Ali Rıza ÖZDEMİR
Ali Rıza ÖZDEMİR
Giriş Tarihi : 23-08-2014 22:36

İki Dersimli: “Diyap Ağa ve Seyit Rıza”

Dersimli Diyap Ağa’nın adı bir ilköğretim okulumuzda yaşamaktadır.                                                                                                                                                                                                                 Dersim’in Türk tarihinde özel yeri vardır. Birincisi, coğrafî bakımdan koca Osmanlı’nın bile tam olarak nüfuz edemediği korunaklı bir kale gibidir. İkincisi, Zazacayı sonradan öğrenen birçok Türkmen aşireti, Gök tanrı inancının kültürel kodlarını yakın tarihimize kadar taşımıştır[1].

 
Bu yazıda sizlere iki portre sunmak istiyorum Dersim’den. Birincisi Diyap Ağa. İkincisi Seyit Rıza…
 
Diyap Ağa, 1831 tarihinde Çemişkezek’in Eğerek köyünde doğmuştur. Ferhat uşağı aşiretindendir ve babası Seyyit Han’dan sonra aşiretin başına geçmiştir. Dersim civarında teşkilatlanmaya gelen altı Ermeni komitacıyı yakalamış ve bunları Yıldız Sarayı’na yollamıştır. Millî Mücadele’yi başlattığı zaman Diyap Ağa, Mustafa Kemal’e tam destek vermiş ve ilk meclise Dersim mebusu olarak girmiştir.
 
O günleri Diyap Ağa’dan dinleyelim:
 
 
 
“Gâvur Anadolu’yu sardı. Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında can kurtaran bir Paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu Paşa’nın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeğe can attım. Fakat o zaman olmadı. Sonra Sivas’a oradan da Ankara’ya gelmiş. Bu zaman bizden iki mebus istedi. Herkes korktu, ihtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı, hatta başımı bile vermeyi göze aldım. Bana “gitme ölürsün” dediler. “Zaten herkes mahvoluyor, varam, gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek” dedim[2].”
 
 
 
Ankara’da mebus iken Yunan ordusu, Polatlı yakınlarına ulaşınca Meclis’in taşınması gündeme gelmiş, Diyap Ağa söz alarak “Lâfım kısadır! Beyler, biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa dövüşerek ölmeye mi?” diyerek Meclis’te millî bir coşkunun mimarı olmuştur.
 
Torunu Haydar Yıldırım’ın anlattığına göre, Atatürk’ün kendisine ‘Sen benim dünya ahiret babamsın’ dediği Diyap Ağa, Yunan Ankara’ya yaklaştığında çoluk çocuğun nakledilmesi tartışılırken, ‘Eğer çoluk çocuğu geri gönderirsek Türkiye geriye düşer. Biz geri adım atamayız’ demiş ve Atatürk tarafından da ayakta alkışlanmıştır[3].
 
Lozan görüşmeleri sırasında da söz alan Diyap Ağa, şöyle anlatmıştır o gün yaşananları:
 
 
 
“Aha bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım kürsüye çıkıverdim. Gene sustular: ‘Lâilaheillâh Muhammedürresullâllah’ dedim. ‘Gerek Şafiî, gerek Hambelî, gerek Hanefî hepimizin kıblesi birdir. Meclisimiz, kulübümüz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Kürt değil, biz Türk’üz. Hepiniz Lâilaheillâh demişsiniz. Şimden sonra mı, ayrı bir din, ayrı bir millet olacağız.’ dedim[4].”
 
 
 
Dersimden ikinci portremiz ise, Seyit Rıza. 1863 yılında Dersim'in Lirtik köyünde doğmuştur. Aslen bir Türkmen aşireti olan Şeyh Hasanlı aşiretinin[5] Yukarı Abbasan kolundan Seyit İbrahim'in oğludur. Babasından sonra aşiretin başına geçmiş, ağalıkla birlikte seyitlik sıfatını da kullanmıştır. 1912 yılında, yağmacılıktan Osmanlı tarafından idama mahkum edilmiş, sonradan affedilmiştir[6].
 
Seyit Rıza, kelimenin tam anlamı ile bir feodaldir. Yeni Türkiye devletinin feodalizmi yok etme kararlılığı karşısında, feodalizmi korumak kaygısıyla etnik-ırkçı hareketleri desteklemiştir. Seyit Rıza, 1921 yılında Koçgiri isyanını desteklemiş, 1930 yılındaki Ağrı isyanını yaymak için Dersim ve havalisinde karışıklık çıkarmıştır[7].
 
