Kanser Tedavisinde Yeni Dönem: İmmünoterapi Umut Oluyor

Yaşam 02.02.2026 - 16:17, Güncelleme: 02.02.2026 - 16:17 479 kez okundu.
 

Kanser Tedavisinde Yeni Dönem: İmmünoterapi Umut Oluyor

İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanserle mücadelesini güçlendiren yeni nesil bir yaklaşım sunuyor. Ancak her hastada aynı etkiyi göstermiyor.

Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici ve umut vadeden yaklaşımlarından biri olan immünoterapi, klasik tedavi yöntemlerinden farklı bir mekanizma üzerinden etki gösteriyor. Bu tedavi yöntemi, kanser hücrelerini doğrudan yok etmek yerine, bağışıklık sisteminin üzerindeki baskıyı kaldırarak vücudun kendi savunma mekanizmasını harekete geçirmeyi amaçlıyor. **İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi N. Faruk Aykan, immünoterapinin bilimsel temelini ve hangi hasta gruplarında etkili olduğunu ayrıntılarıyla anlattı. Prof. Dr. Aykan’a göre bağışıklık sistemi, organizmada “kendinden olan” ile “kendinden olmayanı” ayırt eden son derece karmaşık ve güçlü bir savunma ağıdır. Kanser, her ne kadar vücudun kendi hücrelerinden köken alsa da, genetik mutasyonlar sonucu ortaya çıkan yeni protein yapıları sayesinde bağışıklık sistemi tarafından yabancı olarak algılanabilir. Bu proteinler, “neoantijen” olarak adlandırılır ve tümör dokusunda ne kadar fazla bulunursa, bağışıklık sisteminin o tümöre karşı yanıtı da o kadar güçlü olur. Aykan, bu nedenle antijen yükü yüksek ve bağışıklık hücrelerinden zengin tümörlerin “sıcak tümör” olarak tanımlandığını, bu grupta immünoterapinin çok daha etkili sonuçlar verdiğini belirtiyor. İmmünoterapi alanındaki en büyük bilimsel kırılma noktalarından biri, 2018 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülen keşiflerle yaşandı. Bu çalışmalar, bağışıklık sistemini baskılayan CTLA-4 ve PD-1/PD-L1 gibi kontrol noktalarının engellenmesiyle T lenfositlerin yeniden aktif hale getirilebileceğini ortaya koydu. Bu keşfin ardından geliştirilen monoklonal antikorlar, günümüzde birçok kanser türünde klinik kullanıma girdi ve onkolojide yeni bir dönemin kapısını araladı. Prof. Dr. Aykan, immünoterapinin kemoterapiden en önemli farkının, sağlıklı hücrelere doğrudan zarar vermemesi olduğunu vurguluyor. Bu tedavi, T lenfositlerin tümör hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini artırarak dolaylı bir etki sağlıyor. Ancak her kanser türü ve her hasta bu tedaviden aynı derecede fayda görmüyor. Özellikle DNA tamir mekanizması bozuk olan, mikrosatellit instabilitesi yüksek (MSI-H) tümörlerde immünoterapinin son derece başarılı sonuçlar verdiği belirtiliyor. Bunun yanında PD-L1 ekspresyonu yüksek tümörler ve tümör mutasyon yükü fazla olan kanserlerde de tedaviye yanıt oranı artıyor. İmmünoterapinin malign melanom, akciğer kanserleri, böbrek kanseri, üçlü negatif meme kanseri, karaciğer ve baş-boyun kanserleri gibi birçok tümör tipinde başarılı sonuçlar sunduğunu ifade eden Aykan, hasta seçiminde patolojik ve moleküler testlerin büyük önem taşıdığını belirtiyor. Günümüzde MSI ve PD-L1 testlerinin birçok patoloji laboratuvarında rutin olarak yapılabildiğini de ekliyor. Son olarak immünoterapinin yan etkilerine ve mali boyutuna da dikkat çeken Prof. Dr. Aykan, bu tedavilerin otoimmün yan etkiler oluşturabildiğini ve finansal yükünün halen önemli bir sorun olduğunu vurguluyor. Aykan’a göre, immünoterapi onkolojide çığır açan bir yaklaşım olsa da, bilimsel veriler ışığında ve dikkatli hasta seçimiyle uygulanması gerekiyor.  
İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanserle mücadelesini güçlendiren yeni nesil bir yaklaşım sunuyor. Ancak her hastada aynı etkiyi göstermiyor.

Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici ve umut vadeden yaklaşımlarından biri olan immünoterapi, klasik tedavi yöntemlerinden farklı bir mekanizma üzerinden etki gösteriyor. Bu tedavi yöntemi, kanser hücrelerini doğrudan yok etmek yerine, bağışıklık sisteminin üzerindeki baskıyı kaldırarak vücudun kendi savunma mekanizmasını harekete geçirmeyi amaçlıyor. **İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi N. Faruk Aykan, immünoterapinin bilimsel temelini ve hangi hasta gruplarında etkili olduğunu ayrıntılarıyla anlattı.

Prof. Dr. Aykan’a göre bağışıklık sistemi, organizmada “kendinden olan” ile “kendinden olmayanı” ayırt eden son derece karmaşık ve güçlü bir savunma ağıdır. Kanser, her ne kadar vücudun kendi hücrelerinden köken alsa da, genetik mutasyonlar sonucu ortaya çıkan yeni protein yapıları sayesinde bağışıklık sistemi tarafından yabancı olarak algılanabilir. Bu proteinler, “neoantijen” olarak adlandırılır ve tümör dokusunda ne kadar fazla bulunursa, bağışıklık sisteminin o tümöre karşı yanıtı da o kadar güçlü olur. Aykan, bu nedenle antijen yükü yüksek ve bağışıklık hücrelerinden zengin tümörlerin “sıcak tümör” olarak tanımlandığını, bu grupta immünoterapinin çok daha etkili sonuçlar verdiğini belirtiyor.

İmmünoterapi alanındaki en büyük bilimsel kırılma noktalarından biri, 2018 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülen keşiflerle yaşandı. Bu çalışmalar, bağışıklık sistemini baskılayan CTLA-4 ve PD-1/PD-L1 gibi kontrol noktalarının engellenmesiyle T lenfositlerin yeniden aktif hale getirilebileceğini ortaya koydu. Bu keşfin ardından geliştirilen monoklonal antikorlar, günümüzde birçok kanser türünde klinik kullanıma girdi ve onkolojide yeni bir dönemin kapısını araladı.

Prof. Dr. Aykan, immünoterapinin kemoterapiden en önemli farkının, sağlıklı hücrelere doğrudan zarar vermemesi olduğunu vurguluyor. Bu tedavi, T lenfositlerin tümör hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini artırarak dolaylı bir etki sağlıyor. Ancak her kanser türü ve her hasta bu tedaviden aynı derecede fayda görmüyor. Özellikle DNA tamir mekanizması bozuk olan, mikrosatellit instabilitesi yüksek (MSI-H) tümörlerde immünoterapinin son derece başarılı sonuçlar verdiği belirtiliyor. Bunun yanında PD-L1 ekspresyonu yüksek tümörler ve tümör mutasyon yükü fazla olan kanserlerde de tedaviye yanıt oranı artıyor.

İmmünoterapinin malign melanom, akciğer kanserleri, böbrek kanseri, üçlü negatif meme kanseri, karaciğer ve baş-boyun kanserleri gibi birçok tümör tipinde başarılı sonuçlar sunduğunu ifade eden Aykan, hasta seçiminde patolojik ve moleküler testlerin büyük önem taşıdığını belirtiyor. Günümüzde MSI ve PD-L1 testlerinin birçok patoloji laboratuvarında rutin olarak yapılabildiğini de ekliyor.

Son olarak immünoterapinin yan etkilerine ve mali boyutuna da dikkat çeken Prof. Dr. Aykan, bu tedavilerin otoimmün yan etkiler oluşturabildiğini ve finansal yükünün halen önemli bir sorun olduğunu vurguluyor. Aykan’a göre, immünoterapi onkolojide çığır açan bir yaklaşım olsa da, bilimsel veriler ışığında ve dikkatli hasta seçimiyle uygulanması gerekiyor.


 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.