Gazi KARABULUT
Gazi KARABULUT
Giriş Tarihi : 26-06-2016 01:04

ÜLKÜCÜ HAREKETİN YAKIN TARİHİMİZDEKİ SÜRECİNE GENEL BİR BAKIŞ VE BEKLENTİLER

 

Ülkücülüğün siyasal manada Türk Milliyetçiliği hareketi ile paralel geliştiğini söylemek mümkündür.

Yakın tarihimiz açısından 1904 yılında Yusuf Akçura’nın yazdığı ve yaşadığı dönemin fikir hareketlerini ortaya koyduğu üç tarzı siyaset makalesinde yer bulan “Türkçülük” ideolojisi ve ardından 25 Aralık 1908’de kurulan Türk Derneği somut ilk adımlar olarak karşımıza çıkar.

1911 yılında çıkan Türk Yurdu Dergisi ve 25 Mart 1912’de kurulan Türk Ocağı aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin de temelini atan “Türkçülük” şuurunu, siyasal zemine hakim kılmıştır.

fs Ancak, özellikle 1940’lı yıllarda başlayan kurucu felsefeye yabancılaşma tutumu 1944’de “Türk milliyetçiliğine karşı bir zulüm seferberliğine” dönüşmüştür.

 

İşte o dönem de 1944 yılında emekli olan Mareşal Fevzi Çakmak, 1948 yılında Osman Bölükbaşı’nın da içinde yer aldığı bir grup ile Millet Partisini kurmuş ve milliyetçi muhafazakar kavramları, Türk siyasetine taşımıştır.

Osman Bölükbaşı liderliğinde 1954 yılında kurulan Cumhuriyetçi Millet Partisi, 1958’de Türkiye Köylü Partisi ile birleşerek önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi daha sonra da 1969 yılında da Milliyetçi Hareket Partisi adını almıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi 12 Ekim 1969 seçimlerinde sıcak bir mücadele ortamına rağmen, “güçlü ve müreffeh bir Türkiye” hedefini ortaya koymuştur.

O yıllarda Türkiye’deki fikri karmaşa; tıpkı Osmanlı’nın 1900’lü yılların başında yaşadığı belirsizliklere benzeme ye başlamıştı.

Ziya Gökalp’i arayışa iten ve “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” şeklinde ifade ettiği yaklaşımın bir benzeri Alparslan Türkeş tarafından ortaya konmuştur.

Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”    yaklaşımı ile ifade edilen fikri akım; 1967 yılında 9 Işık olarak biraz daha siyasal boyuta bürünmüştür.

Tabi Alparslan Türkeş’in 9 Işık ile ilgili ilk açıklamasını 1 Haziran 1966’da Taksim Meydanında ardından da 2 Haziran 1966’da Milliyet gazetesinde açıkladığı bilinmektedir. (1)

9 ışık, hem CKMP’nin hem de 1969 yılı itibari ile MHP’nin ideolojik görüşü olmuştur.

Yeniye talip olurken köklerinden de kopmayan Türk milliyetçiliği hareketi o dönemde “öğrenen organizasyon” şeklinde ifade edebileceğimiz Ülkücü şuur temelli bir eğitim anlayışı ile “anlamlı bir müfredat” tarzında gençliğe ve Türk milletine umut olmuştur.

Alparslan Türkeş bu tezini, “başta kapitalizm, liberalizm ve komünizm olmak üzere yabancı doktrinler ve yönetim sistemlerine karşı bağımsız son Türk devletini koruyabilmek için, millî bir görüş etrafında birleşmek” için ortaya koymuştur. (2)

Peki bu yol neyi esas almıştır?

“Eskimiş, yıpranmış, tartışmaktan yorulmuş Siyasi Doktrinleri elinin tersi ile bir kenara iterek ne sağ, ne sol, Milliyetçilik Yolu, Akıl ve Ahlak Yolu, Milli bir teşkilatlanma yolu olan DOKUZ IŞIK doktrinini doktrinlere karşı mesafeli olan kitleleri kendine bağlamıştır.

Aslında bu yepyeni bir yoldu, yerli ve Milli idi. 

