Yanan Evler, Sessiz Çığlıklar: Bu Ölümler Kader Değil, Derinleşen Yoksulluğun Sonucu
Yanan Evler, Sessiz Çığlıklar: Bu Ölümler Kader Değil, Derinleşen Yoksulluğun Sonucu
Bu günlerde sıkça rastladığımız kırsal ve yoksul kesimlerde çıkan ev yangınlarının her birinin altında sessiz bir trajedi yatıyor.
Bu günlerde sıkça rastladığımız kırsal ve yoksul kesimlerde çıkan ev yangınlarının her birinin altında sessiz bir trajedi yatıyor.
Bu günlerde sıkça rastladığımız kırsal ve yoksul kesimlerde çıkan ev yangınlarının her birinin altında sessiz bir trajedi yatıyor. Haber başlıklarına birkaç satırla düşen bu yangınlar çoğu zaman “talihsiz kaza” olarak geçiştiriliyor. Oysa yanan yalnızca bir ev değil; yoksulluğun, ihmalin ve görmezden gelinen yaşam koşullarının birikmiş sonucudur. Bu yangınlar, basit bir kıvılcımdan çok daha fazlasını anlatır.
Bugün yaşanan ölümler yalnızlıkla açıklanamaz.
Bugün yaşanan facialar yalnızca “yaşlılık” ya da “talihsiz kaza” değildir.
Ortada giderek büyüyen bir yoksulluk, barınamama ve muhtaçlık krizi vardır.
Kırsalda, kasabalarda, küçük ilçelerde artık yalnız yaşayan yaşlılar kadar; ailesi olan ama yoksul, çalışamayacak durumda ama güvencesiz, muhtaç ama görünmez binlerce insan yaşamaktadır. Ve bu kesim her geçen gün büyümektedir.
Yanarak ölen, donarak hayatını kaybeden, dumandan zehirlenen insanların ortak noktası yalnızlık değil; yoksulluk içinde, güvensiz koşullarda yaşamak zorunda bırakılmalarıdır.
Yoksulluk Artıyor, Güvenlik Azalıyor
Bugün muhtaç hale gelen insanlar;
Evini ısıtamıyor,
Elektrik tesisatını yenileyemiyor,
Çatısını onaramıyor,
Güvenli bir ısınma aracı alamıyor.
Bu insanlar için elektrikli soba, eski odun sobası ya da kaçak tesisat bir tercih değil; hayatta kalma çabasıdır. Ancak bu çaba, her geçen gün daha fazla insan için ölüm riski anlamına gelmektedir.
Sosyal Hizmetler Dar Bir Çerçevede Takılı Kalmış Durumda
Sosyal hizmet politikaları hâlâ meseleyi dar tanımlarla ele almaktadır:
“Yalnız yaşayan yaşlı”
“Dosyası olan kişi”
“Başvurusu bulunan hane”
Oysa bugün;
Ailesi var ama yoksul,
Çalışma gücü yok ama sosyal güvencesi de olmayan,
Muhtaç olduğu hâlde başvuru yapamayacak durumda bulunan
çok geniş bir kesim vardır. Bu insanlar yardım sisteminin dışında kalmakta, ancak riskin tam merkezinde yaşamaktadır.
Yardım Yetmiyor, Güvenli Yaşam Sağlanmıyor
Gıda kolisi vermek sosyal politika değildir.
Yakacak yazıp, evin sobasını denetlememek çözüm değildir.
Nakdi destek verip insanı çürük bir evde bırakmak vicdan değildir.
Eğer bir insan yoksulsa, muhtaçsa ve güvensiz bir evde yaşıyorsa, o ev sosyal hizmetlerin sorumluluk alanıdır.
Bugün yapılan şudur:
İnsanlar hayatta kalacak kadar destekleniyor,
ama ölmeyecek kadar korunmuyor.
Bu Sessiz Bir Toplumsal Çöküştür
Yanarak ölen yaşlılar, donarak hayatını kaybeden yoksullar, dumandan boğulan insanlar; bunlar münferit olaylar değildir. Bunlar, derinleşen yoksulluğun ve sosyal korumanın çöküşünün açık göstergeleridir.
Muhtaç sayısı artıyor.
Gelir eriyor.
Barınma koşulları kötüleşiyor.
Güvenlik riski yayılıyor.
Ama sosyal hizmetler hâlâ eski ölçeklerle, eski tanımlarla ve eski reflekslerle hareket etmeye devam ediyor.
Açık ve Net Çağrı
Yoksul yaşayan her insan potansiyel risk altındadır.
Muhtaçlık yalnızlıkla sınırlı değildir.
Sosyal hizmetler yalnız “başvuruya gelenle” yetinemez.
Acilen;
Yoksulluk temelli risk haritaları çıkarılmalı,
Barınma ve ev güvenliği sosyal yardımın asli unsuru haline getirilmeli,
Muhtaçlık, yalnızlıkla değil yaşam koşullarıyla tanımlanmalıdır.
Son Söz
Bu ölümler tesadüf değildir.
Bu yangınlar kader değildir.
Bu tablo, artan yoksulluğun ve daraltılmış sosyal politikaların sonucudur.
Artık şunu kabul etmek zorundayız:
Bu ülkede sorun yalnız yaşayan yaşlılar değil; yoksulluk içinde yaşayan ve her geçen gün çoğalan muhtaç insanlardır.
Bu gerçek görmezden gelindikçe;
bugün kırsalda,
yarın kent varoşlarında
aynı trajediler yaşanmaya devam edecektir.
Taner ARÇUKOĞLU
.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
