Murat CEVAHİR
Murat CEVAHİR
Giriş Tarihi : 30-04-2017 23:16

Biat Kültürü ve Günümüze Yansımaları

Arapça bir sözcük olan biat, yöneten ile yönetilenler arasında yazılı olmaksızın var olduğu kabul edilen itaat anlaşması anlamına geliyor. Aşiret veya kabile şeklindeki örgütlenmelerde yaygın olan biat, çoğu kez rızaya dayansa da bazen zorla da söz konusu olabiliyor. Teba, tabiyet, tabi gibi sözcükler de aynı kökten gelir. Birisine biat eden ona tabi hale gelir ve onun tebası (biat edenleri) arasına girer. Günümüzde aşiret veya kabile örgütlenmesinin yerini devlet örgütlenmesi aldığı için tabiyet, kişinin, hangi devletin uyruğu olduğunu göstermekte kullanılan bir ifade haline dönüşmüş bulunuyor.     

İslam, birçok başka ilkenin yanı sıra biat ilkesine dayalıdır. Başlangıçta daha çok dinsel bir tema taşıyan biat, sonraları siyasal bir nitelik de kazandı ve İslam devletinde yönetenle yönetilen arasında, yazılı olmayan ama zımnen (üstü kapalı) yapıldığı kabul edilen, bir bağlılık sözleşmesi anlamı taşımaya başladı.  

Osmanlı İmparatorluğu’nda, biat kültürü egemendi. Bu kültürün etkisi Yavuz Sultan Selim’in halifeliği üstlenmesinden sonra daha da arttı. Halifeliğin alınmasıyla birlikte Allah’ın yeryüzündeki gölgesi konumuna geçen padişaha biat esastı. İzleyen dönemlerde biat kültüründen sapmalar ortaya çıkmaya başladı. Zaman içinde padişahları tahttan indirmeye kadar varacak isyanlar çıktığı oldu.

Avrupa’da egemen olan feodal düzende de otoriteye bağlılık usulü geçerliydi. Bu bağlılık, rönesans ve reform sonrası 16 ve 17. yüzyıllarda etkisini yitirmeye başladı. Fransız devrimi ve ardından gelen sanayi devrimi batıda yavaş yavaş biat kültürünün yok olmasına ve demokrasi kültürünün yerleşmesine yol açtı. Bunda dinsel eğitimin yerini bilimsel eğitimin almasının büyük etkisi oldu.

Osmanlı’da zaman zaman isyanlar çıksa ve biat kültüründen uzaklaşıldığı görünümü doğsa da otoriteye bağlılık anlamındaki biat kültürü şekil değiştirerek günümüze kadar devam etti. Bunda bilimsel, sorgulayıcı, analitik eğitimin bir türlü tam olarak yaşama geçirilememesinin büyük etkisi vardır. Macchiavelli, Türklerin mevcut otoriteye bağlılığı konusundaki şu saptamayı yüzyıllar önce Hükümdar (Prens) adlı kitabında yapmış: “Türkleri kolay kolay liderleri aleyhine ayartamazsınız. Ama bir kez ayartırsanız bu kez bağlılıklarını sizin otoritenize bağlılık şeklinde göstereceklerdir.” 

17. yüzyıla kadar biat kültürü Osmanlı’nın gücünün temel taşlarından birini oluşturuyordu. Daha ziyade insan gücüne dayalı fetih çağlarında lidere biat eden askerler, savaşlarda büyük üstünlük sağlıyordu. Biat kültürü, şehitlik ve cennet vaadiyle de desteklendiğinde, askerler fetihlere, savaşa değil eğlenceye, ölmeye değil sonsuz yaşama kavuşmaya gider gibi gidiyor ve Allahın yeryüzündeki gölgesi konumundaki halife - padişahın emirlerini canları pahasına yerine getiriyorlardı.

Rönesans ve reform sonrasında görünüm değişmeye başladı. Keşifler ve icatlar peş peşe geldi ve sonuçta her şeyde olduğu gibi savaş araçlarında ve yöntemlerinde de yenilikler ortaya çıktı. Bilek gücüne dayalı savaşların yerini yeni icat edilen araçların kullanıldığı savaşlar aldı. Bilek gücünün yerini kafa gücü aldı. Öyle olunca da eski yapıyı yenileyemeyen, bilek gücünün yerine kafa gücünü yerleştiremeyen Osmanlı, savaşlarda eski başarılarını tekrarlayamaz oldu.

Konu, buluş yapmaya ve bunu yaşama uygulamaya gelince biat kültürü tersine işliyor. Buluş yapabilmek, teknolojiyi değiştirebilmek veya geliştirebilmek için bilimsel eğitim ve onun getirdiği özgür, sorgulayıcı, analitik düşünce sistemi öne çıkıyor. Oysa biat kültürü, bilimselliği dışlayan daha çok dinsel, geleneksel eğitime ağırlık veren bir ortam yaratıyor. Öyle olunca da buluş yapmak, teknolojiye katkıda bulunmak pek mümkün olamıyor.  

Osmanlı, paradigma değişimini algılayamadı. Rönesans ve reformun getirdiği aydınlanmaya giremediği ve biat kültüründen çıkamadığı, eğitimi bu paradigma değişimine göre örgütleyemediği için sanayi devrimine de giremedi. Batıda her gün yeni şeyler icat edilip teknolojide dev adımlar atılırken Osmanlı, medrese eğitimini reforme edemedi. Buna karşılık görünürde değişikliklere yol açan bir takım hukuksal düzenlemeler yapmaya çalıştı. Altyapısı olmayan bu düzenlemeler, topluma pek bir şey katamadı. Asıl olarak eğitimi, aydınlanma çağının gereklerine göre düzenleyemedi. Ve doğal olarak batı daha ileri gittiği için onlara göre daha da geri kaldı.

Medrese eğitiminde bilimsel derslerin sayıca azaltılıp din derslerinin ağırlığının arttığı dönem Osmanlı’nın bir dünya imparatorluğu haline geldiği, gücünün doruğunda olduğunun kabul edildiği Kanuni Sultan Süleyman devridir. Bu geriye atılan adımlar, Kanuni’nin, gücünün doruğuna çıkmış olan imparatorluğunu artık yıkılmaz olarak görmesinin sonucudur. Kapitülasyonların da aynı dönemde çoğalarak yaygınlaşması bu güç sarhoşluğunun bir başka yansımasıdır.

Türkiye’yi biat kültüründen çıkaracak olan adımlar Cumhuriyetle birlikte atıldı. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” (hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir) sözü bu değişimin en temel göstergesidir. Türkiye’nin her yanında köylüyü eğitmek için köy enstitüleri kuruldu. Tevhid-i tedrisat kanunu (eğitimde birlik yasası) çıkarılarak eğitimin temeli, dinsel, geleneksel esaslardan bilimsel esaslara dayandırıldı. Dini yasaların yerine çağdaş hukukun gerektirdiği yasalar çıkarıldı. Toplumun düşünce gücünü yarı yarıya düşüren kadının evde oturması yaklaşımı yerine kadının da eğitimden geçirilerek yaşama katılması teşvik edildi. Üniversiteler açıldı. Çok sayıda öğrenci yurt dışına eğitime gönderildi. Bunun sonuçları hemen alındı. Yurda dönen bu genç insanlar arasından çok sayıda besteci, sanatçı, bilim adamı çıktı. Türkiye, uzun bir aradan sonra ve çok geç kalmış olarak paradigma değişimine ayak uydurma yolunda adımlar attı. Bu adımlar, aslında bugün tartışıp durduğumuz yapısal reformların ta kendisiydi: Şeriat yasalarının çağdaş yasalarla değiştirilmesi, kadın erkek eşitliği, kadının sosyal yaşama ve çalışma yaşamına girmesi, eğitimde dinsel, geleneksel eğitimin yerini bilimsel eğitimin alması, ekonomide devletin önderliğinde sanayileşme için atılan adımlar vd hep bu yapısal dönüşümün halkalarıydı.