Bu doktrin ile işçi, köylü, sanayici, serbest meslek sahipleri esnaflar, işverenler, memurlar yeniden organize edilecek ve İMESKİ adında kurulan büyük çatının altında; montaj sanayi değil, fabrika yapan fabrikalar yapılmalı, kalkınma trenini kaçırmış toplum çağlar üzerinden sıçratılmalı, kaybedilen zaman telafi edilmeliydi.

İlk Öğretim Seferberliği seviyesini aşamayan eğitim öğretim alanı yeniden dizayn edilmeli, bir yandan klasik okullaşma ve eğitim kaliteli bir şekilde hızlandırılırken diğer bir kanaldan yüksek kaliteli eğitime önem verilip, Nobel ödüllü bilim adamları seviyesinde ilk planda en az 25.000 birinci sınıf eleman yetiştirilmeliydi.

Bunlar ilim, sanat, ekonomi, tıp, biyoloji, kimya, elektronik, askerlik, diplomasi alanlarında dünyada söz sahibi olabilecek seviyede yetiştirilmeliydi. Devlet bunun için özel bir çaba harcamalı, gereken laboratuvar, donanım, tesis, kurumlar hızla faaliyete geçirilmeli, seçilmiş elemanlar yabancı ülkelerde yüksek düzeyde eğitimden geçirilerek tekrar memlekete geri çağırılıp, yeni kurulan müesseselerde çalışmaya başlatılmalıydı.

O zaman Türk nüfusunun %70’i köylerde mezra ve kırsalda yaşıyordu. 45.000 köy vardı. Bunların her birinin ihtiyacı olan öğretmen, okul, doktor, ebe, hemşire, tarım teknisyeni, teknik eleman bulmak o dağınık coğrafyalara bunları göndermek iaşe ve ibatelerini sağlamak imkânsızdı. Öyle ise köyler yeniden organize edilmeliydi.

Köyler, Tarım Kentleri adı altında kırsal kalkınma birimleri halinde yeniden organize edilecekti.

Gençlik sahası yeni baştan ele alınarak eskimiş köhne ve miskin dernekçilik düzeninden, aktif atılgan, çalışkan, araştırma ve bilime önem veren, milliyetçilik Şuuru ve İslam ahlakı ile mücehhez bir gençlik yetiştirilmeliydi.” (3)

Bunun için Ülkü Ocakları adı altında yepyeni bir teşkilat kuruldu.

Ancak 1968 de Ruhi Kılıçkıran’ın şehadeti ile başlayıp, Yusuf İmamoğlu, Dursun Önkuzu, Süleyman Özmen gibi her biri geleceğin Milliyetçi Büyük Türkiye’sinde kilometre taşı olacak nice yiğitler birer birer toprağın bağrına düştüler.

Acı dolu yıllar, ölümler, terkedilen okullar, gözü yaşlı bir nesil…

İşte oldukça sıcak yılların yaşandığı o mücadele zamanlarında Milliyetçi Hareket daima Güçlü ve Müreffeh Türkiye ilkelerini esas gaye olarak koymuştur. Gençliğe şuur aşılayabilmek için özel eğitim programları uygulamış, bunu yapının temelini inşa eden Ülkü Ocakları vasıtası ile gerçekleştirmiştir.

 Ve 1980 ihtilali ile acıların katmerlenerek devam etmesi…
            1980 ihtilalinin ardından teşkilatların dağıtıldığı, yuvaların yıkıldığı o demlerde hem ceza evlerinde hem de dışarıda her şeye rağmen yeni yapılanmaların içine girilmiştir.

1983’te Muhafazakar Parti.

1985’te Milliyetçi Çalışma Partisi.

Ve nihayet 1993’te yeniden Milliyetçi Hareket Partisi olarak kervan yola koyulmuştur.

Ama düzenin ülkücüleri kullandığı düşüncesi ve çaresizlikler “Balkondan Seyretmek” kavramını çıkardı.

Bunun sonucunda, 1980’li yıllarda ülkücü hareket ideolojik bir arayışın içine girmiştir. -12 Eylülden önce mücadele ortamında, ideolojik ve teori açısından bir eksiklik söz konusuydu.-

Özellikle cezaevindeki ülkücülerin bir kısmı, -sıcak mücadele döneminde fikri temellerinin oturmamış olmasından kaynaklı- Ülkücü ideolojinin İslam’la bağdaşmadığı yada tam olarak İslami anlayışa uymadığı düşüncesine kapıldılar. Bu durumda dışardan gönderilen kitapların büyük etkisi olduğu aşikardır. Bir takım tarikat ve İran menşeili cemaatlerin cezaevlerine gönderdikleri kitaplar, dergiler, gazeteler ülkücüler üzerinde derin tesirler bıraktı. Nihayet, yeni tanımlar ifade edilir oldu.

