemek yapmak için ot toplayan şalvarlı teyzelerden, araba fiyatına titanyum bisikletlerle gezen amcalara kadar geniş bir insan profili olduğunu fark ediyorum. "ATEŞ YAKILMAZ" yazısının altında mangal yakan insanlara içimden kızıyorum ama az ileride yarım kesilmiş varilden çöp tenekelerinin onların bu hareketine neden olduğunu anlıyorum. Soba kovası boşaltılan varilden çöpler "ATEŞ YAKILMAZ" yazısından daha önemlidir. Göstergeler mi hissedilenler mi diye soruyorum kendime, hissedilenler ağır basıyor olmalı diyorum. İtiraf etmeliyim ki bu duman ve yanan odunların kokusu, köz çıtırtıları hoşuma gidiyor. Zaten çay koymak için yaktığını anlıyorum bu ateşi. Sonra az daha ileride, bir ordu için mangal mı yakacak bu adamlar diye baktığım yaklaşık 10 adam, bir çuval odunu yakmaya uğraşıyor. Sonunda denize bitişik parselin toprak yoluna geliyoruz. Deniz kenarındaki kahvaltı masalarının altından hızla bir fare geçiyor, kedi iriliğinde. Alp daha önceki gelişlerimizde de sahile  demirli gemiyi tekrar  bulduğu için sevinerek "nemi" diye tekrarlıyor.Yolun kenarındaki ağaçların üzerinde kazınmış isimler , kalp işaretleri var.  Bu son toprak yolda bisiklet trafiği çok hızlı akıyor. Toprak yolu ezen lastik teker sesleri uğultu halinde. Çocuk bağırışları ve gülüşleri var. Beş altı genç oturaklarıyla beraber blok halinde konulmuş piknik masasını sırtlanmış bir başka yere götürüyor. Tüyleri insanda acıma hissi uyandıran  ufak cins  bir sarı köpek bu insanları izliyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyor. 10 yaşlarında iki çocuk "denize taş atalım, denizi kızdıralım" diyor.  Alp bu abilerini görüp o da denize taş atmak istiyor, o sırada bisikletlilerin arasından uzunca bir çubuğu bazen at bazen bisiklet olarak sürdüğünü anladığım yedi sekiz yaşlarında bir oğlan kötü üstü başı ve yırtık ayakkabılarıyla  geçiyor. Denize attığımız birkaç taştan sonra Alp - sütten kesildiğimiz bu günlerde Tanrı'nın kendisine bir hediye olarak yolladığını düşünmüş olmalı- iri memeleriyle deniz kenarında duran heykeli fark ediyor ve gülerek "süt" diye diye beni heykele doğru çekiyor.
Ekleme Tarihi: 27 Şubat 2016 - Cumartesi
Dr. İzzet Akın TÜTÜNCÜLER

Kent Ormanı

Arkamızda kalan tepelerin  ( teleferiğin olduğu) imara açılmasının kızgınlığından doğan birkaç konuşma oldu arabanın içinde. Çok da uzamadı ama. Genel olarak herkes baharın başladığı bu güzel günlerin tadını çıkarmak istiyordu. Belki de "Kent Ormanı" da imara açılmadan buraya doymak istiyorduk. Hani her yerde "içinde sen varsan şehir güzel" diye ilanları var ya belediyenin. Acele edin her yeri imara açacağız! mı demekti yoksa bu? Bilemiyorum, kim yönetirse yönetsin yeşile ve doğaya saygısızlığın siyasi görüşü olmadığını anladım bu da benim için bir kazanım.

                        Televizyonum olmadığından, cep telefonundan maruz kaldığım dışında, görsel şiddete uğramamı kontrol edebildiğimi düşünüyorum. Sonra bu güzel bahar sabahının önümüze serdikleri arasında yalın ayak mendil satan burnu sümüklü çocukların olduğunu da görüyorum. Mendili camından içeriye uzattığı arabaların içine bir rüya alemine bakar gibi bakan çocukları görüp yanıldığımı anlıyorum. Bu duyarsızlık mı diye çok sorguladım ama- işkence görüntüleri izletilerek işkenceye maruz kalmak gibi bu ülkede yaşamak-  duyarsızlıktan öte empati kurmadan bu süreçleri irdelemem gerektiğini fark ettim.

                        Kent Ormanı' nın  ücretsiz otoparkına girdik. Birçok arabanın başında sokak köpekleri bekliyor. Alp'le bu köpeklere "hav hav" dedik. Alp köpeklerle daha çok iletişim kurmak istiyor. Bunu yapması için büyümesi gerek. Peynir verdiğimiz bir köpek yanağını yalayınca önce korktu ardından komiğine gitti ve gülmeye başladı. 

 

                         Çok büyük bir alan burası yüzlerce futbol sahası büyüklüğünde, denizin içine girmiş bir toprak parçası. Asfalt yolların oluşturduğu adalardan ve  daha küçük , birbirine toprak yollarla bağlı parsellerden oluşuyor.Göz alabildiğine,  sıralı halde dikilmiş kavak ağaçlarının olduğu bir adada duruyoruz. Bu ağaçların verdiği derinlik hissini kullanmak isteyen fotoğrafçılar var etrafta. Düğün,nişan, bebeğim hoş geldin, yaşasın hamilelik fotoğrafları çekiyorlar. Ya da ben öyle yorumluyorum. Her çekim yapan ekipte parlak renkleri olan  şemsiye ya da balonlar var. Bu yapay ışıltılar Alp'in ilgisini çekmiyor. Gözü bir uğur böceğine takılıyor. Beraber onu inceliyoruz "baba böcek böcek" sözleriyle arada incelememizin ciddiyetini vurguluyor, benden beraber keşfettiğimiz bu böcek hakkında bir şeyler öğrenmek istiyor. Tek öğrenmesini istediğim şey böceği incitmememiz gerektiği. Belki de onun tek öğrendiği mutluluk veren şeylerin uçup gitmesi oluyor. Sonra sarı kır çiçeklerinin üzerine uzanıp üflemeye çalışıyor. Birden anlıyorum ne yaptığını, geçen sene daha bir yaşındayken üflediğimiz  karahindibaları hatırlamış olmalı.  Birden "nemi nemi " demeye başlıyor ve adalar arasındaki toprak yollardan sahile doğru gidiyoruz. Kafasında çoktan bir gezi planı yaptığı belli. Toprak yolun kenarlarında ve adaların içinde sayısız sokak köpeği görüyoruz. Köpeklere onları sevdiğimizi hissettirecek bakışlar atarak "nemiye" doğru ilerliyoruz.                           Yemek yapmak için ot toplayan şalvarlı teyzelerden, araba fiyatına titanyum bisikletlerle gezen amcalara kadar geniş bir insan profili olduğunu fark ediyorum. "ATEŞ YAKILMAZ" yazısının altında mangal yakan insanlara içimden kızıyorum ama az ileride yarım kesilmiş varilden çöp tenekelerinin onların bu hareketine neden olduğunu anlıyorum. Soba kovası boşaltılan varilden çöpler "ATEŞ YAKILMAZ" yazısından daha önemlidir. Göstergeler mi hissedilenler mi diye soruyorum kendime, hissedilenler ağır basıyor olmalı diyorum. İtiraf etmeliyim ki bu duman ve yanan odunların kokusu, köz çıtırtıları hoşuma gidiyor. Zaten çay koymak için yaktığını anlıyorum bu ateşi. Sonra az daha ileride, bir ordu için mangal mı yakacak bu adamlar diye baktığım yaklaşık 10 adam, bir çuval odunu yakmaya uğraşıyor. Sonunda denize bitişik parselin toprak yoluna geliyoruz. Deniz kenarındaki kahvaltı masalarının altından hızla bir fare geçiyor, kedi iriliğinde. Alp daha önceki gelişlerimizde de sahile  demirli gemiyi tekrar  bulduğu için sevinerek "nemi" diye tekrarlıyor.Yolun kenarındaki ağaçların üzerinde kazınmış isimler , kalp işaretleri var.  Bu son toprak yolda bisiklet trafiği çok hızlı akıyor. Toprak yolu ezen lastik teker sesleri uğultu halinde. Çocuk bağırışları ve gülüşleri var. Beş altı genç oturaklarıyla beraber blok halinde konulmuş piknik masasını sırtlanmış bir başka yere götürüyor. Tüyleri insanda acıma hissi uyandıran  ufak cins  bir sarı köpek bu insanları izliyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyor. 10 yaşlarında iki çocuk "denize taş atalım, denizi kızdıralım" diyor.  Alp bu abilerini görüp o da denize taş atmak istiyor, o sırada bisikletlilerin arasından uzunca bir çubuğu bazen at bazen bisiklet olarak sürdüğünü anladığım yedi sekiz yaşlarında bir oğlan kötü üstü başı ve yırtık ayakkabılarıyla  geçiyor. Denize attığımız birkaç taştan sonra Alp - sütten kesildiğimiz bu günlerde Tanrı'nın kendisine bir hediye olarak yolladığını düşünmüş olmalı- iri memeleriyle deniz kenarında duran heykeli fark ediyor ve gülerek "süt" diye diye beni heykele doğru çekiyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.