Çanakkale Haber

Ekrem Hayri PEKER
Köşe Yazarı
Ekrem Hayri PEKER
 

KÖPRÜLERİMİZ VE JAPONLAR

Soğuk savaş yıllarında Sovyetler Birliği ile ticaret hacmimiz çok düşüktü. Aramızda takas üzerine kurulu bir ticaret sistemi vardı. Doğu Bloku ülkeleri dediğimiz Doğu Almanya, Çekoslavakya, Polonya ile az da olsa bir ticaret yapılıyordu. Ülkemiz ağırlıklı olarak dış ticaretini NATO ve bugünkünden daha az üyeye sahip AB ülkeleriyle yapıyordu. O yıllarda deniz taşımacılığımızda ağırlık Kamunun elindeydi. KİT denilen bu teşekküllerden birisi olan Deniz Nakliyat, ihtiyacı olan şileplerin siparişini nedense yanı başımızda gelişmiş tersaneleri olan Yunanistan veya Almanya gibi ülkelere değil de Polanya’ya verirdi. Sadece şilep değil, Sovyetler Birliği dağılana kadar ihtiyacımız olan termik santralleri nedense sadece Polonya yaptı. Nedenini yıllar sonra anladım. Polonya’daki Kominist Parti iktidarını yıkan, rejimi değiştiren ayaklanmalar Gdanks tersanelerinde başladı. Leh Walesa önderliğindeki işçilerin grevleri, ayaklanmaları rejimi değiştirdi. Ülkemiz üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmiş ve tersaneleri faal tutmuştu. Bu uluslararası işbirliğinde Katolik olan Polanyalılar üzerinde uzun yıllar çalışan Vatikan’ı da unutmamak gerekiyor. Son derece problemli ve o güne göre yeni bir teknolojiye sahip termik santralleri Polonya’dan almamızın elbette onlara çok faydası olmuştur, bilemem ama Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, hatta dağılmasına yakın tarihlerde Polonya’dan ne bir şilep aldık ne de termik santral yaptırdık. Anlaşılan başka hesaplar açılmaya başlamıştı. Bundan 3–4 sene önce Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin ve BTSO’nun düzenledikleri etkinliklerde; AB’nin bize açacağı son faslın çevre olduğunu ve yaklaşık bir buçuk milyon Alman’ın çalıştığı çevre sektörünün ülkemizdeki 150–200 milyar dolarlık iç pazarı hedeflediğini belirttim. Bu kehanetim (!) maalesef gerçekleşti. Sonra ardı ardına Çevre bakanlığı tüzükler, yönetmelikler yayınlamaya başladı. Yine BTSO’da yapılan bir bilgilendirme toplantısında konuşmacılara; “Alman Çevre Bakanlığı’nın tercüme bürosu gibi çalışıyorsunuz. Altı ay sonra yürürlüğe girecek tüzüklerle dış ticaret açığımızı arttırıyorsunuz, hiç bir sanayici altı ayda bu dönüşümü yapamaz, o yüzden ithalat patlıyor, onun yerine yönetmeliklerde istenilen değişiklikler için makul sürelerin yer aldığı bir takvim belirleyerek, yerli üretimi teşvik edin. Makul bir süre olursa sanayicimiz üretim bantlarından birisini imalata ayırır. Bu şekilde yeni iş sahaları açılır, teknolojik gelişmişlik seviyemiz artar.” Dedim.Ancak kafalardan üretme kavramı yok olduğu için, mevcut iktidar da daha çok AVM açılmasını, yani hizmet sektörünü desteklediği için bu durumun farkında değil. Bakanlıklar da ihale dağıtımından bu konuya eğilemiyorlar. Oysa üretimi teşvik için, ithalatı azaltmak için hükümet ve atadıkları bürokrasi bu konuda kafa yormalı. Bu girişi birbiri ardına boğazlara ve körfezlere yaptığımız köprülerin Japonya daha doğrusu Japon firmalarıyla bağlantılarını göz önüne sermek için yazdım. Japonya’da köprü yapımında uzmanlaşmış şirketler var. Bu şirketler köprü yapmadan yaşayamazlar. Dünyanın her ülkesinde deyim yerindeyse köprü işi kovalarlar. Köprü ihalesi alamazlarsa iflas ederler. Bu şirketler gözlerini diktikleri ülkelere yapacakları köprülerin finansman pakedini hazırlayıp giderler. Kısacası “ Siz köprüye karar verin, parayı düşünmeyin, işte kredisi” derler. Tabi, bundan önce köprü yapılacak ülkenin kamuoyu ve hükümetinin hazırlanması gerekir. Önce seçilen gazeteciler köprüyle ilgili yazılar yazmaya başlarlar. Sonra bürokratlar ve siyasetçiler ikna edilir. Siyasetçiler için köprü yapmak iki yönlü kazanç sağlar, köprü yaparak halka hizmet verirler, bu onlara oy kazandırır. Diğer kazançlarını ben söylemeyeyim siz tahmin edin. Çocuklar ve ayakkabı kutuları bir örnek olabilir. Japonya AB ve ABD’ye benzemediği için bu tür ihalelerde yetkilileri ikna için verdikleri hediyelerin tutarları ve kimlere verildiği belli değildir. İş sadece boğazlar köprü yapmakla bitmiyor. Çevre ve bağlantı yolları yapılacak. Bir kısmı viyadüklerden geçecek. Bazı köprüler için otobanlar yapılacak, İzmit Körfez Köprüsü ve İzmir otobanı gibi. Şimdi Çanakkale Boğazına köprü yapımından söz ediliyor. Bizde bu kadar boğaz, politikacılarımızda bu hizmet aşkı, gazetelerimizde “Köprücü” yazar-çizerler, Japonlarda köprü yapım firmaları ve para olduğu sürece daha çok köprü ve otoban yaparız. Ekrem Hayri Peker
Ekleme Tarihi: 15 Mayıs 2021 - Cumartesi

KÖPRÜLERİMİZ VE JAPONLAR

Soğuk savaş yıllarında Sovyetler Birliği ile ticaret hacmimiz çok düşüktü. Aramızda takas üzerine kurulu bir ticaret sistemi vardı. Doğu Bloku ülkeleri dediğimiz Doğu Almanya, Çekoslavakya, Polonya ile az da olsa bir ticaret yapılıyordu. Ülkemiz ağırlıklı olarak dış ticaretini NATO ve bugünkünden daha az üyeye sahip AB ülkeleriyle yapıyordu. O yıllarda deniz taşımacılığımızda ağırlık Kamunun elindeydi. KİT denilen bu teşekküllerden birisi olan Deniz Nakliyat, ihtiyacı olan şileplerin siparişini nedense yanı başımızda gelişmiş tersaneleri olan Yunanistan veya Almanya gibi ülkelere değil de Polanya’ya verirdi. Sadece şilep değil, Sovyetler Birliği dağılana kadar ihtiyacımız olan termik santralleri nedense sadece Polonya yaptı.

Nedenini yıllar sonra anladım. Polonya’daki Kominist Parti iktidarını yıkan, rejimi değiştiren ayaklanmalar Gdanks tersanelerinde başladı. Leh Walesa önderliğindeki işçilerin grevleri, ayaklanmaları rejimi değiştirdi. Ülkemiz üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmiş ve tersaneleri faal tutmuştu. Bu uluslararası işbirliğinde Katolik olan Polanyalılar üzerinde uzun yıllar çalışan Vatikan’ı da unutmamak gerekiyor.

Son derece problemli ve o güne göre yeni bir teknolojiye sahip termik santralleri Polonya’dan almamızın elbette onlara çok faydası olmuştur, bilemem ama Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, hatta dağılmasına yakın tarihlerde Polonya’dan ne bir şilep aldık ne de termik santral yaptırdık. Anlaşılan başka hesaplar açılmaya başlamıştı.

Bundan 3–4 sene önce Uludağ İhracatçı Birlikleri’nin ve BTSO’nun düzenledikleri etkinliklerde; AB’nin bize açacağı son faslın çevre olduğunu ve yaklaşık bir buçuk milyon Alman’ın çalıştığı çevre sektörünün ülkemizdeki 150–200 milyar dolarlık iç pazarı hedeflediğini belirttim. Bu kehanetim (!) maalesef gerçekleşti. Sonra ardı ardına Çevre bakanlığı tüzükler, yönetmelikler yayınlamaya başladı. Yine BTSO’da yapılan bir bilgilendirme toplantısında konuşmacılara; “Alman Çevre Bakanlığı’nın tercüme bürosu gibi çalışıyorsunuz. Altı ay sonra yürürlüğe girecek tüzüklerle dış ticaret açığımızı arttırıyorsunuz, hiç bir sanayici altı ayda bu dönüşümü yapamaz, o yüzden ithalat patlıyor, onun yerine yönetmeliklerde istenilen değişiklikler için makul sürelerin yer aldığı bir takvim belirleyerek, yerli üretimi teşvik edin. Makul bir süre olursa sanayicimiz üretim bantlarından birisini imalata ayırır. Bu şekilde yeni iş sahaları açılır, teknolojik gelişmişlik seviyemiz artar.” Dedim.Ancak kafalardan üretme kavramı yok olduğu için, mevcut iktidar da daha çok AVM açılmasını, yani hizmet sektörünü desteklediği için bu durumun farkında değil. Bakanlıklar da ihale dağıtımından bu konuya eğilemiyorlar. Oysa üretimi teşvik için, ithalatı azaltmak için hükümet ve atadıkları bürokrasi bu konuda kafa yormalı.

Bu girişi birbiri ardına boğazlara ve körfezlere yaptığımız köprülerin Japonya daha doğrusu Japon firmalarıyla bağlantılarını göz önüne sermek için yazdım.

Japonya’da köprü yapımında uzmanlaşmış şirketler var. Bu şirketler köprü yapmadan yaşayamazlar. Dünyanın her ülkesinde deyim yerindeyse köprü işi kovalarlar. Köprü ihalesi alamazlarsa iflas ederler.

Bu şirketler gözlerini diktikleri ülkelere yapacakları köprülerin finansman pakedini hazırlayıp giderler. Kısacası “ Siz köprüye karar verin, parayı düşünmeyin, işte kredisi” derler.

Tabi, bundan önce köprü yapılacak ülkenin kamuoyu ve hükümetinin hazırlanması gerekir. Önce seçilen gazeteciler köprüyle ilgili yazılar yazmaya başlarlar. Sonra bürokratlar ve siyasetçiler ikna edilir. Siyasetçiler için köprü yapmak iki yönlü kazanç sağlar, köprü yaparak halka hizmet verirler, bu onlara oy kazandırır. Diğer kazançlarını ben söylemeyeyim siz tahmin edin. Çocuklar ve ayakkabı kutuları bir örnek olabilir. Japonya AB ve ABD’ye benzemediği için bu tür ihalelerde yetkilileri ikna için verdikleri hediyelerin tutarları ve kimlere verildiği belli değildir.

İş sadece boğazlar köprü yapmakla bitmiyor. Çevre ve bağlantı yolları yapılacak. Bir kısmı viyadüklerden geçecek. Bazı köprüler için otobanlar yapılacak, İzmit Körfez Köprüsü ve İzmir otobanı gibi. Şimdi Çanakkale Boğazına köprü yapımından söz ediliyor.

Bizde bu kadar boğaz, politikacılarımızda bu hizmet aşkı, gazetelerimizde “Köprücü” yazar-çizerler, Japonlarda köprü yapım firmaları ve para olduğu sürece daha çok köprü ve otoban yaparız.

Ekrem Hayri Peker

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.