Çanakkale Haber

Emin VAROL
Köşe Yazarı
Emin VAROL
 

Hamaset kazanacak

16 Nisan’da “hamaset” kazanacak. Arapça kökenli, “hamaset” kelimesi; Türk Dil Kurumu’na göre, “ dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım” anlamına geliyor. Ekşi Sözlük’e göre de, Arapçada “gaza gelmek” anlamında kullanılıyor.   Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “ Halk Oylaması Tanıtım Toplantısı”nda bir kez daha Hamaset’in, Türk insanını ne kadar etkilediğine tanık oldum. Çok seviyoruz bu kelimeyi. İyi hamaset yapan, bu ülkede yıllarca iktidarda kalır. İşin özü, değişikliğin içeriği önemli değil. Ne getirip, ne götürdüğü de öyle. Yeter ki iyi hamaset yapın, milletin gönlünü de "oy"unu da kazanın...   Ak Parti, bu işi biliyor Ak Parti’nin, merakla beklenen, referandum tanıtım kampanyasını zor da olsa ben de izledim. Günler öncesinden akredite olmak istediğime ilişkin mesajlar gönderdim. Ancak dönen olmadı. Ben de Salı günü grup toplantısında basından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a söyledim. Sonunda davetli basın mensuplarının dışında “boş” bir kart alabildim. Toplantı günü, Ankara Emniyeti’nin aldığı olağanüstü üstü, olağanüstü güvenlik önlemleri altında salonun kapısına geldim. Polisin elindeki davetli gazeteci listesinde olmadığım için bir genel merkez görevlisinin beni tanıması üzerine, kimlik numaramı bırakarak toplantıya  girdim.   İçerisi de dışarısı kadar kalabalıktı. Ak Parti bu işi iyi biliyor. Yine çok güzel hazırlanmış bir kongre salonuyla karşılaştım. Demirel, Ecevit ve Özal’ın kongreleri geldi, gözümün önüne. İçeri girdiğiniz anda, kalabalıktan, sigara dumanından, sıcaktan, kokudan, organizasyonsuzluktan kaçmak isterdiniz.   Ayakta bir kişi bile yoktu. Herkes kendisine ayrılan yerlere oturmuş, ellerindeki Türk Bayraklarını sallıyor gençler, yeni şarkıları söylüyor ve yeni sloganları atıyordu. Başbakan ve eşi tek başlarına turkuaz renkli  halının üzerinden tribünlere kırmızı karanfiller atıyorlardı etraflarında bir kişi bile yoktu. Rahat rahat görüntü alan foto muhabiri ve kameramanlar bu durumdan çok memnundu.   Başbakan Binali Yıldırım kürsüye de tek başına çıktı. İki yanında Prompter camları vardı sadece.Salonda ise 15 Temmuz darbe girişimi ruhu vardı. O gece Şehit olan reklamcı Erol Olçak ve oğlu, salona tepeden bakıyorlardı.   Başbakan yanlış yaptı Bu duygusal havayı iyi kullanan Başbakan, konuşmasının ilk yarım saatinde 15 Temmuz gecesi yaşananları anlatarak tribünleri coşturdu. Ancak, daha sonra bir yanlış yaptı bence. Salonda herkesi susturdu. Elindeki seyyar mikrofonu bıraktı. Kürsünün arkasına geçti. Kendi seçim bölgesi İzmir’den gelenleri de. Belli ki önemli bir şey söyleyecekti.   Başbakan, 16 Nisan’da halkın oyuna sunulacak 18 maddelik Anayasa değişikliğini anlatacaktı. Yani işin özüne iniyordu. Halkımız neye oy vereceğini bilsin istiyordu. Doğru da yapıyordu. Ancak yanlış yerde yanlış zamanda...   Daha birinci maddeyi anlatmaya başlayınca salon önce esnemeye başladı, sonra da sıkıldı. 2. Maddede ise salon boşaldı. Slogan atılmıyor, şarkı söylenmiyordu. Toplantının havası değişmişti. Maddelerle kimse ilgilenmiyordu. Hamaset istiyordu halk. Ana Muhalefet Partisi’ne sert çıkışlar, hakaretler edilsin, onlar da yuh çeksinler...   Ama boşuna. Başbakan Binali Yıldırım, inat etmiş 18 maddeyi de sayarak  neden “evet” denilmesi gerektiğini anlatmakta kararlıydı. Öyle olunca da salondaki heyecan bir anda söndü.   16 Nisan’da halkın oyuna sunulacak Anayasa değişikliği görüşmelerini, Anayasa Komisyonu ve Genel Kurul’da izledim. Adeta, 18 maddeyi ezberledim. Komisyon’da da, Genel Kurul’da da, işin özü hiç konuşulmadı. Kürsüye çıkanların tamamı maddelerin dışında, siyaset yaptılar, birbirleri hakkında ne varsa söylediler. Kavga ettiler, hakaret ettiler, hamaset yaptılar.   Aslında, 18 maddeyi yani anayasa değişikliğini eleştirmek, savunmaktan daha kolay. Yani, “hayır”ın eli daha güçlü.   Çünkü, Başbakan Binali Yıldırım 18 maddeyi savunurken, Ana Muhalefet Partisi CHP’nin argümanlarını da çürütmek zorundaydı. Bu da çok kolay olmuyordu.   Örneğin; Başbakan, yeni Anayasa ile yargının bağımsız ve tarafsız olacağını söylerken salondakiler; Adalet Bakanı’nın, hakim ve savcılar yüksek kurulunun başkanı, müsteşarın ise daimi üye olduğu bir ortamda, yargının nasıl bağımsız ve tarafsız olacağını düşünüyordu.   Başbakan Yıldırım, yeni sistemde hükümete Meclis’in değil, milletin güvenoyu vereceğini söylerken de yine salondakiler; Milletin seçtiği milletvekilleri bakan olamayacak. Cumhurbaşkanı’nın millete sormadan kuracağı hükümetten, milletin haberi bile olmayacak. Peki bu durumda nasıl millet hükümete güven oyu vermiş olacak diye soruyordu.   Bakanlar hakkında en etkili denetim yolu olan gensoru önergesinin yerini, cevap vermenin bile zorunlu olmadığı soru önergesinin aldığını söylemek de bir o kadar kafa karıştırıyordu...   Cumhurbaşkanı’na Meclis’i fesih yetkisi verildiğinin kocaman bir yalan olduğunu söyleyen Başbakan Binali Yıldırım’ın “Feshetme yok, seçimin yenilenmesi var” derken salondakiler; İkisi arasındaki farkı anlamaya çalışıyordu. Her ikisinde de Meclis yenilenecekti.   Mevcut sistemde kanun teklifi veren milletvekillerinin, yeni sistemde de kanun teklifi verebileceğini söylerken neyin yenilik olduğunu da salondakiler anlamamıştı.   Dedim ya, halk oylamasına sunulan 18 maddeyi saymaya başlarsak, “hayır”cıların argümanları daha güçleniyor. Ancak ülkemizde konunun içeriği değil, hamaseti oy alıyor. Çünkü, milletimiz Arapça kökenli “gaza gelmek” anlamındaki hamaseti seçiyor. Ak Parti de bunu çok güzel yapıyor...
Ekleme Tarihi: 08 Mart 2017 - Çarşamba
Emin VAROL

Hamaset kazanacak

16 Nisan’da “hamaset” kazanacak.
Arapça kökenli, “hamaset” kelimesi;
Türk Dil Kurumu’na göre, “ dinleyenleri etkilemek veya heyecanlandırmak amacıyla yapılan abartılı anlatım” anlamına geliyor.
Ekşi Sözlük’e göre de, Arapçada “gaza gelmek” anlamında kullanılıyor.
 
Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “ Halk Oylaması Tanıtım Toplantısı”nda bir kez daha Hamaset’in, Türk insanını ne kadar etkilediğine tanık oldum.
Çok seviyoruz bu kelimeyi. İyi hamaset yapan, bu ülkede yıllarca iktidarda kalır.
İşin özü, değişikliğin içeriği önemli değil. Ne getirip, ne götürdüğü de öyle. Yeter ki iyi hamaset yapın, milletin gönlünü de "oy"unu da kazanın...
 
Ak Parti, bu işi biliyor

Ak Parti’nin, merakla beklenen, referandum tanıtım kampanyasını zor da olsa ben de izledim. Günler öncesinden akredite olmak istediğime ilişkin mesajlar gönderdim. Ancak dönen olmadı. Ben de Salı günü grup toplantısında basından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a söyledim. Sonunda davetli basın mensuplarının dışında “boş” bir kart alabildim.
Toplantı günü, Ankara Emniyeti’nin aldığı olağanüstü üstü, olağanüstü güvenlik önlemleri altında salonun kapısına geldim. Polisin elindeki davetli gazeteci listesinde olmadığım için bir genel merkez görevlisinin beni tanıması üzerine, kimlik numaramı bırakarak toplantıya  girdim.
 
İçerisi de dışarısı kadar kalabalıktı. Ak Parti bu işi iyi biliyor. Yine çok güzel hazırlanmış bir kongre salonuyla karşılaştım.
Demirel, Ecevit ve Özal’ın kongreleri geldi, gözümün önüne. İçeri girdiğiniz anda, kalabalıktan, sigara dumanından, sıcaktan, kokudan, organizasyonsuzluktan kaçmak isterdiniz.
 
Ayakta bir kişi bile yoktu. Herkes kendisine ayrılan yerlere oturmuş, ellerindeki Türk Bayraklarını sallıyor gençler, yeni şarkıları söylüyor ve yeni sloganları atıyordu.
Başbakan ve eşi tek başlarına turkuaz renkli  halının üzerinden tribünlere kırmızı karanfiller atıyorlardı etraflarında bir kişi bile yoktu. Rahat rahat görüntü alan foto muhabiri ve kameramanlar bu durumdan çok memnundu.
 