Ne yazık ki Türkiye bu yolu sonuna kadar devam ettiremedi. Geriye dönüş özlemlerinin her zaman çok güçlü olduğu bu coğrafyada Türkiye’de de durum farklı olmadı. Önce köy enstitüleri kapatıldı, sonra imam hatip liseleri çoğaldı, derken derslerin yapısı ve kapsamı değiştirildi. Sonunda bilim liseleri kuracağımıza yeniden Osmanlı’nın yaptığı hataya dönüp dinsel, geleneksel temelli okullar kurduk. Diğer liselerde de din eğitiminin ağırlığını artırdık. Türkiye, kısa bir süre içine girdiği bilime dönük eğitimden uzaklaşıp yeniden biat kültürüne ağırlık veren eğitim modeline döndü.  

Arada farklı olarak değinilebilecek bir tek 1960 – 1971 dönemi var. 1960 darbesi sonrasında kabul edilen 1961 Anayasası inanılmayacak kadar ilerici, aydınlanma çağının gereklerine uygun bir anayasaydı. Neredeyse Atatürk’ün attığı adımları yeniden alıp tamamlamaya yönelik bir ortama olanak sağlamıştı o değişim. Ne var ki 1961 Anayasasının getirdiği özgürlükleri anlayabilecek kadar olgun bir yapı henüz oluşmamıştı Türkiye’de. Bu kez bu Anayasanın getirdiği özgürlük ortamı kötüye kullanılmaya başlandı. Toplum iki kampa bölündü ve birçok genç insan silaha sarıldı. Yöneticilerimiz de yeterli olgunluğa sahip değildi. Bizi barıştıracak yerde onlar da silaha sarıldı. Batı dünyası, 68 kuşağının başkaldırısını anlayışla karşılayıp hoşgörüyle dengeler ve bu başkaldırıyı özgürlük, eşitlik ve barış yolunda bir itici güce çevirirken biz askeri darbelere başvurduk ve dolayısıyla paradigma değişiminin bir kez daha dışında kaldık.

Özetlemek gerekirse, bu topraklarda Osmanlı – İslam kültürünün biat sistemi iki kez çok ciddi bir meydan okumayla karşılaştı. İlki Atatürk devrimleriyle geldi ve II. Dünya Savaşı sonrasında geri plana düştü. İkincisi 1960 darbesi sonrasında askerlerin önderliğinde 1961 Anayasasıyla geldi ve yine askerlerin önderliğinde 1971 darbesiyle sona erdi. Her iki karşı devrim sonucunda Türkiye, yeniden biat kültürünün egemenliği altına girdi.

Bugün geldiğimiz noktada liselerimizin, üniversitelerimizin, tümüyle eğitim sistemimizin hali içler acısı. Soru soramayan, sorgulayamayan, büyüklerinin dediğini kayıtsız koşulsuz doğru kabul eden, önüne konulanları sadece ezberleyen, bırakın başkaldırmayı, itiraz bile edemeyen bir öğrenci çoğunluğu var. OECD’nin yaptırdığı PISA eğitim yeterliliği testinin sonuçları hangi noktada olduğumuzun açık ve acı bir göstergesi. Türk öğrenciler 65 ülkenin öğrencileri arasında matematikte 44, okuduğunu anlama ve anlatmada 42, fen bilgisinde 43’üncü sırada yer alıyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi Uzakdoğu ülkelerinin öğrencileri en üst sıradalar. Dünyada son ikiyüz yıldır yaşanan gelişmeler, soru sormayan, sorgulayamayan, analitik düşünemeyen insanların buluş yapamayacağını, teknolojiye katkıda bulunamayacağını göstermiş bulunuyor. Bunun son örneğini Uzakdoğu ülkeleri veriyor. Son 30 – 40 yıldır Cumhuriyetin ilk döneminde yapıp sonradan terk ettiğimiz yöntemi kullanarak yani insanları soru soran, sorgulayan, analitik düşünebilen insanlar olarak yetiştirerek sanayileşmiş ülkelerin arasına girmeyi başardılar.

