8 Mart: Bir Kutlama Değil, Yaşam Hakkı ve Eşitlik Mücadelesidir
8 Mart: Bir Kutlama Değil, Yaşam Hakkı ve Eşitlik Mücadelesidir
Kepez Özgür Dayanışma tarafından kamuoyuna duyurulan 8 Mart bildirisinde, kadın cinayetleri, derinleşen yoksulluk ve 6284 sayılı kanunun hayati önemi vurgulandı.
Kepez Özgür Dayanışma tarafından kamuoyuna duyurulan 8 Mart bildirisinde, kadın cinayetleri, derinleşen yoksulluk ve 6284 sayılı kanunun hayati önemi vurgulandı.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; çiçekle, temenniyle geçiştirilecek bir “takvim günü” değildir..
türkiye’de kadınlar için bu tarih, yaşam hakkının korunmadığı, şiddetin önlenmediği, yoksulluğun kadın
ve çocukların omzuna yıkıldığı bir düzenin en görünür aynasıdır. “aile” söylemi büyürken, kadınların
güvenliği küçülüyorsa; “nüfus” konuşulurken kadınların ve çocukların canı, emeği ve geleceği
korunmuyorsa, burada mesele ahlaki ve kamusaldır.
Kadın cinayetleri ve şüpheli ölümler “rakam” değil, devletin önleme yükümlülüğünün sınavı ve
sonucudur.
2025’e dair kadın örgütlerinin raporları, şiddetin yalnızca devam etmediğini, yeni biçimler alarak
derinleştiğini gösteriyor. Kadın cinayetlerini durduracağız platformu’nun 2025 raporuna yansıyan
değerlendirmelerde, 2025’te 294 kadın cinayeti ve 297 şüpheli kadın ölümü kayda geçtiği belirtiliyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu , 2026 yılının ilk ayında erkekler tarafından 22 kadının
öldürüldüğünü, 14 kadının ise şüpheli şekilde ölü bulunduğunu duyurdu., verilerin devlet tarafından
sistematik olarak paylaşmama saklama sorunu da devam etmektedir... Kadınların önemli bir kısmının
evlerinde ve çoğunlukla ateşli silahla öldürüldüğü; faillerin büyük oranda kadının en yakınındaki erkekler
olduğu vurgulanıyor.Bbir günde altı kadın öldürülebiliyorsa ve bu şiddet toplumun her kesimine yansıyor
ve giderek büyüyorsa şiddeti ve cinayetleri toplumsal bir sorun olarak tanımlamak daha doğrudur ..
Bu tablo şunu söylüyor: kadın cinayetleri “ani öfke”, “münferit olay” ya da “aile içi mesele” değildir.
Önlenebilir bir kamusal suçtur. Önleme sorumluluğu da yalnızca mağdura “dikkatli ol” demekle değil; risk
doğmadan önce, risk oluştuğunda ve risk tekrarında kurumsal, hızlı, bütüncül mekanizmaları işletmekle
yerine getirilir.
Kadın ve çocuklar için “hayatta kalma” meselesine dönüşen şiddet, çoğu zaman yoksulluğun içinden
büyür: barınma yoktur, güvenceli iş yoktur, kreş yoktur, nafaka/tedbir/ koruma fiilen işletilmez; kadın
“gidecek yer” bulamaz.
TÜİK’in 2025 “ yoksulluk ve yaşam koşulları” verilerine göre yoksulluk oranının %13,0 olduğu paylaşılıyor.
Öte yandan geçim baskısı, özellikle çocuklu hanelerde ve kadınların omuzladığı bakım yükünde
ağırlaşıyor. Açlık- yoksulluk sınırı tartışmaları da, ücretler ve sosyal desteklerin haneyi ayakta tutmaya
yetmediği gerçeğini sürekli gündemde tutmak zorundayız.
Kadın yoksulluğu sadece “gelir” değildir; bakım emeğinin görünmezliği, kayıt dışı çalışma, düşük ücret,
güvencesizlik, barınma , kreş eksikliği ve sosyal desteklere erişimdeki eşitsizlikle büyür. Çocuk yoksulluğu
ise eğitim kurumlarına kadar inen bir “gelecek gaspı”na dönüşür. MESEM ler yani kontrolsüz çocuk işçiliği
küçük bedenlerin karartılan hayatlarına dönüşüyor.. Yoksulluk, genel anlamıyla, insanların temel
ihtiyaçlarını karşılayamama durumu olarak tanımlanmaktadır. Ve ülkede 17 milyon 821 bin kişinin temel
ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduğunu belirtilmektedir..Asgari ücretli ve emekli ücretleri inkar
edilemeyecek yoksulluğun gerçeğidir..
Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadelede temel yasal çerçevelerden biri 6284 sayılı kanundur.
Ancak sorun çoğu zaman “yasa yokluğu” değil, uygulama yokluğudur. Kadın cinayetlerini durduracağız
platformu’nun 2025 başvuru değerlendirmesinde, kendilerine ulaşan başvurularda şiddete uğrayan
kadınların %57’sinin koruma kararı olmadığı tespiti yapılıyor; istismar faillerine, kadın katillerine karşı
önlem almayan 6284 sayılı kanunu etkin uygulanmadığına ve kadınların hakları konusunda yeterince
bilgilendirilmediğine işaret ettiği belirtiliyor….
Yani mesele şudur: tedbir kararına erişim gecikiyorsa, kolluk “aile içinde olur” diyerek başvuruyu hafife
alıyorsa, uzaklaştırma ihlali yaptırımsız kalıyorsa, risk değerlendirmesi yapılmıyorsa; şiddet “süreç” içinde
büyür ve cinayete varır.
Kadınların en önemli kazanımı olan ve Aile İçi Şiddet ve Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddeti tanımlayan,
Uluslararası alandaki ilk bağlayıcı belge olma niteliğindeki İstanbul sözleşmesi’nden 2021 yılında
kadınların hak mücadelsine rağmen çekilmesi bir zihniyetin politikaya yansıması ve sonucudur.
İstanbul Sözleşmesi ; Psikolojik Şiddet, Isrtarlı Takip, Fizizksel Şiddet , Tecavüz, Zorla evlendirme, Kadın
Sünneti, Kürtaja zorlama, Zorla Kısırlaştırma ve Cinsel Şidiettin tüm biçimlerini kapsaryor. Kadını koumayı
evlilik aile yada Birlikte Yaşamaya ,aynı evde yaşama şartlarına bağlamıyor…Yani Kadın İnsandır diyen
geniş kapsamlı bu sözleşmeden çıkmak sadee Metinden Çıkmak değildir. Şiddetle Önleme-KorumaKovuşturma- Bütüncül Politika hattını Kamusal Sorumluluk olarak kuran çerçevenin zayıflatılması
anlamına gelir. En azından Topluma verilen mesaj şudru. ‘’ Bu alan öncelik değil’’ Şiddetle mücadelede en
tehlikeli şeyde budur: ‘’ Öncelik Kaybı’’ ..Bu sebeple ki Biz Kadınlar İstanbul özleşmesinden
vazgeçmiyoruz.
Devletin Asli Görevleri ‘’Niyet ‘’ değil Ölçülebilir Sorumluluktur.
Devletin Görevi, ‘’Kınamak ‘’ DEĞİL Önlemektir.
Bu başlıkta yapılması gereken nettir:
Devletin Görevi:
6284’ ün her il/ ilçede standart uygulanması; Kolluk, Savcılık ve Mahkemelerde gecikmeksizin tedbir, risk
Analizi, İhlalde hızlı yaptırımdır.
Şiddeti Önleme Merkezlerinin sayısının artılrılmasıdır..
‘’İyi Hal’’, ‘’Haksız Tahrik’’ gibi ceza indirimlerinin kadınların yaşam Hakkını gölgelememesi, Etkin
soruşturma, Etkin Kovuştırmadır.
Güvenceli istihdam, Bakım Yükünü azaltacak kamusal hizmetler,(Kreş- Yaşlı /Engelli Bakım Desteği)Sosyal
Yardımların erişebilirliği Hizmetlerini yapmaktır.
Şiddet ve ölümlerde kurumlardan doğru veri alınamaması, aslında toplumun diğer yarisinin cins kırımin
da saklanması şiddetin bilinmemesi refleksidir. Sorun önceden bilinirse çözüm de birlikte bulunabilir.
Veri şeffaflığı, kadın cinayetleri ve şüpheli ölümlerde düzenli, erişilebilir, denetlenebilir resmi veri
paylaşımı bu nedenle çok önemlidir.
ŞİDDETLE MÜCADELE YERELDEN BAŞLAR..
Şiddet, çoğu zaman mahallenin içinde yaşanır; Kadın ilk olarak en yakındaki kapıyı çalar. bu yüzden
belediyeler “ikincil aktör” değil, hayati ilk temas noktasıdır.
