Çanakkale Haber

Acar KARAAYA
Köşe Yazarı
Acar KARAAYA
 

Kaderin suçu yok? Bahtımıza tükürelim....

Baba Rüstem sabah kalktı şöyle bir gerindi. Uzun uzun esnedi. Baş ucundaki paketten bir sigara yaktı. Derin bir nefes çekip üfledi. Kalktı, mutfağa geçip çaydanlığın altını yaktı. Sonra elini yüzünü yıkadı. Perdeyi aralayıp sokağa baktı. Hava daha karanlıktı. Ama sokak kedileri çoktan nafaka peşinde çöp kutularını karıştırmaya bile başladı. Mahalle bakkallığının son kalesi Hacı Mahmut’un bakkalın kepenklerini gürültülü şekilde açışı duyuldu. Ardında da fırının ekmek arabası iki kasa ekmeği bakkalın önüne indirip uzaklaştı. Televizyonu açtı. Tüm kanalları birer birer gezinip içinden okkalı küfürleri ediverdi. Haberler hep aynı haberlerdi. Konuşanlar hep aynı siyasetçilerdi. Televizyonda konuşan siyasetçiler zaten tuzu kuru gevezelerden başka bir şey değillerdi. Mutfaktan gelen kaynayan su sesi üzerine mutfağa geçip çayı demledi. Masanın üzerindeki gazeteleri öteyi beriyi temizleyip sildi. Buzdolabından bildik kahvaltıları çıkarıp bir çift tabak çatal bıçak ve bardak çıkarıp masaya koydu. Bir tabağa domates biber salatalık doğradı. Bu sırada pencerenin camı tıkırdadı. Perdeyi ve pencereyi açtı. Hacı Mahmut buram buram kokan iki taze ekmeği uzattı. Baba Rüstem’e ekmekleri verdikten sonra hiç konuşmadan dükkanına döndü. Bu sırada gazete arabası bakkala günlük gazeteleri getirmişti. Gün de yavaş yavaş ağarmaya başlamıştı. Kapının zili çaldı. Ağır ağır kapıya gidip açtı. Hacı Mahmut iki günlük gazeteyle içeri girip masanın başına oturdu. Baba Rüstem demlenmiş çaydan bardakları doldurdu. İkisi de hiç konuşmadan gazetelerini okuyarak kahvaltılarını bitirdiler. Tekrar kapı çaldı. Bu sefer gelen karşı sitenin iş bırakan güvenlikçisiydi. İçeri girdi. Mutfağa geçip çayını alıp geldi. O da hiç konuşmuyordu. Aslında bu üç adam da kardeşti. Üçü her sabah aynı evde, abilerinin evinde kahvaltı yapmayı gelenek haline getirmişlerdi. Suskunluklarının bir nedeni de asla küskünlük değildi. Bir hafta boyunca konuşamam kararı üç kardeşin ortak kararıydı. Çünkü konuştukça moralleri bozuluyordu. Yokluk yüzünden bakkala alacak yazdıranlar yüzünden Hacı Mahmut iflas etmek üzereydi. Alacaklarını toplayamadığı için tek varlığı olan evini de tefeciden aldığı paraya karşı devretmiş, kendi evinde kirada oturuyordu. Öyle ki artık kazancı kirayı bile karşılayamaz hale gelmek üzereydi. Yıllardır asgari ücrete mahkûm edebiyat fakültesi mezunu güvenlikçi kardeş, çocukluk aşkı kadınla bir türlü evlenememişti. Baba Rüstem’in karısı da geçim dedi yüzünden baba evine dönmüştü. İyi de sebep neydi? Bu üç insan tembel miydi? İş bilmezlikleri mi vardı? Kumarı alkole düşkünlüğü kötü alışkanlıkları mı vardı? Hiç biri yoktu. Ama hepsi tüm gayretlerine rağmen yoksulluk içindeydi. Onları bu hale getirenler kendileri zenginleşirken halkı yoksullaştıran devletin üstüne çöreklenmiş kimi siyasetçilerdi. Siyasetçileri her ne kadar halk oy vererek seçiyor olsa da aslında etkili ve yetkili varlıklı  siyasetçileri seçenler de daha uyanık siyasetçilerdi. Yukarıdaki yazı bir kısa öyküdür. Gerçekte böyle bir olay yaşanmamış olması yaşanmayacağı anlamına da gelmez.  Çünkü günümüzde yukarıdaki kısa öyküde tüm olumsuzluklara rağmen yine de üç kardeşin birlikteliğinin mutluluğuna aralık bırakılan çıkış kapısı bulunurken gerçek hayatta tüm umutları tükenmiş nice insanların varlığı yadsınamaz bir gerçeklik değil midir?            
Ekleme Tarihi: 11 Mart 2024 - Pazartesi
Acar KARAAYA

Kaderin suçu yok? Bahtımıza tükürelim....

Baba Rüstem sabah kalktı şöyle bir gerindi. Uzun uzun esnedi. Baş ucundaki paketten bir sigara yaktı. Derin bir nefes çekip üfledi.

Kalktı, mutfağa geçip çaydanlığın altını yaktı.

Sonra elini yüzünü yıkadı.

Perdeyi aralayıp sokağa baktı.

Hava daha karanlıktı.

Ama sokak kedileri çoktan nafaka peşinde çöp kutularını karıştırmaya bile başladı.

Mahalle bakkallığının son kalesi Hacı Mahmut’un bakkalın kepenklerini gürültülü şekilde açışı duyuldu. Ardında da fırının ekmek arabası iki kasa ekmeği bakkalın önüne indirip uzaklaştı.

Televizyonu açtı.

Tüm kanalları birer birer gezinip içinden okkalı küfürleri ediverdi.

Haberler hep aynı haberlerdi.

Konuşanlar hep aynı siyasetçilerdi.

Televizyonda konuşan siyasetçiler zaten tuzu kuru gevezelerden başka bir şey değillerdi.

Mutfaktan gelen kaynayan su sesi üzerine mutfağa geçip çayı demledi.

Masanın üzerindeki gazeteleri öteyi beriyi temizleyip sildi.

Buzdolabından bildik kahvaltıları çıkarıp bir çift tabak çatal bıçak ve bardak çıkarıp masaya koydu.

Bir tabağa domates biber salatalık doğradı.

Bu sırada pencerenin camı tıkırdadı.

Perdeyi ve pencereyi açtı. Hacı Mahmut buram buram kokan iki taze ekmeği uzattı. Baba Rüstem’e ekmekleri verdikten sonra hiç konuşmadan dükkanına döndü.

Bu sırada gazete arabası bakkala günlük gazeteleri getirmişti.

Gün de yavaş yavaş ağarmaya başlamıştı.

Kapının zili çaldı.

Ağır ağır kapıya gidip açtı.

Hacı Mahmut iki günlük gazeteyle içeri girip masanın başına oturdu.

Baba Rüstem demlenmiş çaydan bardakları doldurdu.

İkisi de hiç konuşmadan gazetelerini okuyarak kahvaltılarını bitirdiler.

Tekrar kapı çaldı.

Bu sefer gelen karşı sitenin iş bırakan güvenlikçisiydi. İçeri girdi. Mutfağa geçip çayını alıp geldi. O da hiç konuşmuyordu.

Aslında bu üç adam da kardeşti. Üçü her sabah aynı evde, abilerinin evinde kahvaltı yapmayı gelenek haline getirmişlerdi.

Suskunluklarının bir nedeni de asla küskünlük değildi.

Bir hafta boyunca konuşamam kararı üç kardeşin ortak kararıydı.

Çünkü konuştukça moralleri bozuluyordu.

Yokluk yüzünden bakkala alacak yazdıranlar yüzünden Hacı Mahmut iflas etmek üzereydi. Alacaklarını toplayamadığı için tek varlığı olan evini de tefeciden aldığı paraya karşı devretmiş, kendi evinde kirada oturuyordu. Öyle ki artık kazancı kirayı bile karşılayamaz hale gelmek üzereydi.

Yıllardır asgari ücrete mahkûm edebiyat fakültesi mezunu güvenlikçi kardeş, çocukluk aşkı kadınla bir türlü evlenememişti.

Baba Rüstem’in karısı da geçim dedi yüzünden baba evine dönmüştü.

İyi de sebep neydi?

Bu üç insan tembel miydi?

İş bilmezlikleri mi vardı?

Kumarı alkole düşkünlüğü kötü alışkanlıkları mı vardı?

Hiç biri yoktu.

Ama hepsi tüm gayretlerine rağmen yoksulluk içindeydi.

Onları bu hale getirenler kendileri zenginleşirken halkı yoksullaştıran devletin üstüne çöreklenmiş kimi siyasetçilerdi.

Siyasetçileri her ne kadar halk oy vererek seçiyor olsa da aslında etkili ve yetkili varlıklı  siyasetçileri seçenler de daha uyanık siyasetçilerdi.

Yukarıdaki yazı bir kısa öyküdür.

Gerçekte böyle bir olay yaşanmamış olması yaşanmayacağı anlamına da gelmez. 

Çünkü günümüzde yukarıdaki kısa öyküde tüm olumsuzluklara rağmen yine de üç kardeşin birlikteliğinin mutluluğuna aralık bırakılan çıkış kapısı bulunurken gerçek hayatta tüm umutları tükenmiş nice insanların varlığı yadsınamaz bir gerçeklik değil midir?

 

 

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.