Biat kültürü, lidere kayıtsız, koşulsuz bağlı insanlar yetiştirir. Bu insanlar sorgulayamaz, başkaldıramaz, itiraz edemez. Bu insanlar sorgulayanları, itiraz edenleri başkaldıranları da asla hoş karşılamaz. Hatta sorgulayanları, itiraz edenleri, başkaldıranları liderden önce onlar cezalandırmaya girişir. Sorgulayamayan, başkaldıramayan, itiraz edemeyen insanlar buluş yapamazlar. Dünyanın en iyi okullarında, en iyi hocalarla okusalar bile buluş yapacak, teknoloji geliştirecek, teoriye katkıda bulunacak adımlar atamazlar. Çünkü önceliklerinde hep bağlı oldukları lider ve onun düşünce sistemine biat vardır. Bu önceliğe aykırı düşünceleri geliştiremezler ve dolaysıyla mevcudu devam ettirir, yeni bir şeyleri çıkaramazlar.

Türkiye, biat kültürüne dayalı bu sistem çerçevesinde refah artışı yaşar gibi olduğu bütün dönemlerde yeni bir buluş yaparak ya da teknolojiyi geliştirerek değil, önceki dönemin birikimini ya da geleceğin gelirini harcayarak refah artışı sağlamıştır. Bunun ilk örneği Menderes dönemidir. Menderes, II. Dünya Savaşında yemeyip, içmeyip biriktiren toplumun birikimini harcayarak tarımda büyük atılım yapılmasının ve ekonominin büyümesinin önünü açmıştır. Mevcut birikimin harcanması bitince gelişme de durmuştur. İkinci örnek Özal dönemidir. Özal, iktidara gelir gelmez altyapı yatırımlarını artırmaya girişmiş ve bunun için yetersiz olan kamu gelirleri sorununu, kamu kesimi harcamalarını ve dolayısıyla kamu borçlanmasını artırarak çözmüştür. Çözüm geçici olduğu için gelişme de geçici olmuş, kamu kesimi daha fazla borçlandırılamaz hale gelince ekonomi sıkıntıya girmiş ve 2000’lerin başında çökmüştür. Son örnek Erdoğan dönemidir. Erdoğan, iktidara geldikten sonra yoğun bir özelleştirme hamlesi başlatmış, bütün bir Cumhuriyet döneminde kurulan kamu işletmelerini özel kesime ve yabancı yatırımcılara satarak, devrederek gelir elde etmiş ve bunları yatırımlara yöneltmiştir. Bu dönemde özel kesim şirketleri ve hane halkları hızla borçlandırılmış, geçmişte kamu kesimine yüklenmiş olan ‘borçlanmaya dayalı harcamayı artırarak büyüme modeli’ bu kez ‘özel kurum ve kişilerin borçlanarak harcama yapması ve ekonomiyi büyütmesi modeline’ dönüştürülmüştür. İlk 5 – 6 yıl refah artışı yaratmış gibi görünen bu modelde özel kesimin ve hane halklarının borçlanma sınırına gelip dayanmasıyla sağlanan gelişmenin hızı kesilmiş, Türkiye öteden beri hep içinde bocaladığı orta gelir tuzağından çıkmayı başaramamıştır.       

Bu üç örnek bize borçlanmaya, özelleştirmeye, geleceğin gelirini bugünden harcamaya yönelik hamlelerin geçici refah artışı sağlayabildiğini ve bu artışı kalıcı hale getiremediğini gösteriyor. Bir ülkenin kalıcı refah artışı sağlayabilmesinin yolu o ülkenin yükte hafif pahada ağır teknolojik mallar satmasından bunun yolu da o ülke insanlarının teknolojiye katkı yapacak buluşlar geliştirmesinden geçiyor. Bunu yapabilmenin ise tek bir yolu var: Bilime dayalı, ama yalnızca bilime dayalı eğitim.

Türkiye’nin yapması gereken birincil yapısal reform eğitim reformudur. Ortaokul ve liselerde köklü değişiklikler yapılması ve okullarda yalnızca bilim derslerinin okutulması, soru sorulmasının özendirilmesi, analitik düşünce tarzının geliştirilmesine yönelik bir eğitim sistemine geçilmesi birinci koşuldur. Hiç kuşkusuz bunu yapabilmek için öncelikle öğretmenleri eğitecek kurslar açılması, öğretmen okullarında derslerin bu biçime dönüştürülmesi gereklidir. Biat kültüründen kurtuluşun tek yolu budur. Biat eden değil, başkaldıran, bizim dediğimize itaat eden değil bizim dediğimizi sorgulayan kuşaklar yetiştiremediğimiz sürece bu kısır döngüden çıkamaz, ortadoğunun sorgulayamayan, anlayamayan ve dolayısıyla teknoloji üretemeyen toplumları gibi olmaktan kurtulamayız.  

Bu alanda Amerika’yı yeniden keşfetmek gerekiyor. ABD’ye, Avrupa ülkelerine, Kore’ye, Japonya’ya bilim heyetleri yollayarak eğitimin oralarda nasıl yapıldığını, hangi derslerin okutulduğunu, hangi yöntemlerin kullanıldığını, dinsel, geleneksel eğitime yer verilip verilmediğini, veriliyorsa hangi bağlamda verildiğini incelememiz ve o sonuçlara göre ders programlarını belirlememiz gerekiyor.   

Türkiye bu adımı atmadığı, biat kültürüyle insan yetiştirmeye devam ettiği sürece, Menderes’in, Özal’ın ve Erdoğan’ın yaptığı gibi organizasyon değişiklikleriyle ya geçmişin birikimini harcayarak ya da geleceğin gelirini kullanarak bir süre refah artışını yakalıyor gibi görünebilir ama bu durum sürdürülemez. Bu tür temelsiz sıçramalar ülkeyi buluş yapan, marka yaratan, teknoloji üreten bir ekonomi durumuna getiremez. Bu duruma gelemeyen bir ekonomi ise birinci sınıf bir ekonomi konumuna ulaşamaz.  

Bilim dışı eğitimle yetişen insanların arasından buluş yapan, teknoloji geliştiren insanlar, dünya çapında yazarlar, sanatçılar, müzisyenler, edebiyatçılar istisnai olarak çıkar, onları da bu sistem harcar. Sistemin harcadığı kişilerle ilgili yüzlerce örnek verilebilir. 4 tanesini sayalım. Osmanlı, Takiyüddin er Raşit’in kurduğu gözlemevini ‘meleklerin bacaklarını gözetliyor’ dedikodusuna inanarak bir gecede yıktırmıştır. Kendi yaptığı balmumu kanatlarla Galata Kulesinden Üsküdara uçan Hezarfen Ahmet Çelebi’yi ‘tehlikeli’ bularak sürgüne yollamıştır. Türkiye, dünya çapındaki şairi Nazım Hikmet’i ‘komünist olduğu için’ hapislerde süründürmüştür. Yetiştirdiği sayılı klasik batı müziği bestecilerinden Fazıl Say’ı, ‘Ömer Hayyam’a ait olduğu sanılan bir rubaiyi sanal ortamda yazdığı için’ hapisle cezalandırmıştır. Bu saydıklarımın hepsi komik, komik olduğu kadar da trajik gerçekler. Hepsi de biat kültürünün ürünü.

Biat kültüründen çıkamadığımız, başkaldıran, sorgulayan, araştıran, bulan, eleştiren kuşaklar yetiştiremediğimiz sürece ara sıra geçici refah artışları yaşayabiliriz ama gelişmiş bir toplum konumuna gelemeyiz. 

TENGRİ TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN

Murat CEVAHİR

Murat CEVAHİR

DİĞER YAZILARI TÜRKÇELEŞTİRİLMİŞ DİN DİLİ 17-01-2018 15:18 KRALIN SOYTARILARI... 30-12-2017 11:04 Türk Eğitimine Vurulan Kilit 11-12-2017 14:50 TÜRK TANRI'YI KORUSUN...!!! 25-11-2017 18:33 Türk Geni Nedir? Türk Genleri Nelerdir? Türk Haplogrupları Nelerdir? (G, I, J1, J2, L, N, O, Q, R1a, R1b) 23-11-2017 15:17 DEVŞİRME ZİHNİYETİ DEVAM EDİYOR 18-11-2017 13:49 KİMLER MİLLİYETÇİ VE VATANSEVER OLAMAZLAR... 08-11-2017 18:39 TÜRKİYELİLER! 04-11-2017 21:54 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI ANISINA TÜRKLERİN SON BAŞBUĞU M.KEMAL ATATÜRK ... 29-10-2017 00:27 Türkiye’nin Milli Para’sı yok 25-10-2017 20:42 ANADOLUDA KAYBOLAN GAYRİTÜRKLER...!! 12-10-2017 20:09 Ben Bir TÜRKÜM !... 11-10-2017 17:05 TÜRKLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU... 30-09-2017 21:02 ÇOK ŞÜKÜR TÜRKİYE SÖMÜRGE OLMADI,YOKSA...!!! 27-09-2017 20:09 MEVLANA'NIN TÜRK DÜŞMANLIĞI ve BİAT KÜLTÜRÜ 24-09-2017 00:23 ROTARY, LIONS ve MASONLAR 18-09-2017 21:54 Anunnaki'ler (Anunnaku) 12-09-2017 19:41 DEVE BİR GİRERSE.. 11-09-2017 23:30 Laiklik Dinsizlik midir? 07-09-2017 23:36 YALAKA KOYUN, KASABIN KESKİN BIÇAĞINI ÖVERMİŞ. 05-09-2017 23:35 BİR ÜLKE İÇERDEKİ İŞBİRLİKÇİLERLE NASIL ÇÖKERTİLİR! 01-09-2017 08:53 Yeşeren Zehir: Osmanlıcılık 17-08-2017 23:34 İSLAMCILIK VE KÜRTÇÜLÜĞE KARŞI TÜRKÇÜLÜK 14-08-2017 21:09 TÜRK TARİHİNE BAKIŞIMIZ NASIL OLMALIDIR 07-08-2017 22:34 ACELE EDİN ve DEFOLUP GİDİN! 04-08-2017 21:33 ARAP/EMEVİ MİLLİYETÇİLERİ 30-07-2017 20:17 79 yıllık gaflet uykusu ve sorumluları 26-07-2017 20:22 Atatürk ve Mu - Maya Medeniyetleri 19-07-2017 18:59 15 TEMMUZ’U ANLAMAK! 17-07-2017 19:11 15 TEMMUZ DARBESİ(!) SAÇMALIĞI 16-07-2017 18:37 15 TEMMUZ DARBESİ(!) SAÇMALIĞI 14-07-2017 23:43 MİLLİ SİYASET 13-07-2017 21:56 BİZ YENİ BİR ÜLKE KURACAĞIZ 11-07-2017 21:54 TEMEL SORUNUMUZ 10-07-2017 02:19 TÜRKİYE’ YE VE TÜRK ULUSUNA İHANET VE MELANET GÖSTERGELERİ 03-07-2017 21:44 TÜRKLER NEDEN İSLAM’A DİRENDİLER? 02-07-2017 21:04 BİZ, TÜRK’LER KENDİMİZİ TANIYORMUYUZ ? 28-06-2017 22:32 Siyaset meydanı’ndan siyaset pazarına… 16-06-2017 22:04 Gagauzlar: Gök Oğuz’dan Hristiyan Türkler 15-06-2017 01:27 Tengricilikte Oruç Tengricilikte Oruç İbadeti 10-06-2017 20:25 Milleti koruyan zırhlar yok ediliyor 09-06-2017 18:28 MODERN ZAMAN KÖLELİĞİ 06-06-2017 21:52 GÖK TANRI,KÖK TENGRİ,TENGRİCİLİK YADA TENGRİZM 30-05-2017 17:46 BEDENİMİZDEKİ HÜCRELERİ NASIL TESLİM ALDILAR? BİZ NASIL BU KADAR TEPKİSİZ TOPLUM OLDUK? YA DA NASIL VE NEDEN GENLERİMİZLE OYNUYORLAR? 25-05-2017 19:56 Kılavuzu emperyalizm olanın başı beladan kurtulmaz 23-05-2017 03:32 Tüm dünya alfabelerinin kökeni `TÜRK´ alfabesidir.! 19-05-2017 00:25 Göktürk Alfabesi 17-05-2017 00:01 SİZLER HANGİ İSLAM'A İNANIYORSUNUZ? 12-05-2017 17:44 TOPLUM PSİKOLOJİSİNİ YÖNLENDİRMEK 10-05-2017 12:19 AKP'nin TÜRKİYE'yi BÖLME PLANI... 09-05-2017 19:00 BESMELE,HAMDELE VE SALVELE İLE SIFIRLANAN TÜRKİYE VE İSLAM... 07-05-2017 22:02 ÜLKÜCÜLÜK VE TÜRKÇÜLÜK 04-05-2017 23:52 3 MAYIS 1944 TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ 03-05-2017 18:17 Kayın Ağacının Türk Mitolojisindeki Yeri 02-05-2017 21:55 Biat Kültürü ve Günümüze Yansımaları 30-04-2017 23:16 Türk oğlu, Türk kızı Türklüğünü koru! 28-04-2017 16:10 Gök Tanrı'nın Özellikleri (Tengri) 26-04-2017 23:57 MİKROPLAR DEVLETİN TEPESİNE NASIL YERLEŞİR? 25-04-2017 23:54 Türkçülüğün Doğuşu 24-04-2017 21:18 Devlet; sen milletten aldığın bu vergiyi ne yaptın? 22-04-2017 23:42 SON YÜZYILIN EN BÜYÜK İTİRAFLARI 21-04-2017 15:46 ‘Hayır’ aklı temsil eden uygarlık, ‘Evet’ ise akılsızlığın sembolü biatçılıktır 17-04-2017 18:16 YÖRÜKLER - KÖKENİ VE TARİHÇESİ 14-04-2017 18:39 KÜRT ALEVİ YOKTUR ALEVİLER ÖZ BE ÖZ TÜRKTÜR... 12-04-2017 19:16 AKP ADINA İTİRAF: "TÜRK MİLLETİNİ TASFİYE EDİYORUZ!" 06-04-2017 21:06 BAŞKANLIK 05-04-2017 23:43 TÜRK KAVMİNE GÖNDERİLEN PEYGAMBER... 03-04-2017 01:00 Geçmişten Günümüze MÜTAREKE BASINI ve ALİ KEMAL’ler… 01-04-2017 11:48 TÜRKÇÜLÜK VE SİYASET 31-03-2017 10:17 Başkanlığa EVET(!) 30-03-2017 17:03 TÜRKİYE'DE TÜRK OLMAK (2) 28-03-2017 17:17 TÜRKLER ASİMİLE EDİLMEK İSTENİYOR 27-03-2017 17:24 TÜRKİYE'DE TÜRK OLMAK 25-03-2017 17:52 ÜMMETÇİ – KÜRTÇÜ DAYANIŞMASI 20-03-2017 23:30 Türkiye kendisine son formatı mı atıyor? 19-03-2017 20:03 Kokuşmuş Kapitalizmin ,Kokuşmuş Medyası 18-03-2017 20:02 Eski Türklerde Tanrı İnancı 17-03-2017 19:45 Evet şovu için Türkiye’yi aşağılatanlar! 16-03-2017 21:12 TÜRK IRKÇILIĞI 15-03-2017 18:38 TÜRKİYENİN İTİBARI SIFIRLANDI... 12-03-2017 11:52 TÜRKÇÜLERİ VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ AŞAĞILAYAN ALÇAK KRİPTO DÖNME VE NAYLON ETNİK KİMLİKLİLER. 11-03-2017 19:10 Laiklik Fransız değil Türk icadı 10-03-2017 19:45 AMAZON KADINLARI TÜRKTÜ! 09-03-2017 18:30 SÜMERLER…Tarih Türklerde başlar 08-03-2017 21:40 TIKANDI BABA!.. 07-03-2017 00:21 TÜRKİYE ‘YUMUŞAK İŞGAL’ ALTINDA 05-03-2017 17:54 AYYAŞ 04-03-2017 10:50 CIA ve Türklerin genetik şifreleri! 03-03-2017 15:18 Tengricilikte Oruç 26-02-2017 19:52 Dinlerin Ortaya Çıkışına İlişkin Bir Tez: Kleptokrasi 25-02-2017 20:29 Gök Tanrı İnancında İbadetler (Tengricilik'te İbadetler) 23-02-2017 09:50 TÜRKİYE'Yİ KİM SATIN ALIYOR? 21-02-2017 10:56 Ayvacık Depreminden Ne Anlamalıyız? 20-02-2017 10:54 EKONOMİ ÇOK ZORDA 19-02-2017 10:29 DEVLET BİR MİLLETİN GENETİK MİRASIDIR 18-02-2017 10:07 HANGİ REFARANDUM? 17-02-2017 08:38 Son Asırların Acı Gerçeği: Ümmetçi Tuzakları 16-02-2017 10:56 NOSTALJİ... 15-02-2017 17:44 TENGRİCİ TÜRKİYE 14-02-2017 17:25 Atatürk sebataistmidir ? ve Atatürk Mason mudur? 10-02-2017 17:40 NURCULUK DENEN SAYIKLAMA 09-02-2017 16:07 Anadolu Türklerinin Orta Asya Türkleri ile Genetik Benzerlikleri 08-02-2017 10:47 'Türkler Yüzlerce Yıldır Kendinden Olmayanların Yönetiminde! Devlet Bizim,Ya İktidar?' 06-02-2017 14:52 Yecüc ve Mecüc Türklerdir 05-02-2017 16:37 TÜRK IRKI 31-01-2017 22:33 AK-BABALAR!!! 27-01-2017 17:15 Eski Türk İnancının Adlandırılması Sorunu 26-01-2017 17:31 SEMAVİ DİNLER ASLINDA TENGRİCİLİKTİR 24-01-2017 21:50 SEMAVİ DİNLERİN SÜMER MİTOLOJİSİ OLDUĞU GERÇEĞİ 23-01-2017 19:04 Bozkurt mu? Mankurt mu? 22-01-2017 08:41 Neoconların Minyatür Osmanlısı 16-01-2017 14:13 Osmanlı Türk'mü? 13-01-2017 16:23 Şamanizmden günümüze uzanan ve hala uygulanan Türk adetleri! 09-01-2017 14:07 KÜRESEL SALDIRI: ÖZELLEŞTİRME 28-12-2016 14:04 TÜRK TARİHİNİN BİLİNMEYEN GERÇEKLERİ 19-12-2016 09:46 BİLİNEN İLK TÜRK KİMDİR? 15-12-2016 18:04 ATATÜRK TÜRK TARİH TEZİNİN TASFİYESİ ve TÜRK İSLAM SENTEZCİLİĞİ 14-12-2016 23:34 ATATÜRK’ÜN HAYALİ; “BOZKURT BAŞLI GÖK BAYRAK”… 14-12-2016 12:00
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
23 Nisan 2018 Solo Türk Gösterisi
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
İYİ Parti ÇTSO ve Esnaf Odaları Ziyareti
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA