Dijital Çağda Anksiyete Alarmı: Uzmanlardan Erken Müdahale Uyarısı

Yaşam 07.01.2026 - 13:47, Güncelleme: 07.01.2026 - 17:17 3092 kez okundu.
 

Dijital Çağda Anksiyete Alarmı: Uzmanlardan Erken Müdahale Uyarısı

Psikoterapist Uzman Dr. Gülşah Esin Dere, dijital yaşamın kaygıyı artırdığını belirterek anksiyetenin normal duygu ile bozukluk arasındaki sınırına dikkat çekti.

Gelişen teknoloji ve hızla dijitalleşen yaşam biçimi, psikolojik sorunların hem görünümünü hem de yaygınlığını önemli ölçüde değiştiriyor. Tokat’ta kliniği bulunan Gülşah Esin Dere, son yıllarda giderek daha sık karşılaşılan anksiyete bozukluğuna ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Dere, anksiyetenin her zaman patolojik bir durum olmadığını ancak belirli bir düzeyin aşılması halinde mutlaka profesyonel destek gerektirdiğini vurguladı. Anksiyetenin bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilen bir durum olduğuna dikkat çeken Dere, bu duygunun korku, kaygı ve huzursuzluk gibi belirtilerle ani ve yoğun şekilde ortaya çıkabildiğini ifade etti. Günlük yaşamda karşılaşılan stres faktörlerinin, özellikle dijital dünyanın yarattığı sürekli uyarılma haliyle birleştiğinde kaygı düzeyini ciddi biçimde artırabildiğini söyledi. Dr. Dere, anksiyetenin yalnızca zihinsel belirtilerle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda fiziksel tepkilerle de kendini gösterebildiğini belirtti. Gerginlik hissi, kalp atışında hızlanma, kan basıncında artış ve bedensel huzursuzluk gibi semptomların sık görüldüğünü aktaran Dere, bu belirtilerin uzun süre devam etmesi halinde kişinin sosyal yaşamını ve işlevselliğini olumsuz etkileyebileceğini dile getirdi. Öte yandan anksiyetenin her koşulda olumsuz bir duygu olmadığına da dikkat çeken Dere, belirli düzeydeki kaygının kişiye enerji verebildiğini ve odaklanmayı kolaylaştırabildiğini söyledi. Stresli durumlarla başa çıkmada bu duygunun işlevsel olabileceğini ifade eden Dere, ancak bu sınırın aşılması halinde anksiyetenin kontrol edilmesi gereken bir bozukluğa dönüştüğünü vurguladı. Tedavi sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dere, psikoterapi desteğinin önemine dikkat çekti. Konuşma terapileri ve gerekli görülen durumlarda ilaç tedavisinin etkili sonuçlar verdiğini belirten Dere, bunun yanı sıra yoga, düzenli egzersiz ve meditasyon gibi destekleyici yöntemlerin de tedavi sürecine katkı sunduğunu ifade etti. Anksiyetenin doğru yaklaşımlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi. Dijital dünyanın kaygı üzerindeki etkilerine ayrıca değinen Dere, sürekli bildirimlere, ekranlara ve yoğun bilgi akışına maruz kalmanın özellikle genç bireylerde anksiyete riskini artırdığını belirtti. İleri yaşlarda daha ciddi psikolojik sorunlarla karşılaşmamak adına erken dönemde psikoterapi desteği almanın kalıcı ve koruyucu çözümler sunduğunu sözlerine ekledi.  
Psikoterapist Uzman Dr. Gülşah Esin Dere, dijital yaşamın kaygıyı artırdığını belirterek anksiyetenin normal duygu ile bozukluk arasındaki sınırına dikkat çekti.

Gelişen teknoloji ve hızla dijitalleşen yaşam biçimi, psikolojik sorunların hem görünümünü hem de yaygınlığını önemli ölçüde değiştiriyor. Tokat’ta kliniği bulunan Gülşah Esin Dere, son yıllarda giderek daha sık karşılaşılan anksiyete bozukluğuna ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Dere, anksiyetenin her zaman patolojik bir durum olmadığını ancak belirli bir düzeyin aşılması halinde mutlaka profesyonel destek gerektirdiğini vurguladı.

Anksiyetenin bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilen bir durum olduğuna dikkat çeken Dere, bu duygunun korku, kaygı ve huzursuzluk gibi belirtilerle ani ve yoğun şekilde ortaya çıkabildiğini ifade etti. Günlük yaşamda karşılaşılan stres faktörlerinin, özellikle dijital dünyanın yarattığı sürekli uyarılma haliyle birleştiğinde kaygı düzeyini ciddi biçimde artırabildiğini söyledi.

Dr. Dere, anksiyetenin yalnızca zihinsel belirtilerle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda fiziksel tepkilerle de kendini gösterebildiğini belirtti. Gerginlik hissi, kalp atışında hızlanma, kan basıncında artış ve bedensel huzursuzluk gibi semptomların sık görüldüğünü aktaran Dere, bu belirtilerin uzun süre devam etmesi halinde kişinin sosyal yaşamını ve işlevselliğini olumsuz etkileyebileceğini dile getirdi.

Öte yandan anksiyetenin her koşulda olumsuz bir duygu olmadığına da dikkat çeken Dere, belirli düzeydeki kaygının kişiye enerji verebildiğini ve odaklanmayı kolaylaştırabildiğini söyledi. Stresli durumlarla başa çıkmada bu duygunun işlevsel olabileceğini ifade eden Dere, ancak bu sınırın aşılması halinde anksiyetenin kontrol edilmesi gereken bir bozukluğa dönüştüğünü vurguladı.

Tedavi sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dere, psiko terapi desteğinin önemine dikkat çekti. Konuşma terapileri ve gerekli görülen durumlarda ilaç tedavisinin etkili sonuçlar verdiğini belirten Dere, bunun yanı sıra yoga, düzenli egzersiz ve meditasyon gibi destekleyici yöntemlerin de tedavi sürecine katkı sunduğunu ifade etti. Anksiyetenin doğru yaklaşımlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi.

Dijital dünyanın kaygı üzerindeki etkilerine ayrıca değinen Dere, sürekli bildirimlere, ekranlara ve yoğun bilgi akışına maruz kalmanın özellikle genç bireylerde anksiyete riskini artırdığını belirtti. İleri yaşlarda daha ciddi psikolojik sorunlarla karşılaşmamak adına erken dönemde psiko terapi desteği almanın kalıcı ve koruyucu çözümler sunduğunu sözlerine ekledi.


 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.