Çanakkale Haber

Metin AKGÜN
Köşe Yazarı
Metin AKGÜN
 

Çocuklarımız İstikbalimizdir…

Gece-gündüz demeden çalışıyor, didiniyor, para kazıyoruz. Neden? Yarın kaygımız nedeniyle değil mi? Yarın için çalışma ve gayretimizin odağında ne var? ÇOCUKLARIMIZ! Evet, “ÇOCUKLARIMIZ” bizim her şeyimiz… Yaşama amacımız, geleceğimiz,  yarınlarımızdır. Yarınları kazanmak da kolay değildir. Emek ister, uykusuz geceler, sınırsız bir özveri ister, her ana babanın yaşadığı gibi… Okula başlayıncaya kadar sınırsız ve sorgulamaksızın; yakınmadan, severek katlandığımız her tür fedakârlığı, neden sürdürmeyiz, okul hayatı boyunca…             Ağır bir mesuliyettir çocuk yetiştirmek. Çocuklarımızın karnını doyurmak, onu giydirmek, gezdirmek, her istediğini karşılamak dün belki yetiyordu… Ama bugün yetmiyor, yetmeyecek...             Çünkü şartlar çok değişti. Dün yaşanmayan riskler, aklımıza gelmeyen tehlikeler yanı başımızda… Fark etmediğimiz sorunlarla iç içeyiz de farkında değiliz belki de…             Okula başlayan çocuklarımıza ne kadar zaman ayırıyoruz?             Babalara sorulan bu soru merkezinde Amerika’da yapılan bir araştırmada  çıkan sonuç 40 saniyedir.             Peki biz ne kadar zaman ayırıyoruz? Ayırdığımız zaman yeterli mi? Onları bekleyen risklere karşı korumak, onları uyarmak, tehlikelere karşı hazır olmasını sağlamak için?                 İngiltere’de bir dönem Sağlık Bakanı olan Alan Milburn, ilginç bir açıklamayla görevinden istifa eder. İstifasını da; "Artık seçim yapmam gerekiyordu. İki alternatif vardı: Ya siyasi kariyerimi seçecektim ya aile hayatımı... Bu hayat bir prova değil. Hepimiz sadece bir kez yaşıyoruz ve ben, çocuklarım büyürken yanlarında olmak istiyorum." Cümleleri ile açıklar…             Bu çok farklı bir fedakârlık… Bu türden bir özveri olmasa da, çocuklarımızı yetişme sürecinde bekleyen tehlikelerin ciddiyetini göz önüne alırsak, çocuklarımıza ayırdığımız zamanı artırmak gerektiğini düşünmek gerek…             Zaman ayırmak yeter mi? Çocuklarımıza yönelen tehlikelerin farkında olmadan, bu tehlikelerle ilgili bilgili ve bilinçli olmadan ayrılan zaman bir fayda sağlar mı? Bu soruya evet cevabı verenler her türlü Takdire şayandır… Peki veremeyenler için olası risklerin neler olduğu hakkında zihinlerimiz nekadar net… Okullarımız bu riskleri ne kadar ortadan kaldırabiliyor… Okula giden çocuklarımızın istenmeyen sözler, davranışlar, alışkanlıklar kazanması endişesi duymayan var mı? Madde bağımlılığı riskinden, ahlaki bozulmanın tetiklenmesine, edebe mugayir alışkanlıklar kazanılması yanı sıra, gıda teröristlerinin az bir dünyalık için neslin sağlığını bozmakta beis görmeyen uygulamaları, genetiği değiştirilmiş ürünlerin pazarlanması suretiyle tüketilmesinin teşvik edildiği günümüzde çocuklarımız evden uzaktayken pek de gönül huzuru içinde olunamıyor… Bu halin tersine dönmesi bizi biz kılan değerlerin yeniden kazanılması, bu değerlere uygun yaşama hassasiyetinde olunmasıyla mümkündür.  Peygamberimiz “En hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olanlardır” (İ.Mace, Nikah,50) buyurdular. Peygamber efendimiz: (S.A.V)“Çocuklarının eğitimiyle meşgul olması, kişinin sadaka vermesinden daha hayırlıdır”[1] buyurmaktadır. (Tirmizi,Birr, 33) “Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez” prensibinden hareketle başta annelerin ve babaların evlat yetiştirebilecek vasıf kazanması ve bu işe ehil olması tüm toplumca hedeflenmelidir. Zira İyi evlatlar, iyi yetişmiş anne ve babaların ürünleri olacaktır. İnançlar, değerler, gelenekleri hulasa bizi biz kılan değerler ve iyi alışkanlıklar, daha çok aile içinde kazanılır. Çünkü çocuğun şahsiyetini kazandığı devre, aile içinde geçer. Hatırlar mıyız?             Çocuklara tahammül etmediği nedeniyle henüz atandığı valilik görevinden Halifenin azlettiği kültürel derinliğimizdedir. Çocukların istikbalimiz olduğundan hareketle; çocuklarına bir bayram veren (23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı) tek milletiz… Milli ve manevi derinliğimizde var olan değerleri nesle zamanında, doğru ve eksiksiz aktarmak, içselleştirilmiş kazanımlara dönüştürmek için ağır bir mesuliyetimiz var. Unutmayalım ki, Bizi biz kılan değerlerimizi, çocuklarımıza kazandırmamız; sadece bilgi düzeyindeki aktarımımızla değil, onlarla beraber yaşarken doğru model olma başarımızla kazanacaklardır. O halde slogandan uzak, yaşama samimiyeti içerisinde doğru model olarak çocuklarımızla bir ve beraber olmak, tutarlı davranışlarımızla onları yarına taşımak gibi uzun bir yolumuz var… Çocukların eğitiminde imani olgunluğa ulaşmalarını sağlamak mesuliyetimiz dahilindedir. Ancak çocuklarımızın yetişmelerinden doğan sorumluluğumuz sadece dini konuları aktarmakla sınırlı değildir. Onlar da sosyal bir varlık olduklarına göre, toplumdaki yerlerini alarak gelişmelidirler. Çocukları yaşlarına göre vazifelerinden haberdar kılmak, sosyal sorumluluk kazanmaları yönünde hizmetlere alıştırmak, becerilerini geliştirmek, yapabilecekleri işleri vererek onları sorumluluğa alıştırmak, basit işlerle sınamak ve sonuçta mükafatlandırmak suretiyle hayata hazırlamaktır. Bu sürecin odağında yer alması gereken en temel husus ise milli ve manevi değerlerimizi merkez alan terbiye olmalıdır. Peygamber efendimiz’in (sav) “  Bir babanın evladına vereceği en iyi miras, ancak güzel bir terbiyedir” (Müstedrek, 4, 263) hadisi mesuliyetimizin istikametini tayin eder. Hayata hazırlayamadığımız, edep ve adap kazandıramadığımız çocuklarımızın sosyal yaşantı sürecinde yaşayabilecekleri problemler karşısındaki başarısızlıkları, hem kendileri, hem yakınları olarak bizleri, iletişimde olduğu çevresi ve dolayısıyla içinde yaşadığı toplumda hesapta olmayan sorunları başlatmasına, yaşanan sorunların artmasına sebep olabilecektir.   Eğitim sürecinde çocuklarımızı eğitirken; onlara bilgi yüklemekten ziyade, davranışla örnek olmak, başkalarıyla kıyaslamamak, yapılmayacak bir sözü vermemek, bağırmamak, yaşlarının üstünde olgunluk beklememek ve onlara zaman ayırmak, atlanmaması gereken hususlardır. Hz. Peygamberimizin (sav) torunu Hz. Hasan’a yaptığı; “Ey “Hasan! Beş vakit namazını kıl. Sana şüpheli gelen her şeyi terk et, şüphe uyandırmayan şeye yönel. Çünkü doğruluk insanın gönlüne huzur verir. Yalan ise huzursuzluk uyandırır.” şu güzel öğüdü bizlere ışık tutması gerektiğini düşünüyoruz…                                                                                                                                                                               Metin AKGÜN
Ekleme Tarihi: 10 Kasım 2015 - Salı
Metin AKGÜN

Çocuklarımız İstikbalimizdir…

Gece-gündüz demeden çalışıyor, didiniyor, para kazıyoruz. Neden? Yarın kaygımız nedeniyle değil mi? Yarın için çalışma ve gayretimizin odağında ne var? ÇOCUKLARIMIZ!

Evet, “ÇOCUKLARIMIZ” bizim her şeyimiz… Yaşama amacımız, geleceğimiz,  yarınlarımızdır. Yarınları kazanmak da kolay değildir. Emek ister, uykusuz geceler, sınırsız bir özveri ister, her ana babanın yaşadığı gibi…

Okula başlayıncaya kadar sınırsız ve sorgulamaksızın; yakınmadan, severek katlandığımız her tür fedakârlığı, neden sürdürmeyiz, okul hayatı boyunca…

            Ağır bir mesuliyettir çocuk yetiştirmek. Çocuklarımızın karnını doyurmak, onu giydirmek, gezdirmek, her istediğini karşılamak dün belki yetiyordu… Ama bugün yetmiyor, yetmeyecek...

            Çünkü şartlar çok değişti. Dün yaşanmayan riskler, aklımıza gelmeyen tehlikeler yanı başımızda… Fark etmediğimiz sorunlarla iç içeyiz de farkında değiliz belki de…

            Okula başlayan çocuklarımıza ne kadar zaman ayırıyoruz?

            Babalara sorulan bu soru merkezinde Amerika’da yapılan bir araştırmada  çıkan sonuç 40 saniyedir.

            Peki biz ne kadar zaman ayırıyoruz?

Ayırdığımız zaman yeterli mi? Onları bekleyen risklere karşı korumak, onları uyarmak, tehlikelere karşı hazır olmasını sağlamak için?

                İngiltere’de bir dönem Sağlık Bakanı olan Alan Milburn, ilginç bir açıklamayla görevinden istifa eder. İstifasını da; "Artık seçim yapmam gerekiyordu. İki alternatif vardı: Ya siyasi kariyerimi seçecektim ya aile hayatımı... Bu hayat bir prova değil. Hepimiz sadece bir kez yaşıyoruz ve ben, çocuklarım büyürken yanlarında olmak istiyorum." Cümleleri ile açıklar…

            Bu çok farklı bir fedakârlık… Bu türden bir özveri olmasa da, çocuklarımızı yetişme sürecinde bekleyen tehlikelerin ciddiyetini göz önüne alırsak, çocuklarımıza ayırdığımız zamanı artırmak gerektiğini düşünmek gerek…

            Zaman ayırmak yeter mi? Çocuklarımıza yönelen tehlikelerin farkında olmadan, bu tehlikelerle ilgili bilgili ve bilinçli olmadan ayrılan zaman bir fayda sağlar mı?

Bu soruya evet cevabı verenler her türlü Takdire şayandır…

Peki veremeyenler için olası risklerin neler olduğu hakkında zihinlerimiz nekadar net…

Okullarımız bu riskleri ne kadar ortadan kaldırabiliyor…

Okula giden çocuklarımızın istenmeyen sözler, davranışlar, alışkanlıklar kazanması endişesi duymayan var mı?

Madde bağımlılığı riskinden, ahlaki bozulmanın tetiklenmesine, edebe mugayir alışkanlıklar kazanılması yanı sıra, gıda teröristlerinin az bir dünyalık için neslin sağlığını bozmakta beis görmeyen uygulamaları, genetiği değiştirilmiş ürünlerin pazarlanması suretiyle tüketilmesinin teşvik edildiği günümüzde çocuklarımız evden uzaktayken pek de gönül huzuru içinde olunamıyor…

Bu halin tersine dönmesi bizi biz kılan değerlerin yeniden kazanılması, bu değerlere uygun yaşama hassasiyetinde olunmasıyla mümkündür.

 Peygamberimiz “En hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olanlardır” (İ.Mace, Nikah,50) buyurdular.

Peygamber efendimiz: (S.A.V)“Çocuklarının eğitimiyle meşgul olması, kişinin sadaka vermesinden daha hayırlıdır”[1] buyurmaktadır. (Tirmizi,Birr, 33)

“Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez” prensibinden hareketle başta annelerin ve babaların evlat yetiştirebilecek vasıf kazanması ve bu işe ehil olması tüm toplumca hedeflenmelidir. Zira İyi evlatlar, iyi yetişmiş anne ve babaların ürünleri olacaktır.

İnançlar, değerler, gelenekleri hulasa bizi biz kılan değerler ve iyi alışkanlıklar, daha çok aile içinde kazanılır. Çünkü çocuğun şahsiyetini kazandığı devre, aile içinde geçer.

Hatırlar mıyız?

            Çocuklara tahammül etmediği nedeniyle henüz atandığı valilik görevinden Halifenin azlettiği kültürel derinliğimizdedir.

Çocukların istikbalimiz olduğundan hareketle; çocuklarına bir bayram veren (23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı) tek milletiz…

Milli ve manevi derinliğimizde var olan değerleri nesle zamanında, doğru ve eksiksiz aktarmak, içselleştirilmiş kazanımlara dönüştürmek için ağır bir mesuliyetimiz var.

Unutmayalım ki,

Bizi biz kılan değerlerimizi, çocuklarımıza kazandırmamız; sadece bilgi düzeyindeki aktarımımızla değil, onlarla beraber yaşarken doğru model olma başarımızla kazanacaklardır.

O halde slogandan uzak, yaşama samimiyeti içerisinde doğru model olarak çocuklarımızla bir ve beraber olmak, tutarlı davranışlarımızla onları yarına taşımak gibi uzun bir yolumuz var…

Çocukların eğitiminde imani olgunluğa ulaşmalarını sağlamak mesuliyetimiz dahilindedir. Ancak çocuklarımızın yetişmelerinden doğan sorumluluğumuz sadece dini konuları aktarmakla sınırlı değildir. Onlar da sosyal bir varlık olduklarına göre, toplumdaki yerlerini alarak gelişmelidirler. Çocukları yaşlarına göre vazifelerinden haberdar kılmak, sosyal sorumluluk kazanmaları yönünde hizmetlere alıştırmak, becerilerini geliştirmek, yapabilecekleri işleri vererek onları sorumluluğa alıştırmak, basit işlerle sınamak ve sonuçta mükafatlandırmak suretiyle hayata hazırlamaktır. Bu sürecin odağında yer alması gereken en temel husus ise milli ve manevi değerlerimizi merkez alan terbiye olmalıdır.

Peygamber efendimiz’in (sav) “  Bir babanın evladına vereceği en iyi miras, ancak güzel bir terbiyedir” (Müstedrek, 4, 263) hadisi mesuliyetimizin istikametini tayin eder.

Hayata hazırlayamadığımız, edep ve adap kazandıramadığımız çocuklarımızın sosyal yaşantı sürecinde yaşayabilecekleri problemler karşısındaki başarısızlıkları, hem kendileri, hem yakınları olarak bizleri, iletişimde olduğu çevresi ve dolayısıyla içinde yaşadığı toplumda hesapta olmayan sorunları başlatmasına, yaşanan sorunların artmasına sebep olabilecektir.  

Eğitim sürecinde çocuklarımızı eğitirken; onlara bilgi yüklemekten ziyade, davranışla örnek olmak, başkalarıyla kıyaslamamak, yapılmayacak bir sözü vermemek, bağırmamak, yaşlarının üstünde olgunluk beklememek ve onlara zaman ayırmak, atlanmaması gereken hususlardır.

Hz. Peygamberimizin (sav) torunu Hz. Hasan’a yaptığı; “Ey “Hasan! Beş vakit namazını kıl. Sana şüpheli gelen her şeyi terk et, şüphe uyandırmayan şeye yönel. Çünkü doğruluk insanın gönlüne huzur verir. Yalan ise huzursuzluk uyandırır.” şu güzel öğüdü bizlere ışık tutması gerektiğini düşünüyoruz…

 

                       

 

           

                                                                                                                                      Metin AKGÜN

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

14
Şubat
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.