Avukat Zişan Çanakçıoğlu’ndan Hayvan Hakları İçin Vicdan ve Hukuk Çağrısı

Dünya 02.03.2026 - 13:36, Güncelleme: 02.03.2026 - 13:36 505 kez okundu.
 

Avukat Zişan Çanakçıoğlu’ndan Hayvan Hakları İçin Vicdan ve Hukuk Çağrısı

Avukat Zişan Çanakçıoğlu, hayvan hakları konusunda yaptığı konuşmada 5199 sayılı Kanun çerçevesinde uygulamalara dikkat çekti.

 Hayvan hakları ve hukuki sorumluluklar konusunda dikkat çeken bir konuşma gerçekleştirildi. Hukukçu Avukat Zişan Çanakçıoğlu, yaptığı kapsamlı değerlendirmede hem vicdani hem de hukuki boyutuyla hayvan hakları meselesini ele aldı Konuşma şöyle ;  Değerli dinleyenler, Söze kendimi tanıtmakla başlamak isterim. Ben hukukçu avukat Zişan Çanakçıoğlu. Yanımda da evladım Mars Hayatımın 5,5 yılını paylaştığım, henüz 45 günlük bir bebekken avuçlarıma bırakılan "Mars"in gözlerinden sesleneceğim. Bugün size sadece yasalardan bahsetmeyeceğim. Çünkü yasa bir metindir. Uygula mekanizmasında ise İnsan vardır. İnsanı insan yapan da vicdan ve merhamettir. Mars'ın gözlerine baktığımda gördüğüm şey; hiçbir insan ilişkisinde bulamayacağınız kadar duru, menfaatsiz ve sonsuz bir güvendir. O beni kariyerimle, başarılarımla ya da hatalarımla sevmiyor; o beni sadece "ben" olduğum için, onun koruyucusu ve yoldaşı olduğum için seviyor. İşte bu saf sevgi, insanın yarattığı o hesaplı kitaplı menfaat dünyasına indirilmiş en büyük tokattır. Kabul edelim ki, insan ilişkileri çoğu zaman görünmez sözleşmeler üzerine kuruludur. En yakın arkadaşlıklarımızda bir "anlaşılma" beklentisi, aile bağlarımızda bir "aidiyet" borcu, meslek hayatımızda ise somut bir "çıkar" dengesi vardır. Sevgimiz bile bazen şartlara bağlıdır; "Eğer şöyle olursan, seni severim" deriz farkında olmadan. İnsan dünyası, karşılıklılık esasına dayalı bir menfaat terazisinde yürür. Oysa bir hayvanın dünyasına girdiğinizde, bu terazi çöker. Bir köpeğin gözlerinde "kariyeriniz", bir kedinin mırıltısında "sosyal statünüz" yoktur. Onlar bizi unvanlarımızla, banka hesaplarımızla veya onlara sağladığımız faydalarla sevmezler. Onlarınki; yargılamayan, küsmeyen ve her sabah aynı tazelikle sunulan karşılıksız bir var oluştur. İnsanın yarattığı o karmaşık menfaat dünyasında, hayvanlar aslında bizim kaybettiğimiz "saf sevgi"nin yaşayan son temsilcileridir. Peki, bu saf sevgi neden hukukun konusu olmalıdır? Çünkü hukuk, sadece güçlü olanların birbirine verdiği sözleri tutması için değil; zayıfın ve sessizin bu menfaat dünyasında ezilmemesi için vardır. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve ilgili yönetmelikler, hayvanların yaşam hakkını ve refahını koruma altına alırken, son dönemdeki uygulamalar aşağıda belirtilen maddeler nezdinde açıkça hukuka aykırılık teşkil etmektedir: 1. İstifleme ve Uygunsuz Toplama Koşulları Hayvanların fiziksel bütünlüğüne zarar verecek şekilde istiflenerek toplanması, 5199 Sayılı Kanun'un 14. maddesinin (a) fıkrasına (hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak) aykırıdır. Ayrıca, Yönetmeliğin 20. maddesinde, toplama sırasında hayvanların yaralanmayacak şekilde, uygun ekipmanlarla nakledilmesini amirdir. 2. Devlet Eliyle Öldürme ve Etik Dışı İtfalar Hayvanların toplu itlafı veya keyfi öldürülmesi, kanunda belirtilen "tıbbi zorunluluk" (ötenazi şartları) dışında Kanun'un 28/A maddesi uyarınca adli bir suçtur. Tıbbi bir gerekçe olmaksızın gerçekleştirilen her türlü "itlaf" YOK ETME girişimi, Türkiye'nin taraf olduğu Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne ve yaşam hakkı ilkesine aykırıdır. 3. Kontrolsüz Anestezi ve İğneyle Etkisizleştirme Sokak hayvanlarının denetimsiz dozlarda uyuşturucu iğnelerle etkisiz hale getirilmesi, çoğu z solunum durmasına veya kalıcı hasarlara yol açmaktadır. Bu durum, veteriner hekim gözetin şartını ihlal ettiği gibi, Türk Ceza Kanunu m.151 ve 5199 m.14 çerçevesinde işkence ve kötü muamele kapsamına girmektedir. 4. Yetersiz Barınak Şartları ve "Ölüme Terk Etme" "Görevi Kötüye Kullanma" (TCK m.257) suçunu oluşturur. Hayvanların kapatıldıkları alanlarda Barınakların standartlara uygun olmaması (açlık, susuzluk, hijyen eksikliği), kamu görevlilerinin bakımsızlıktan ölmesi, ihmali davranışla yaşam hakkına kastetmektir. Belediye başkanları ve ilgili birim amirleri, kanunun kendilerine yüklediği "rehabilitasyon ve koruma" görevini yerine getirmemekten doğrudan sorumludur. Mevzuatımızda yapılan son değişiklikler dahi, idareye hayvanları işkence altında toplama veya standart dışı merkezlerde ölüme terk etme yetkisi vermemektedir. Anayasal ilkeler ve idare hukukunun "hizmet kusuru" ilkesi uyarınca, bu eylemleri gerçekleştiren tüm sorumlular hakkında cezai ve idari yaptırım süreci işletilmelidir. Bizler, bize hiçbir karşılık beklemeden hayatını ve sadakatini sunan bu canlıları "mal" olarak gördüğümüzde, aslında kendi insanlığımızı da bir eşya seviyesine indiriyoruz. Onların "yaşam hakkı", bizim onlara olan minnet borcumuzdan değil; onların duyarlı, hisseden ve acı çeken birer birey olmalarından kaynaklanır. Modern hukuk, insanın bu "üstenci" ve "menfaat odaklı" bakış açısını kırmalı; hayvanı, insanın insafına bırakılmış bir nesne değil, yasaların koruması altındaki bir "özne" haline getirmelidir. Hayvan haklarını savunmak, sadece yasaklardan ibaret değildir. Bu haklar; yaşama hakkını, barınma hakkını ve türüne özgü doğasında var olma hakkını güvence altına almayı gerektirir. Bizim hukuk sistemimizden beklentimiz; hayvanları sadece insanların birer "uzantısı" veya "hobisi" olarak değil, ekosistemin bağımsız ve hak sahibi özneleri olarak tanımasıdır. Madalyonun Diğer Yüzünde ise ...."Şanssız" Kardeşler var. ....Mars çok şanslıydı. Sıcak bir yuvası, her gün dolan bir mama kabı ve en önemlisi onu koruyan bir ailesi var. Peki ya sokaktaki kardeşleri? Dışarıda, tıpkı Mars gibi hissetme yetisine sahip, tıpkı onun gibi acıkan, üşüyen ve korkan binlerce car var. Onların tek suçu, bir "yuva" piyangosunun kendilerine vurmamış olması. Sokaktaki o canların bakışlarında; insanın ihanetine uğramışlığın hüznü, şiddetin korkusu ve açlığın yorgunluğu var. Onlar "şanssız" oldukları için mi yaşam haklarından mahrum kalmalılar? Bir canın yaşam hakkı, bir insanın vicdanına ya da şansına mı bağlı olmalı? Sonuç olarak; Mars bana karşılıksız sevmeyi öğretti, ben de ona bu dünyada güvende olmayı vaat ettim. Gelin, bu vaadi sadece kendi evimizdeki canlar için değil, dilsiz tüm dostlarımız için bir huku kalkanına dönüştürelim. Çünkü gerçek medeniyet, en zayıf olanın en güçlü korunduğu yerdir. Beni sabırla dinlediğiniz için Teşekkür ederim
Avukat Zişan Çanakçıoğlu, hayvan hakları konusunda yaptığı konuşmada 5199 sayılı Kanun çerçevesinde uygulamalara dikkat çekti.

 Hayvan hakları ve hukuki sorumluluklar konusunda dikkat çeken bir konuşma gerçekleştirildi. Hukukçu Avukat Zişan Çanakçıoğlu, yaptığı kapsamlı değerlendirmede hem vicdani hem de hukuki boyutuyla hayvan hakları meselesini ele aldı Konuşma şöyle ; 

Değerli dinleyenler,
Söze kendimi tanıtmakla başlamak isterim.
Ben hukukçu avukat Zişan Çanakçıoğlu. Yanımda da evladım Mars
Hayatımın 5,5 yılını paylaştığım, henüz 45 günlük bir bebekken avuçlarıma bırakılan "Mars"in gözlerinden sesleneceğim.
Bugün size sadece yasalardan bahsetmeyeceğim. Çünkü yasa bir metindir. Uygula mekanizmasında ise İnsan vardır. İnsanı insan yapan da vicdan ve merhamettir.
Mars'ın gözlerine baktığımda gördüğüm şey; hiçbir insan ilişkisinde bulamayacağınız kadar duru, menfaatsiz ve sonsuz bir güvendir. O beni kariyerimle, başarılarımla ya da hatalarımla sevmiyor; o beni sadece "ben" olduğum için, onun koruyucusu ve yoldaşı olduğum için seviyor. İşte bu saf sevgi, insanın yarattığı o hesaplı kitaplı menfaat dünyasına indirilmiş en büyük tokattır.
Kabul edelim ki, insan ilişkileri çoğu zaman görünmez sözleşmeler üzerine kuruludur. En yakın arkadaşlıklarımızda bir "anlaşılma" beklentisi, aile bağlarımızda bir "aidiyet" borcu, meslek hayatımızda ise somut bir "çıkar" dengesi vardır. Sevgimiz bile bazen şartlara bağlıdır; "Eğer şöyle olursan, seni severim" deriz farkında olmadan.
İnsan dünyası, karşılıklılık esasına dayalı bir menfaat terazisinde yürür.
Oysa bir hayvanın dünyasına girdiğinizde, bu terazi çöker. Bir köpeğin gözlerinde "kariyeriniz", bir kedinin mırıltısında "sosyal statünüz" yoktur. Onlar bizi unvanlarımızla, banka hesaplarımızla veya onlara sağladığımız faydalarla sevmezler. Onlarınki; yargılamayan, küsmeyen ve her sabah aynı tazelikle sunulan karşılıksız bir var oluştur. İnsanın yarattığı o karmaşık menfaat dünyasında, hayvanlar aslında bizim kaybettiğimiz "saf sevgi"nin yaşayan son temsilcileridir.
Peki, bu saf sevgi neden hukukun konusu olmalıdır? Çünkü hukuk, sadece güçlü olanların birbirine verdiği sözleri tutması için değil; zayıfın ve sessizin bu menfaat dünyasında ezilmemesi için vardır.
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve ilgili yönetmelikler, hayvanların yaşam hakkını ve refahını koruma altına alırken, son dönemdeki uygulamalar aşağıda belirtilen maddeler nezdinde açıkça hukuka aykırılık teşkil etmektedir:
1. İstifleme ve Uygunsuz Toplama Koşulları
Hayvanların fiziksel bütünlüğüne zarar verecek şekilde istiflenerek toplanması, 5199 Sayılı Kanun'un 14. maddesinin (a) fıkrasına (hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak) aykırıdır. Ayrıca, Yönetmeliğin 20. maddesinde, toplama sırasında hayvanların yaralanmayacak şekilde, uygun ekipmanlarla nakledilmesini amirdir.
2. Devlet Eliyle Öldürme ve Etik Dışı İtfalar
Hayvanların toplu itlafı veya keyfi öldürülmesi, kanunda belirtilen "tıbbi zorunluluk" (ötenazi şartları) dışında Kanun'un 28/A maddesi uyarınca adli bir suçtur. Tıbbi bir gerekçe olmaksızın gerçekleştirilen her türlü "itlaf" YOK ETME girişimi, Türkiye'nin taraf olduğu Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne ve yaşam hakkı ilkesine aykırıdır.
3. Kontrolsüz Anestezi ve İğneyle Etkisizleştirme
Sokak hayvanlarının denetimsiz dozlarda uyuşturucu iğnelerle etkisiz hale getirilmesi, çoğu z solunum durmasına veya kalıcı hasarlara yol açmaktadır. Bu durum, veteriner hekim gözetin
şartını ihlal ettiği gibi, Türk Ceza Kanunu m.151 ve 5199 m.14 çerçevesinde işkence ve kötü
muamele kapsamına girmektedir.
4. Yetersiz Barınak Şartları ve "Ölüme Terk Etme"
"Görevi Kötüye Kullanma" (TCK m.257) suçunu oluşturur. Hayvanların kapatıldıkları alanlarda Barınakların standartlara uygun olmaması (açlık, susuzluk, hijyen eksikliği), kamu görevlilerinin bakımsızlıktan ölmesi, ihmali davranışla yaşam hakkına kastetmektir. Belediye başkanları ve ilgili birim amirleri, kanunun kendilerine yüklediği "rehabilitasyon ve koruma" görevini yerine getirmemekten doğrudan sorumludur.
Mevzuatımızda yapılan son değişiklikler dahi, idareye hayvanları işkence altında toplama veya standart dışı merkezlerde ölüme terk etme yetkisi vermemektedir. Anayasal ilkeler ve idare hukukunun "hizmet kusuru" ilkesi uyarınca, bu eylemleri gerçekleştiren tüm sorumlular hakkında
cezai ve idari yaptırım süreci işletilmelidir.
Bizler, bize hiçbir karşılık beklemeden hayatını ve sadakatini sunan bu canlıları "mal" olarak gördüğümüzde, aslında kendi insanlığımızı da bir eşya seviyesine indiriyoruz. Onların " yaşam hakkı", bizim onlara olan minnet borcumuzdan değil; onların duyarlı, hisseden ve acı çeken birer birey olmalarından kaynaklanır. Modern hukuk, insanın bu "üstenci" ve "menfaat odaklı" bakış açısını kırmalı; hayvanı, insanın insafına bırakılmış bir nesne değil, yasaların koruması altındaki bir "özne"
haline getirmelidir.
Hayvan haklarını savunmak, sadece yasaklardan ibaret değildir. Bu haklar; yaşama hakkını, barınma hakkını ve türüne özgü doğasında var olma hakkını güvence altına almayı gerektirir. Bizim hukuk sistemimizden beklentimiz; hayvanları sadece insanların birer "uzantısı" veya "hobisi" olarak değil, ekosistemin bağımsız ve hak sahibi özneleri olarak tanımasıdır.
Madalyonun Diğer Yüzünde ise ...."Şanssız" Kardeşler var.
....Mars çok şanslıydı. Sıcak bir yuvası, her gün dolan bir mama kabı ve en önemlisi onu koruyan bir ailesi var. Peki ya sokaktaki kardeşleri?
Dışarıda, tıpkı Mars gibi hissetme yetisine sahip, tıpkı onun gibi acıkan, üşüyen ve korkan binlerce car var. Onların tek suçu, bir "yuva" piyangosunun kendilerine vurmamış olması. Sokaktaki o canların bakışlarında; insanın ihanetine uğramışlığın hüznü, şiddetin korkusu ve açlığın yorgunluğu var. Onlar "şanssız" oldukları için mi yaşam haklarından mahrum kalmalılar? Bir canın yaşam hakkı, bir insanın vicdanına ya da şansına mı bağlı olmalı?
Sonuç olarak; Mars bana karşılıksız sevmeyi öğretti, ben de ona bu dünyada güvende olmayı vaat ettim. Gelin, bu vaadi sadece kendi evimizdeki canlar için değil, dilsiz tüm dostlarımız için bir huku kalkanına dönüştürelim.
Çünkü gerçek medeniyet, en zayıf olanın en güçlü korunduğu yerdir.
Beni sabırla dinlediğiniz için Teşekkür ederim

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.