Sığınma/Konukevi yükümlülüğü belediye kanunu kapsamında nüfus sayı sorunu kaldırılmalı ve acil bir
şekilde Konukevi/Sığınmaevi açmaya dönük bu hizmetler verilebilmelidir
Kadın Danışma Merkezleri ve yönlendirme: hukuki danışmanlık, psikososyal destek, iş–kreş–barınma
bağlantısı acil oluşturulmalıdır..
Yerel Eşitlik mekanizmaları kurmalı, kadın politikaları birimi, toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planı,
personel eğitimleri, riskli vakalarda kurumlar arası koordinasyon. yerel yönetimlerin önceliği
olabilmelidir.
Ülke genelinde olduğu gibi yerelde de ve şiddet ve ölümlerin son bulması için cozümün adı dayanışma,
samimiyet ve ısrardır ki bu hak temelli oluşturulan tarafsız bağımsız bilgi ile güçlenen kadın
örgütlenmelerin birlikte çalışmasını gerektirir..Kadin Örgütlenmelerin destekl emek birlikte işbirliği ile
toplumsal bilincin yükseltilmesi ,Kadin, Çocuk ,Doğa, İnsan Haklari, LGBTİ+ ‘larin yaşam haklarin
korunması kamu kurumlari ile birlikte yerel yönetimlerde öncelikler arasına alınmalıdır.
Bugün 8 Mart’ı anlamlı kılacak şey, “tek gün ses” değil; yıl boyu süren örgütlü ısrardır..
ISRARIMIZ:
Şiddet hattına ulaşamayan kadına komşusu ulaşır; ama bu tesadüfe bırakılamaz, eğitim, bilinçli
örgütlenmek tek çözüm bu imkanlar yaratılmalı desteklenmelidir.
Kadınlar ve yaşlılar hatta engelliler şiddet ve tacizde tecavüzde haklarını bilmemektedir . Nereye, Nasıl
başvurulacağı, ihlalde ne yapılacağı; kadınlara sade ve erişilebilir dille tekrar tekrar hatırlatarak
anlatılmalı ve bilinçli bir vatandaş olabilmesi , dayanışma ve örgütlenmenin sağlanacağı eğitim
programları sosyal yaşam evleri olabilmelidir.
Her vakada “dosya kapanmasın” diye izleme; Yerel Basın, Sivil Toplum, Baro, Meslek Örgütleri ortak
çalışma imkanları desteklenmelidir…
Kadının yaşam hakkı bir partinin, bir grubun “projesi ” yada sorumluluğu değil; toplumun ortak
vicdanıdır. ve birlikte çözüm bulunması gereken sorumluluktur. Toplumsal bir sorun olan şiddet ve ölüm
vakaları bu anlayışla yaklaşılmadığı her an bir kadın , bir çocuk bir can daha kaybediyoruz….Ülkemizde
şehrimizde ve kepezimizde maalesef artık sık sık yaralama, şiddet ve hatta cinayet haberleri duymaktayız
ve giderek artmakta..Hatırlayalım , şubat ayı içinde bir erkek karısını 20 yerinden bıçaklıyor olay kepezde,
bir genç akran zorbalığına uğruyor olay kepezde, ve yine bir silahlı yaralama ve yer kepez..Tehlikenin
farkında mıyız..Bunlara kulağımızı gözümüzü kapatamayız..Ülkemde bir günde 6 kadın çok kolay
öldürülüyorsa ve artık güncel bir haber gibi geçiştirebiliyorsak sorun görünenden de çok büyük
demektir..
8 Mart, “kadına çiçek verme” kutlama günü değil; kadının canını, emeğini ve hayatını güvenceye almanın
tekrar hatırlanması hatırlatılması günüdür…
Kadın cinayetleriyle mücadele, yoksullukla mücadele, sadece iktidarın yada Devlet Kurumlarının değil ,
yerel yönetimler ve kadın örgütleri birlikteliği ile uygulanabilir hizmetler ,birbirini tamamlayan anlayışla
gerçekleşebilmelidir... Bütüncül bakmak zorundayız: Önleme + Koruma + Adalet + Sosyal Politika + Yerel
Hizmetler- Belediye + Örgütlü Dayanışma.
İster Bulunduğumuz şehirde, İster Beldemiz Kepez’de İster Türkiye’nin herhangi bir yerinde… bu Hak
Mücadelesi ,
“SAMİMİYET”İN SÖZDE DEĞİL EYLEMDE ÖLÇÜLDÜĞÜ YERDİR...
Kepez Özgür Kadın Dayanışma….
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