1938 yılında Dersim’de meydana gelen o uğursuz isyandan önce, Atatürk, Dersimli derebeylere özel elçi olarak Ali Cemal Bardakçı’yı göndermiştir. Dersim’e devletin okullar kurup, yollar yapacağını ve topraksız köylülere Erzincan ve Elazığ’da toprak dağıtacağını bildirmiştir. Ancak Seyit Rıza da dahil birçok aşiret ağası, bu tekliflere burun kıvırmıştır[8].
 
1937 yılının baharında Kürpik’te toplanan isyancı aşiret reislerinden Demenan aşiret reisi Cebrail, “Mektep, nahiye bizim nemize? Bunları ortadan kaldırmalıyız” demiştir. Bu toplantıdan Ankara hükûmetine yollanan ültimatomun maddeleri de ilginçtir:
 
 
 
“1- İçimize karakollar yapmayacaksınız.

www.siyahtube.com

 
2- Köprü kurmayacaksınız.
 
3- Yeniden nahiye ve kaza merkezi ihdas etmeyeceksiniz.
 
4- Silahlarımıza dokunmayacaksınız.
 
5- Her zaman ki gibi pazarlık usulü ile vergilerimizi vereceğiz[9]”
 
 
 
Sonrası malum. Feodalizm, Cumhuriyete; ağalık demokrasiye; kölelik özgürlüğe meydan okudu. O uğursuz isyanda, binlerce masum canından oldu. Feodal beyliklerini sürdürmek için binlerce insanın kanına giren aşiret ağaları, arkalarında büyük bir dram bırakarak gittiler.
 
Gittiler ama, uğursuzlukları bugüne taştı. Dünün feodallerinin bayrağını, şimdinin etnik ırkçıları taşıyor. Bu yıl (2010) Munzur Doğa ve Kültür Festivali kapsamında, Tunceli’nin BDP’li belediyesi 20 kişinin katılımıyla Kışla meydanına Seyit Rıza’nın heykelini dikti. Hedef, Türkiye’ye düşmanlık olunca… Oysa o meydanın hakkı, Atatürk ile Diyap Ağa’nın Eskişehir gezisinde çektirdikleri resmin, heykeli değil midir?
 
Varsın Türk devletinde ellerine Dersimlilerin kanı bulaşmış isyancı feodallerin heykelleri dikilsin. Cumhuriyetten yana “ölümüne” mücadele eden Diyap Ağaların adı ihanetle anılsın! Ne de olmasa, Rahmetli Mehmet Şerif Fırat’ı sürgün etme madalyasını taşımıyor muyuz göğsümüzde!
 
Bir değil, bin tane heykel bile dikseler, Dersim, Seyit Rızaların değil Diyap Ağaların yurdudur. Kışla meydanına uyduruk bir Seyit Rıza heykeli dikilse de Dersim’in mavi gözlü devi Diyap Ağa, her gün gökyüzünden Dersim’i gözetmektedir ve Dersim, onun kanatları altındadır. Reina Bi’de oturup, baraj sularının yavaş yavaş dolduğu yöne, gökyüzüne doğru bakın. Dersimli Diyap Ağa’nın mavi gözlerini size bakarken göreceksiniz.
 
 
[1] Ali Rıza Özdemir, Zazalar ve Türklük, Kripto Yayınları, Ankara, 2010, s. 215-232
 
[2] Yenigün Gazetesi, 27.07.1931
 
[3] Helin Şahin, “Meclisi Dersimli Diyap Ağa Korudu”, Star, 16.11.2009
 
[4] Yenigün Gazetesi, 27.07.1931
 
[5] Şeyh Hasanlı aşireti için bkz: İsmail Onarlı, Anayurttan Anadolu’ya Şeyh Hasanlı Aşireti, Aydüşü Yayınları, İstanbul, 2001; Ali Rıza Özdemir, Zazalar ve Türklük, s. 105 vd.; Cemal Şener, Alevilerin Etnik Kimliği, Etik Yayınları, İstanbul, 2003, s. 104 vd.;  Zelyut, Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği, Kripto Yayınları, Ankara, 2010, s. 256
 
[6] Rıza Zelyut, Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği, s. 252
 
[7] Rıza Zelyut, Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği, s. 266-276
 
[8] Rıza Zelyut, Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği, s. 286
 

[9] Suat Akgül, Yakın Tarihimizde Dersim İsyanları ve Gerçekler, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1992, s. 125  

NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
23 Nisan 2018 Solo Türk Gösterisi
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
İYİ Parti ÇTSO ve Esnaf Odaları Ziyareti
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA