Karaciğer Tümörlerinde Girişimsel Radyolojiyle İğne Deliğinden Tedavi

Yaşam 02.09.2026 - 12:05, Güncelleme: 02.09.2026 - 20:26 419 kez okundu.
 

Karaciğer Tümörlerinde Girişimsel Radyolojiyle İğne Deliğinden Tedavi

Prof. Dr. Onur Ergun, karaciğer tümörlerinde ablasyon ve damarsal girişimsel yöntemlerin cerrahisiz, hızlı iyileşme sağlayan avantajlarını detaylarıyla anlattı.

Yaşamın sürdürülmesi için alternatifi bulunmayan hayati organlardan karaciğer, hem kendi dokusundan kaynaklanan birincil tümörlerin hem de farklı organlardan sıçrayan metastatik odakların sıklıkla yerleştiği kritik bir yapı olarak öne çıkıyor. Karaciğer tümörlerinin sağaltım süreci; kitlenin türü, büyüklüğü, adedi, anatomik yerleşimi ve bireyin genel klinik durumu gibi çok boyutlu parametreler eşliğinde planlanıyor. Memorial Ankara Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Onur Ergun, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte girişimsel radyolojik tekniklerin hastalara büyük konfor sunduğunu, cerrahiye gereksinim duyulmadan hastaların günlük yaşantılarına kısa sürede dönebildiklerini ifade etti. Girişimsel radyolojinin teşhis aşamasındaki gücüne değinen Prof. Dr. Ergun, ultrason veya bilgisayarlı tomografi eşliğinde uygulanan iğne biyopsilerinin tümör dokusuna milimetrik hassasiyetle ulaşarak doğru hücresel ve moleküler analizin yapılmasını mümkün kıldığını belirtti. Tedavi basamağında ise ablasyon ve endovasküler damarsal yöntemler olmak üzere iki temel yaklaşım uygulanıyor. Ablasyon grubunda, ciltten yerleştirilen özel iğneler yardımıyla radyofrekans üzerinden ısıtma, mikrodalga enerjisiyle dokuyu yakma veya kriyoablasyon ile hücreleri dondurma ilkeleriyle kitle doğrudan tahrip ediliyor. Ciltten açılan yalnızca 1-2 milimetrelik delikten gerçekleştirilen bu işlemler, cerrahi kesi taşımadığı için doku travmasını ve nekahat evresini minimuma indiriyor. Cerrahiye uygun olmayan ya da ameliyat sınırına getirilmek istenen hastalarda damarsal yaklaşımların devreye girdiğini aktaran Ergun; TAKE (Transarteriyel Kemoembolizasyon) tekniğiyle tümörün damarlarına direkt kemoterapi verilerek kan akışının tıkandığını, TARE (Transarteriyel Radyoembolizasyon) yöntemiyle ise radyoaktif mikrokürelerin damar yoluyla kitleye sevk edilerek hedefe yönelik ışınlama yapıldığını vurguladı. Açık ameliyat kesisinin bulunmaması sayesinde enfeksiyon ve kanama riskinin gerilediğini, hastaların çoğunlukla aynı gün veya bir gün sonra taburcu edildiğini ve bu işlemlerin lüzumu halinde tekrar uygulanabilir esneklikte olduğunu aktardı. Karaciğer tümörlerinde en doğru neticeye ulaşmanın genel cerrahi, onkoloji ve girişimsel radyolojinin birlikte karar verdiği multidisipliner kurullarla mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergun; yapay zekâ destekli görüntüleme ve robotik sistemlerin tedavideki başarı grafiğini her geçen gün daha da yukarı taşıyacağını sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Onur Ergun, karaciğer tümörlerinde ablasyon ve damarsal girişimsel yöntemlerin cerrahisiz, hızlı iyileşme sağlayan avantajlarını detaylarıyla anlattı.

Yaşamın sürdürülmesi için alternatifi bulunmayan hayati organlardan karaciğer, hem kendi dokusundan kaynaklanan birincil tümörlerin hem de farklı organlardan sıçrayan metastatik odakların sıklıkla yerleştiği kritik bir yapı olarak öne çıkıyor. Karaciğer tümörlerinin sağaltım süreci; kitlenin türü, büyüklüğü, adedi, anatomik yerleşimi ve bireyin genel klinik durumu gibi çok boyutlu parametreler eşliğinde planlanıyor. Memorial Ankara Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Onur Ergun, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte girişimsel radyolojik tekniklerin hastalara büyük konfor sunduğunu, cerrahiye gereksinim duyulmadan hastaların günlük yaşantılarına kısa sürede dönebildiklerini ifade etti.

Girişimsel radyolojinin teşhis aşamasındaki gücüne değinen Prof. Dr. Ergun, ultrason veya bilgisayarlı tomografi eşliğinde uygulanan iğne biyopsilerinin tümör dokusuna milimetrik hassasiyetle ulaşarak doğru hücresel ve moleküler analizin yapılmasını mümkün kıldığını belirtti. Tedavi basamağında ise ablasyon ve endovasküler damarsal yöntemler olmak üzere iki temel yaklaşım uygulanıyor. Ablasyon grubunda, ciltten yerleştirilen özel iğneler yardımıyla radyofrekans üzerinden ısıtma, mikrodalga enerjisiyle dokuyu yakma veya kriyo ablasyon ile hücreleri dondurma ilkeleriyle kitle doğrudan tahrip ediliyor. Ciltten açılan yalnızca 1-2 milimetrelik delikten gerçekleştirilen bu işlemler, cerrahi kesi taşımadığı için doku travmasını ve nekahat evresini minimuma indiriyor.

Cerrahiye uygun olmayan ya da ameliyat sınırına getirilmek istenen hastalarda damarsal yaklaşımların devreye girdiğini aktaran Ergun; TAKE (Transarteriyel Kemoembolizasyon) tekniğiyle tümörün damarlarına direkt kemoterapi verilerek kan akışının tıkandığını, TARE (Transarteriyel Radyoembolizasyon) yöntemiyle ise radyoaktif mikrokürelerin damar yoluyla kitleye sevk edilerek hedefe yönelik ışınlama yapıldığını vurguladı. Açık ameliyat kesisinin bulunmaması sayesinde enfeksiyon ve kanama riskinin gerilediğini, hastaların çoğunlukla aynı gün veya bir gün sonra taburcu edildiğini ve bu işlemlerin lüzumu halinde tekrar uygulanabilir esneklikte olduğunu aktardı. Karaciğer tümörlerinde en doğru neticeye ulaşmanın genel cerrahi, onkoloji ve girişimsel radyolojinin birlikte karar verdiği multidisipliner kurullarla mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergun; yapay zekâ destekli görüntüleme ve robotik sistemlerin tedavideki başarı grafiğini her geçen gün daha da yukarı taşıyacağını sözlerine ekledi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.