Başbakan Binali Yıldırım kürsüye de tek başına çıktı. İki yanında Prompter camları vardı sadece.Salonda ise 15 Temmuz darbe girişimi ruhu vardı. O gece Şehit olan reklamcı Erol Olçak ve oğlu, salona tepeden bakıyorlardı.
 
Başbakan yanlış yaptı

Bu duygusal havayı iyi kullanan Başbakan, konuşmasının ilk yarım saatinde 15 Temmuz gecesi yaşananları anlatarak tribünleri coşturdu.
Ancak, daha sonra bir yanlış yaptı bence. Salonda herkesi susturdu. Elindeki seyyar mikrofonu bıraktı. Kürsünün arkasına geçti. Kendi seçim bölgesi İzmir’den gelenleri de. Belli ki önemli bir şey söyleyecekti.
 
Başbakan, 16 Nisan’da halkın oyuna sunulacak 18 maddelik Anayasa değişikliğini anlatacaktı. Yani işin özüne iniyordu. Halkımız neye oy vereceğini bilsin istiyordu. Doğru da yapıyordu. Ancak yanlış yerde yanlış zamanda...
 
Daha birinci maddeyi anlatmaya başlayınca salon önce esnemeye başladı, sonra da sıkıldı.
2. Maddede ise salon boşaldı. Slogan atılmıyor, şarkı söylenmiyordu. Toplantının havası değişmişti. Maddelerle kimse ilgilenmiyordu. Hamaset istiyordu halk. Ana Muhalefet Partisi’ne sert çıkışlar, hakaretler edilsin, onlar da yuh çeksinler...
 
Ama boşuna. Başbakan Binali Yıldırım, inat etmiş 18 maddeyi de sayarak  neden “evet” denilmesi gerektiğini anlatmakta kararlıydı.
Öyle olunca da salondaki heyecan bir anda söndü.
 
16 Nisan’da halkın oyuna sunulacak Anayasa değişikliği görüşmelerini, Anayasa Komisyonu ve Genel Kurul’da izledim. Adeta, 18 maddeyi ezberledim.
Komisyon’da da, Genel Kurul’da da, işin özü hiç konuşulmadı. Kürsüye çıkanların tamamı maddelerin dışında, siyaset yaptılar, birbirleri hakkında ne varsa söylediler. Kavga ettiler, hakaret ettiler, hamaset yaptılar.
 
Aslında, 18 maddeyi yani anayasa değişikliğini eleştirmek, savunmaktan daha kolay. Yani, “hayır”ın eli daha güçlü.
 
Çünkü, Başbakan Binali Yıldırım 18 maddeyi savunurken, Ana Muhalefet Partisi CHP’nin argümanlarını da çürütmek zorundaydı. Bu da çok kolay olmuyordu.
 
Örneğin;
Başbakan, yeni Anayasa ile yargının bağımsız ve tarafsız olacağını söylerken salondakiler;
Adalet Bakanı’nın, hakim ve savcılar yüksek kurulunun başkanı, müsteşarın ise daimi üye olduğu bir ortamda, yargının nasıl bağımsız ve tarafsız olacağını düşünüyordu.
 
Başbakan Yıldırım, yeni sistemde hükümete Meclis’in değil, milletin güvenoyu vereceğini söylerken de yine salondakiler;
Milletin seçtiği milletvekilleri bakan olamayacak. Cumhurbaşkanı’nın millete sormadan kuracağı hükümetten, milletin haberi bile olmayacak. Peki bu durumda nasıl millet hükümete güven oyu vermiş olacak diye soruyordu.
 
Bakanlar hakkında en etkili denetim yolu olan gensoru önergesinin yerini, cevap vermenin bile zorunlu olmadığı soru önergesinin aldığını söylemek de bir o kadar kafa karıştırıyordu...
 
Cumhurbaşkanı’na Meclis’i fesih yetkisi verildiğinin kocaman bir yalan olduğunu söyleyen Başbakan Binali Yıldırım’ın “Feshetme yok, seçimin yenilenmesi var” derken salondakiler;
İkisi arasındaki farkı anlamaya çalışıyordu. Her ikisinde de Meclis yenilenecekti.
 
Mevcut sistemde kanun teklifi veren milletvekillerinin, yeni sistemde de kanun teklifi verebileceğini söylerken neyin yenilik olduğunu da salondakiler anlamamıştı.
 
Dedim ya, halk oylamasına sunulan 18 maddeyi saymaya başlarsak, “hayır”cıların argümanları daha güçleniyor.
Ancak ülkemizde konunun içeriği değil, hamaseti oy alıyor.
Çünkü, milletimiz Arapça kökenli “gaza gelmek” anlamındaki hamaseti seçiyor.
Ak Parti de bunu çok güzel yapıyor...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.