 

O dönemdeki doktrin esnemesi, savrulmalara da sebep oluyordu. “Kur’an’ı başında taşıyıp, imanı yüreğinde hisseden kitlenin hayatını İslami esaslara göre şekillendirmiyor olması” şeklindeki yaklaşımlar başka arayışları doğurdu.

Yer yer cezaevlerinden dışarıya  “Müslümanlar, Müslüman Ülkücüler” gibi adlarla bildiriler ulaştırılmaya başlandı.

 

Üstelik bir kısmı ANAP içindeki ülkücüler, diğer kısmı ise siyasetten uzak duran Türk-İslam Ülkücüleri gibi bir ayrışmayı ve ardından ceza evinden çıkanların hareketi sorgulamaları gibi meseleler hareketin iç gündemini teşkil ediyordu.

Burada hareketin toparlanması için söylemin netleşmesi ve beklentileri karşılayacak nitelikte olması gerekiyordu. İşte, 1904-1944 yılları arasında Türkçülük-Turancılık; 1944-1980 arasında Türk Milliyetçiliği ve Ülkücülük şeklinde tanımlanan Hareketin üçüncü fikri temeli  Arvasi Hoca’nın 1979-1980 yıllarında kitaplaştırılacak olan Türk- İslam Ülküsü ifadesi ile yeniden zemin buldu. Bu anlayışını Arvasi Hoca şöyle özetledi:

 

 “Ben, İslam iman ve ahlakına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslam’ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim.

İnanıyorum ki hem Türk hem Müslüman olmak hem de muasır dünyaya öncülük etmek mümkündür. Ecdadımız bütün tarihleri boyunca bunu denediler ve başarılı oldular. O halde bizler niye bu tarihi misyonumuzu yerine getirmeyelim?”  (4)

 

Bu Ülkücü Harekette ideolojik olarak üçüncü bir başlığı da teşkil etti.

 

Yani üçüncü bir yol olarak adlandırılan bu anlayış yer yer Türkçülük, İslamcılık gibi tartışmaları da beraberinde getirmiş olsa bile nihayet Arvasi  Hoca’nın,  Türk- İslam Ülküsü olarak adlandırması ile su akmış ve mecrasını bulmuştur.

Bunun için, Türk-İslam ülküsüne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslam iman, aşk, ahlak ve aksiyonuna sahip. Türklüğü bedeni, İslamiyet’i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, Dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur. Din ve milliyet, zıt değerler değildir. Bu sebepten, "sentez", tez ile anti-tez arasında söz konusu olacağına göre, yıllardan beri kullandığımız "Türk-İslam sentezi" yerine, "Türk-İslam Ülküsü" sözü daha uygun olur düşüncesi ile kitabımızın adını "TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ" olarak seçtik. Bunu ısrarla kullanacağız.(5) 

Bu yaklaşım ülkücü hareketin de mazi- ati köprüsünü inşa etmesine vesile olmuştur.

1983- 1993 arasında Ülkücü Hareketin yeniden dirilişi Bizim Ocak aracılığı ile sağlanmıştır.

Ocaklar açısından yanan ilk köz ise 1983’te yayına başlayan ve Ülkü Ocakları çizgisinde kurulan Bizim Ocak Dergisi’dir.

O şartlarda ilk sözler, sunuş yazısında şöyle yer bulmuştur:

“Bizler Türk milliyetçiliği fikrine inanmış, gönül vermiş insanlarız. Bundan dolayı da aynı birtakım özelliklerimiz söz konusu. Sevgimiz, nefretimiz, düşünümüz, davranışımız, hepsinden ötesi bakış açımız bir başkadır. Başka olduğu için aynı düşüncenin sahipleri bizi rahatlıkla anlayacak, tavrımızın sebeplerini hemen bulacaktır. Varlık sebeplerimizi biliyoruz, öyleyse bildiklerimizi yasamak, yaşatmak, sahip çıkmak durumundayız. Korkaklığın, sünepeliğin bir mana ifade etmediğinin farkındayız. Ellerimizi sevgi ve birlik anlayışı ile uzatırken, zeytin dalı ile bir alakamız olmadığı bilinmelidir.

