Çanakkale Haber

Dr. İzzet Akın TÜTÜNCÜLER
Köşe Yazarı
Dr. İzzet Akın TÜTÜNCÜLER
 

ERİKLER ve ÖLÜM

Hayat. Yaş gününde babasının ölüm haberini alan bir kadın oldun. Kaybolup haberi bir daha asla alınamayan dedenin ölümsüzlüğü sayıldın. Toprak, vatan namus oldun. Her ulviyetin içinde seni tüketmeyi göze almak vardı. Cephelerden dönemeyenler oldun. Şehit anaları oldun. Kazalar, kavgalar korkular nefretler oldun. Hayat. Yaşadıklarımızdan daha da fazla kaybettiklerimiz ve ölümlerimiz oldun. Anlamadım. Ölümlerle yüzleşirken anlamsızlıklarımız oldun. Zaferlerden ve mutluluklardan umudumuzu yitirişimizdin. Bazen de inanmanın sabrı sükûtu oldun.   Şimdilik ben geri döndüm ama üç gün önce çok uzaklara gidenleri uğurlamak için çok uzağa gittik. Bu uzaklık ve acı sanki yaşananların gerçekliğini azaltıyor ve bize katlanabilme gücü veriyordu… Uçaktan indiğimde her zamankinden başka bir yer olmuştu artık toprak. Yere bastığıma sevinemediğim. Sıkıcı ve kaybettiren, beni çaresiz hissettiren bir dokuydu artık zemin   Hayatın devam ettiğinin en canlı tanıklarıyla yüzleşmek için kendimi Kemeraltı’ na attım. Bana lazım olmayan şeyler satan bir iki dükkân sordum insanlara. Verdikleri tariflere uyarak o dükkânları buldum. Yol ortasında zorla kucaklarında tuttukları şeyleri satmaya çalışan gençlerin arasından ilerledim. Sadece hayatta kalabilmelerine yarayacak kadar para kazanmalarına yetecek işler yapan insanları gördüm.   Değerli sandığımız şeylerin de bir boka yaramadığı duygusuyla çarşının içinde kayboldum. Söğüşçüler, çantacılar, kumaşçılar, döşemeciler, çeyizciler, elektronik eşyacılar, oyuncakçılar, yemek satanlar. Çakma ayakkabıların gerçeğinden iyi olduğunu söyleyenler, Alladdin’in lambasını elinde tutan bir amca ve dünyanın en iyi kahvesini yaptığını söyleyen bir bey ile karşılaştım. Herkes her şeyin yalan olduğunu biliyordu ama yaşamak için hepimiz kendimize inanan birilerine ihtiyaç duyuyorduk.   Art arda dolaşan birbirine geçen sokaklar, insanlar tezgâhlar. Ne kadar da çok şeye ihtiyacımız varmış aslında yaşamak için dedim. Konular, başlıklar dolusu eşya hayatımızın içinde yer alıyordu. Aslında toprağa duyduğumuz aidiyet duygusu ve bağ gibi bir nevi sahip olduğumuz tüm eşyalarla hayata bağlıyorduk kendimizi. Yani bağladığımızı sanıyorduk.   İtiş kakışın içinden, ter kokuları, parfüm kokuları, nefeslerin arasından geçtim. Bir şeyler edineceksem bu erik olmalıydı. Canım o anda deli gibi erik çekmeye başlamıştı. Bir iki küçük işporta tezgâhındaki erikleri beğenmeyerek dolgun eriklerin olduğu yaşlı bir satıcı amcaya “ yarım kilo versene” dedim. Dört- beş avuç eriği kesekâğıdına doldurup yarım kilo parası olan 4tl yerine 5 tl isteyerek erikleri uzattı. O an dünyaya ve hayata duyduğum direnme arzusunu ateşledi.   “Yani burada 625 gram erik mi var amca nasıl emin oluyorsun? Dedim “Gramını bilmem tam 5 liralık var işte” dedi. “Amca bunun tartısı olmadan olur mu tarttırayım ver şunu” dedim. Yaşamdan ve yaşama ait bütün hesaplardan tiksindiğim bir anda bu amcanın bana kendimi salak hissettirmesi beni kendime getirmişti. Dur dur tartı var dedi koşarak karşıdaki çanta satan bir tezgâhın altına sıkışıp küçük bir teraziye gramlar falan koyup bir şeyler yaptı. Ama yaptığı sanki gramlar doğru mu diye bakmaktı eriklerin ağırlığına değil. Getirdi bana uzattı bak doğruymuş dedi. Artık tekrar eski ataletsizliğime dönmüştüm. Kandırıldığıma yüzde yüz emin ama bunu umursamaz bir tavırla “Sağol” diyerek aldım erikleri. Önce amcanın fakirliğine verdim bu hareketi. Ama aklıma geçen sene çok lüks bir dondurmacıda kilo ile aldığımız dondurmayı da tartmadan verdikleri ve bunun üzerine çıkan tartışmayı hatırladım. Demek ki zenginlik fakirlik meselesi değildi. Hayatta kimsesini kaybetmediğini düşündüm. Ölümle yüzleşen adamlar hakkaniyetli olur diye düşündüm. Sonra o yaşa gelene kadar illa ki yakınlarının vefat ettiğini düşündüm. Başka bir şey vardı kimimizde küçük hesapların peşinde olmak gibi zengin ya da fakir olmakla alakalı bir şey değildi bu. Eriklerden birini ağzıma atıp düşünmeyi bıraktım. Çünkü düşündüğümüz gibi bir dünya asla olmayacak.
Ekleme Tarihi: 24 Mayıs 2017 - Çarşamba
Dr. İzzet Akın TÜTÜNCÜLER

ERİKLER ve ÖLÜM

Hayat.

Yaş gününde babasının ölüm haberini alan bir kadın oldun.

Kaybolup haberi bir daha asla alınamayan dedenin ölümsüzlüğü sayıldın.

Toprak, vatan namus oldun. Her ulviyetin içinde seni tüketmeyi göze almak vardı. Cephelerden dönemeyenler oldun. Şehit anaları oldun. Kazalar, kavgalar korkular nefretler oldun.

Hayat.

Yaşadıklarımızdan daha da fazla kaybettiklerimiz ve ölümlerimiz oldun.

Anlamadım. Ölümlerle yüzleşirken anlamsızlıklarımız oldun. Zaferlerden ve mutluluklardan umudumuzu yitirişimizdin. Bazen de inanmanın sabrı sükûtu oldun.

 

Şimdilik ben geri döndüm ama üç gün önce çok uzaklara gidenleri uğurlamak için çok uzağa gittik. Bu uzaklık ve acı sanki yaşananların gerçekliğini azaltıyor ve bize katlanabilme gücü veriyordu…

Uçaktan indiğimde her zamankinden başka bir yer olmuştu artık toprak. Yere bastığıma sevinemediğim. Sıkıcı ve kaybettiren, beni çaresiz hissettiren bir dokuydu artık zemin

 

Hayatın devam ettiğinin en canlı tanıklarıyla yüzleşmek için kendimi Kemeraltı’ na attım. Bana lazım olmayan şeyler satan bir iki dükkân sordum insanlara. Verdikleri tariflere uyarak o dükkânları buldum. Yol ortasında zorla kucaklarında tuttukları şeyleri satmaya çalışan gençlerin arasından ilerledim. Sadece hayatta kalabilmelerine

yarayacak kadar para kazanmalarına yetecek işler yapan insanları gördüm.

 

Değerli sandığımız şeylerin de bir boka yaramadığı duygusuyla çarşının içinde kayboldum. Söğüşçüler, çantacılar, kumaşçılar, döşemeciler, çeyizciler, elektronik eşyacılar, oyuncakçılar, yemek satanlar.

Çakma ayakkabıların gerçeğinden iyi olduğunu söyleyenler, Alladdin’in lambasını elinde tutan bir amca ve dünyanın en iyi kahvesini yaptığını söyleyen bir bey ile karşılaştım. Herkes her şeyin yalan olduğunu biliyordu ama yaşamak için hepimiz kendimize inanan birilerine ihtiyaç duyuyorduk.

 

Art arda dolaşan birbirine geçen sokaklar, insanlar tezgâhlar. Ne kadar da çok şeye ihtiyacımız varmış aslında yaşamak için dedim. Konular, başlıklar dolusu eşya hayatımızın içinde yer alıyordu. Aslında toprağa duyduğumuz aidiyet duygusu ve bağ gibi bir nevi sahip olduğumuz tüm eşyalarla hayata bağlıyorduk kendimizi. Yani bağladığımızı sanıyorduk.

 

İtiş kakışın içinden, ter kokuları, parfüm kokuları, nefeslerin arasından geçtim. Bir şeyler edineceksem bu erik olmalıydı. Canım o anda deli gibi erik çekmeye başlamıştı.

Bir iki küçük işporta tezgâhındaki erikleri beğenmeyerek dolgun eriklerin olduğu yaşlı bir satıcı amcaya “ yarım kilo versene” dedim.

Dört- beş avuç eriği kesekâğıdına doldurup yarım kilo parası olan 4tl yerine 5 tl isteyerek erikleri uzattı. O an dünyaya ve hayata duyduğum direnme arzusunu ateşledi.

 

“Yani burada 625 gram erik mi var amca nasıl emin oluyorsun? Dedim

“Gramını bilmem tam 5 liralık var işte” dedi.

“Amca bunun tartısı olmadan olur mu tarttırayım ver şunu” dedim. Yaşamdan ve yaşama ait bütün hesaplardan tiksindiğim bir anda bu amcanın bana kendimi salak hissettirmesi beni kendime getirmişti.

Dur dur tartı var dedi koşarak karşıdaki çanta satan bir tezgâhın altına sıkışıp küçük bir teraziye gramlar falan koyup bir şeyler yaptı. Ama yaptığı sanki gramlar doğru mu diye bakmaktı eriklerin ağırlığına değil.

Getirdi bana uzattı bak doğruymuş dedi. Artık tekrar eski ataletsizliğime dönmüştüm. Kandırıldığıma yüzde yüz emin ama bunu umursamaz bir tavırla “Sağol” diyerek aldım erikleri.

Önce amcanın fakirliğine verdim bu hareketi. Ama aklıma geçen sene çok lüks bir dondurmacıda kilo ile aldığımız dondurmayı da tartmadan verdikleri ve bunun üzerine çıkan tartışmayı hatırladım. Demek ki zenginlik fakirlik meselesi değildi. Hayatta kimsesini kaybetmediğini düşündüm. Ölümle yüzleşen adamlar hakkaniyetli olur diye düşündüm. Sonra o yaşa gelene kadar illa ki yakınlarının vefat ettiğini düşündüm. Başka bir şey vardı kimimizde küçük hesapların peşinde olmak gibi zengin ya da fakir olmakla alakalı bir şey değildi bu.

Eriklerden birini ağzıma atıp düşünmeyi bıraktım. Çünkü düşündüğümüz gibi bir dünya asla olmayacak.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.