Fakat Yunusça, Mevlanaca, Hacı Bektaş Velice bir sevgiyi sürekli taşıyacağız. Allah’a ve O’nun Resulüne itaatkârız. Allah’ın kitabına ise, her dini bütün Müslüman gibi kayıtsız şartsız bağlanmak yaşama hikmetimizdir. Türk milletinin birliği ve istiklâli için şehit düşenlere minnetimiz sonsuzdur. Türk vatanının birliğine, bütünlüğüne, bağımsızlığına yönelecek saldırılara karşı gözümüzü açık tutabilmek zaruretini de biliyoruz.” (6)

 

 Gazi KARABULUT

Gazi KARABULUT

DİĞER YAZILARI MİLLET BİLİNCİ VE ONLAR 15-11-2018 20:46 ALPARSLAN TÜRKEŞ’İN ROMANINI YAZMAK! 14-10-2018 17:12 EĞİTİM ÖĞRETİM İLE İLGİLİ TEMEL BEKLENTİLERE POZİTİF YAKLAŞIMLAR 22-09-2018 19:01 OKULLAR AÇILIRKEN ÖĞRETMEN 13-09-2018 19:01 TOPLUMCU BELEDİYECİLİK ANLAYIŞININ MİLLİ VE YERLİ KODLARI 09-09-2018 10:57 MİLLİ ŞUUR VE MİLLETLE BULUŞMA 19-08-2018 23:47 MİLLİYETÇİ MÜNEVVER OLMAK 19-05-2018 16:27 ÜLKÜCÜYE UMUTSUZLUK HARAMDIR 10-04-2018 09:08 DEDE KORKUT HİKAYELERİNDE DEĞERLER EĞİTİMİ 08-04-2018 20:20 BU AYRILIK, ANCAK DESTANLA ANLATILABİLİR! 04-04-2018 04:37 ÜLKÜCÜ Türk Milliyetçiliği Temel Kavramlar 18-12-2017 00:06 TÜRKİYE’NİN MAARİF DAVASI’NDA MUALLİM/ÖĞRETMEN 21-11-2017 17:08 MİLLİYETÇİ AYDIN NEYE NEDEN İTİRAZ EDER? 30-09-2017 20:59 ÜLKÜCÜ AYDINLAR! 25-08-2017 21:21 AŞIRI ÜLKÜCÜ 15-08-2017 21:17 DEĞERLER EĞİTİMİ ÜZERİNE GENEL BİR BAKIŞ 09-08-2017 19:03 BOZKURTLAR DİRİLMELİ 07-06-2017 12:01 ÜLKÜCÜYDÜ! ÜLKÜLERİ İÇİN YAŞADI! 03-05-2017 17:48 ÜLKÜDAŞLIK HUKUKU ÜLKÜLERİN DE TEMELİDİR 06-04-2017 23:18 GÜNDEM ÖTESİ Mİ YOKSA GERÇEK GÜNDEM Mİ? 24-02-2017 23:05 TABİ Kİ EN ÇOK DA MİLLİYETÇİ TÜRKİYE’Yİ VE TURAN’I ÖZLÜYORUM. 03-01-2017 23:54 TOPRAK KAN İÇERKEN… 25-12-2016 21:02 Metin TOKDEMİR İle Siyah Beyaz Karelerden Mavi Hayallere 29-11-2016 21:55 NEDEN YAZMIYORUM VEYA NİYE YAZIYORUM? 05-11-2016 20:04 ÖĞRETMEN ve ÖĞRETMENLİK 04-09-2016 00:47 ÜLKÜCÜ HAREKETİN YAKIN TARİHİMİZDEKİ SÜRECİNE GENEL BİR BAKIŞ VE BEKLENTİLER 26-06-2016 01:04 Gazi KARABULUT; TURAN’A KURBAN OLMAK! 30-09-2015 21:02 EĞİTİM MESELESİNİN ASLİ UNSURLARI ÖĞRETMENLER VE ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ 15-02-2015 23:26
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
23 Nisan 2018 Solo Türk Gösterisi
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
İYİ Parti ÇTSO ve Esnaf Odaları Ziyareti
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA