newjoy çanakkale deja vue çanakkale relax çanakkale
newjoy home Advert Advert
Advert

Çanakkale İlçeleri

Ayvacık

Ayvacık ilçesi 83 km’lik sahil şeridiyle Çanakkale’nin en uzun sahil kesimlerinden birine sahiptir. Yüzölçümü 874 km² olan ilçenin % 52’si ormanlıktır. Denizden yüksekliği 270 metredir. İlçenin ovaları Tuzla Kösedere ve Babakale ovalarıdır. Dağları, denize paralel olarak uzandığından, sahil şeridinde olağanüstü güzel koylar birbirini izlemektedir. Son yıllarda yoğun ilgi gören bu koylar, turizm için cazibe merkezidir. Ayvacık ilçesinin Edremit Körfezi’ne bakan güney kıyısı Akdeniz ikliminin etkisini gösterirken, iç kısımlar Marmara ikliminin etkisindedir. Yerli ve yabancı gezginlerin her zaman ilgisini çeken Assos antik kenti, Gülpınar Apollon Kutsal Alanı; son yıllarda büyük kentlerden gelenlerin yerleştiği Behramkale, Adatepe, Yeşilyurt gibi köyler, Osmanlı’nın ilk dönem mimari yapılarını barındıran Tuzla, Babakale köyleri, Anadolu’nun aynı zamanda Asya kıtasının en uç noktası olan Bababurnu gibi özel yöreler Ayvacık ilçesini çok özel kılmaktadır. Turizmin yanı sıra zeytincilik ve zeytinyağı üretimi, halı dokumacılığı, peynir ve hayvancılık önemli gelir kaynakları arasındadır. Yöre halkı, oldukça zengin bir kültür yapısına sahiptir.

 

Adatepe Köyü

Kazdağları’nın güney eteklerinde zeytinliklerle çevrili genellikle iki katlı taş evleri ve serin gölgeli sokaklarıylabir rüya beldesidir. İki yaşlı çınarın yer aldığı köy meydanı köyün kalbi gibidir.1989 yılında kentsel sit alanı ilan edilen köy, bölgedeki tek korunan köy olma özelliğini taşımaktadır. Köyün yakınında tarihin sayfalarında Zeus Altarı olarak yer almış bir sunak yeri vardır.

 

Adatepe Zeytinyağı Müzesi

Küçükkuyu’nun Çanakkale girişinde yer alan müze 2001 yilında eski bir sabunhaneden müzeye dönüştürülmüş güzel bir mekandır. Bahçesinde ise zeytinden üretilmiş pek çok ürün satılmaktadır.Müze haftanın yedi günü 08.30-18.30 saatleri arasında açık olup giriş ücretsizdir.

Babakale Osmanlı Köyü

Bu yerleşim geçmişi ve barındırdığı mimari yapılarıyla ilgi çekmektedir. Burası aynı zamanda Asya Kıtası’nın da en batı ucudur. Babakale Kalesi, ülkemizin en batı ucundaki Osmanlı kalesidir. Osmanlı Devleti’nin tarihinde inşa ettiği son kale olması bakımından da  özel bir yere sahiptir. Bu döneme ait Ulu Cami, çifte hamam ve çeşmeleriyle bezeli olan köy kalenin etrafında gelişmiştir. Günümüzde Babakale, nefis balıkları ve geçmişi 1700’lü yıllara dayanan el yapımı bıçaklarıyla, tarihi ve benzersiz doğasının kazandırdığı haklı ününe ün katmıştır.        

 

Behramkale Köyü

Bir Osmanlı köyüdür. Ayvacık’ın içinden geçip Behramkale köyüne gelindiğinde, Tuzla Çayı üzerinde gösterişli bir Osmanlı taş köprüsüyle sizi karşılar. Antik kentin surları içinde gelişmiş olmasından dolayı sit alanıdır.TarihiHüdavendigar Camii minaresiz oluşuyla da ilgi çeker. Sahilde dar bir kıyı şeridi bulunan Behramkale; limanı, çok temiz denizi, lezzetli balıkları ve muhteşem doğasıyla Assos ören yeri ile bütünleşmiş, küçük ve sakin bir tatil beldesidir.

 

Tuzla Osmanlı Kasabası ve Hüdavendigar Camii

Tuzla da Behramkale gibi eski bir Osmanlı köyüdür. Buradaki Murat Hüdavendigar Camii ve Külliyesi en erken Osmanlı örneklerindendir. 2 kilometre doğusundaki Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağı ve köyün çevresindeki Bizans yapı kalıntıları köyün yerleşiminin Bizans dönemlerine kadar gittiğini gösterir.

 

Dünyada İlk Felsefe Okulunun Açıldığı Bilgi Bahçesi

Assos

Ayvacık ilçesinin dünyaca meşhur antik kentlerinden biri de Assos’tur. M.Ö. 348-345 yılları arasında Filozof Aristoteles, Kral Hermias’ın daveti üzerine Assos’a gelmiş ve dünyada bilinen “İlk Felsefe Okulu” burada açmıştır. Dönemine göre büyük bir kültür merkezi olan Assos’ta, Aristo, Erdeme Övgü” adlı eserini de kaleme almıştır

 

Assos Antik Kenti

 Behramkale köyü ile içiçedir. Akropolis (yukarı şehir) ve güneye doğru inen teraslar üzerindeki yapıları; çevre yüksekliği yer yer 20 metreye kadar ulaşan sekiz kule ve on iki değişik kapının yer aldığı yaklaşık dört kilometre uzunluğundaki surlarla çevrilidir. 

 

Gülpınar Apollon Smintheus (Smintheion)Kutsal Alanı

Aleksandria Troas kenti tarafından kullanılan ve tanrı Apollon’a adanmış bu kutsal alanın kalıntıları Gülpınar beldesi sınırları içerisindedir. M.Ö. 2. yüzyılda yapılmış İon düzenindeki tapınağı ve su yapılarıyla zamanının önemli bir kehanet ve sağlık merkezi olmuştur. Müze sadece yaz aylarında, kazı mevsiminde ziyaret edilebilmektedir.

 

Küçükkuyu Beldesi

Her yeri zeytin ağaçları ile kaplı olan Küçükkuyu için zeytin ve zeytinyağı üretimiyle ün kazanmıştır. Her yerde Zeytin ürünleri satan işletmelere rastlamak mümkündür. Gülpınar beldesinin batısında kumuyla meşhur olan, Ak Liman’dan, Mıhlı Çayı’na kadar uzanan sahil şeridi size unutulmaz bir deniz keyfi sunar. Küçükkuyu sahilinde 2012 yılında kentin ilk mübadillerinin anılması amacıyla dikilmiş bir anıt bulunmaktadır.

Mıhlı Çayı, Mıhlı Şelalesi ve Köprüsü

Ayvacık’a bağlı Küçükkuyu’dadır. Mıhlı Çayı’nın bulunduğu bölgede, su yolları ve taşları aynen muhafaza edilerek restore edilmiş eski bir değirmene Roma döneminden kalma kemerli bir köprü eşlik etmektedir. Değirmenin bir kaç km. ilerisinde bir gölet ve bu gölete akan harika Mıhlı Şelalesi bulunmaktadır.

 

Yeşilyurt Köyü

Ayvacık ilçesine 21 km uzaklıkta, Kazdağları’nın eteklerindedir. Yakındaki Nusratlı’dan çıkarılan taşlarla yapılmış evleri doğayla uyum içerisindedir.

 

Kıyı Turizmi

Ayvacık kıyı turizminde isim yapmış yerlerin başında Assos gelmektedir. Assos mavi bayraklı plajları, butik otelleri ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilere muhteşem bir tatil olanağı sunmaktadır. Kadırga koyu, Assos Liman plajı, Yeşil Liman, Koruoba Sahili, Assos Sivrice, Assos Sokakağzı, Akliman Koyu, Küçükkuyu’da turizmin gelişmesine katkıları büyük olan önemli kıyılardır.                                                                              

 

TERMAL TURİZM                                                                                                                

Küçükçetmi Kaplıcaları (Afrodit Kaplıcası)

Efsaneye göre “cüzzam hastalığına yakalanarak güzelliği kaybolan Afrodit, Tanrı Zeus tarafından yanından uzaklaştırılır. Afrodit şifa aramak için, İda Dağı’nda gezerken bir kurdun suyun çıktığı mağaraya girdiğini görür. Buradan çıkan şifalı sularda hergün yıkanan Afrodit cüzzamdan kurtularak eski güzelliğine yeniden kavuşur.”

Turizm açısından henüz çok gelişmemiş olmasına ragmen, taş ve tahtanın birarada kullanıldığı tarihi evlere sahip Küçükçetmi köyünde bulunan kaplıcalar, sağlık açısından aranılan bir yerdir. Tanrıça Afrodit Kaplıcaları’nda hamam, otel ve havuzlar bulunmaktadır. Su sıcaklığı 43°, Ph değeri 7’dir. Oksijen oranı yüksek temiz bir hava ile çam, zeytin ve meyve ağaçları arasında konaklama olanağı sunan kaplıcalar sakin, sessiz ortamlarıyla, sizlere huzur ve sağlık vaadetmektedir.

 

Ayvacık-Tuzla Kaplıcaları

2006 yılında termal turizm merkezi olarak ilan edilmiştir. Tuzla kaplıcalarında sıcak su kaynağının yanısıra çamur banyosu yapma olanağı mevcuttur.

 

Bayramiç

Çanakkale’nin güneyinde yer alan Bayramiç’in % 63’ü ormanlarla kaplıdır. Elma, zeytin, armut, badem ve şeftalisi ünlüdür. Yazları sıcak ve kurak, kışları Akdeniz iklimine göre soğuk ama yağışlı geçer.Bayramiç, doğası ve mitolojisiyle de ilçeler arasında özel bir yere sahiptir. İlk olarak Antik çağlarda yerleşilmiş olan yöre, 1308’de Karesi Beyliği, 1356 yılında Osmanlı egemenliğine girmiştir. Bu dönemde yöreye verilen, bayram yeri anlamına gelen “Bayram İçi” ismi, zamanla “Bayramiç”e dönüşmüş, 1902 yılında ilçe olmuştur.

 

ANTİK KENTLER

Skepsis

Bayramiç’in 10 km doğusundaki Kurşunlu Köyü’nün batı yamacı Skepsis harabelerinin bulunduğu alandır. Kentin mimari yapıları tamamen tahrip olmuştur.

 

Kebrene

Kebrene Bayramiç’in 14 km. güneyinde, Çaldağ olarak anılan tepenin üzerindedir. İda’ya en yakın kentlerden biridir. Kuruluşu M.Ö.7. yüzyılın ortalarına kadar gitmektedir.

 

KAZDAĞLARI

İda Kazdağı

Antik çağlarda “İda Dağı” olarak anılan Kazdağı, sık ormanları ve madenleriyle antik çağ insanının barınma ve ısınma gibi ihtiyaçlarını karşılamıştır. Kazdağı Milli Parkı’na girişler, doğal yaşamın güvenliğini sürdürebilmek için, izne tabidir. Homeros’un İliada destanıyla dünyada adını duyurmuş olan İda, eşsiz bir çeşitliliğe sahip bitki örtüsü, faunası ve kültür varlıkları ile bir dünya mirasıdır.

Kebrene, Neandreia, Gargara, Antandros, Skamandros, Skepsis İda Dağı eteklerinde kurulmuş olan antik kentlerdir. Homeros’un destanlarındaki görkemli tasvirlerden çok etkilenen bir çok seyyah İda dağını ziyaret etmiş ve dağa tırmanmıştır.

Mitolojiye göre Troia Savaşında hakemlik görevi üstlenen Gök Tanrı Zeus, savaşı İda Dağı’nın doruklarında tapınak ve sunağının da bulunduğu Gargaron zirvesinden izler.

 

Dünya’nın İlk Güzellik Yarışması

İda Dağı efsaneleri içerisinde en bilineni dünyanın ilk güzellik yarışmasına dair olanıdır. Yunanistan’daki Thetis’in düğün törenine davet edilmeyen kavga tanrıçası Eris’in masaya fırlattığı ve üzerinde “en güzeline” yazan altın elmayı paylaşamayan tanrıçalar Zeus’un hakemliğine başvururlar. Ancak Zeus, onları İda Dağı’ndaki çoban Paris’e yönlendirir. Çoban Paris’e Zeus’un buyruğunu ileten Hermes, altın elmayı ona verir. Bu sırada tanrıçalar Paris’e rüşvet teklif ederler. Athena akıl ve zeka, Hera güç vaat ederken, Afrodit dünyanın en güzel kadınının aşkını vaadeder. Paris aşkı seçerek Troia’nın sonunu hazırladığının farkında bile değildir.

 

Troia Kralı Priamos’un oğlu Paris

Paris aslında Troia kralı Priamos’un oğludur. Annesi Hekabe ona hamileyken gördüğü bir rüyada, karnından çıkan ateşler Troia’yı yakmaktadır. Kahinler bunu doğacak çocuğun Troia’nın mahvına neden olacağı şeklinde yorumlarlar. Bunun üzerine doğan çocuk, bir saray görevlisine teslim edilir ve İda Dağı’nda yok edilmesi istenir. Görevli, bebeği, vahşi hayvanların parçalayacağı düşüncesiyle dağa bırakır. Bir çoban tarafından bulunan ve büyütülen Paris ise, aslında bir prens olduğundan habersiz yakışıklı bir delikanlı olur.

İda ile ilgili Afrodite-Ankhises ve Ganymedes gibi başka mitolojik efsaneler de vardır.

Sarıkız Efsanesinden etkilenen yöre halkı her yıl ağustos ayında Sarıkız’ı ve babasını anmak için Sarıkız Tepe ve Baba Tepeye çıkarlar.

Ayazma

Bayramiç’e 23 kilometre uzaklıktaki Ayazma Kazdağı eteklerinde bulunan bir doğa harikasıdır. Mesire yeri olarak düzenlenmiş olan Ayazma’da küçük bir şelale her mevsim önündeki gölete su taşır. Her yıl Ağustos ayında mitolojik öykünün anısına Ayazma’da güzellik yarışması düzenlenir.

 

Bitki Çeşitliliği

Kazdağı, jeolojik yapısı, iklim çeşitliliği ile Önemli Bitki Alanı (ÖBA) olarak belirlenmiştir. Kazdağı’nda yaklaşık 800 takson ve 29’u yalnızca bu dağa özgü olmak üzere ülke çapında endemik ve nadir 77 bitki türü yer almaktadır.

 

OSMANLI MİRASI, DİNİ MEKANLAR

Hadımoğlu Konağı

Bayramiç’teki Hadımoğlu Konağı 17. yüzyıla ait nadir Türk evlerinden biridir. Kültür Bakanlığı tarafından restore edilerek  müze haline getirilen Konak, Bayramiç Kaymakamlığı’na tahsis edilmiştir. Giriş ücretlidir.

 

Tepe Camii (Hacı Bali Camii)

Hacı Bali Camii daha sonra Tepe Camii olarak adlandırılmıştır. 1357-1365 yılları arasında yapıldığı kabul edilen Bayramiç’in ilk camiidir.

 

Karşıyaka Camii (Cami-i Cedit) ve Taş Köprü

Bayramiç’in Mehmet Akif Sokağı’nda Tabaklar Deresi’nin kenarında yer alan  cami ve Taşköprü günümüze ulaşan en dikkat çekici yapılardandır.

 

Çarşı Camii

Çarşı Camii, Bayramiç’in en büyük camisi olup,1904 tarihinde tamamlanmıştır.   

 

Bayramiç Çeşmeleri

Bayramiç’in her köşesinde karşınıza çıkan renkli süslemeleriyle estetik görünümlü çeşmelerinden Kazdağı’nın buz gibi suları akar. Bunlar Dede Çeşmesi, Tepecik Çeşmesi, Eski Hükümet Alanı Çeşmesi, Garip Çeşme, Cami-i Cedit (Karşıyaka Camii) Çeşmesi, Pıtıreli Köyü Çeşmesi’dir

 

Külcüler Kaplıcası

Bayramiç ilçesinin 18 km. doğusunda bulunan kaplıca romatizmal rahatsızlıklar, cilt bozuklukları, nefrit, kadın hastalıkları ve solunum yolu hastalıklarına iyi gelmekte, ilerlemiş yaşlarda sağlığı güçlendirici etkileri bulunmaktadır.

 

Biga

Biga yarımadasına ismini veren ve Antik dönemde “Troas Bölgesi” olarak anılan efsanevi bölgedir. Kazdağı’ndan beslenen ünlü Kocabaş Çayı (Granikos) Biga ve çevresine hayat verir. Yörede manda yetiştirilen ve derisinden kıspet yapılan tek yerdir. Eti, köftesi ve tuzsuz beyaz peynirden yapılan peynir tatlısının ünü Biga’nın sınırlarını aşmıştır. İlçe, Büyük İskender'in kıyılarında savaştığı Biga Çayı (Kocabaş ya da Granikos) ile ikiye bölünmüştür. Sınırları içerisinde iki yakayı birleştiren iki büyük köprü ile birlikte irili ufaklı sekiz köprü bulunmaktadır. Sanılanın aksine ilçe merkezinin denize kıyısı yoktur. Biga adının su kaynağı anlamına geldiği söylenen Pigas ya da Pegai adından geldiği söylenmektedir. Karabiga'da bulunan asıl Biga'nın, büyük bir yangından sonra şimdiki yerine taşındığı, eski Biga'nın da Karabiga olarak kaldığı rivayet edilmektedir.

Biga yakınlarında Gümüşçay (Dimetoka) beldesinde ortaya çıkarılan Biga lahdi, Dede Tepe Tümülüsü’nde ortaya çıkarılan mezar odası ve bölgede gerçekleştirilen yüzey araştırmaları Biga çevresinde M.Ö. 6. yüzyıldan beri yerleşilmiş olduğunu ortaya koymuştur.

M.Ö. 334 yılında Büyük İskender ve Pers Kralı III. Darius arasındaki savaş, eski Biga olan Priapos yani Karabiga yakınlarında gerçekleşmiştir.

Bizans İmparatoru III.Andronikos ve Karesioğlu Demirhan Bey, bu sahillerdeki Bizans kasabalarına akın yapılmamasını içeren bir anlaşmayı 1328 yılında Pegae'de imzalamışlardır. Sultan I. Murad zamanında, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Biga, Cumhuriyet Dönemi’nde ilçe olarak Çanakkale'ye bağlanmıştır.

 

Çarşı Camii ve Şadırvan

Hükümet meydanında bulunan camii 15. yüzyılda Gazi Umur Bey tarafından yaptırılmış. Sarı renkli bir taştan inşa edilen cami 500 kişi almaktadır.

 

Hamdi Bey Şehitliği

Kurtuluş Savaşı yıllarında çok hareketli günlere sahne olan Biga’da yaşanan Anzavur isyanı sırasında şehit edilen subaylarımızın yanı sıra Çanakkale Savaşları sırasında tedavi edildikleri Biga hastanesinde hayatlarını kaybederek şehit olan askerlerimizin yattığı şehitlik, Namazgah semtindedir.

 

Ulu cami

Manisa Sancak Beyi Şehzade Mehmed’in (Fatih Sultan  Mehmed) Biga’da bir gece misafir kalıp, kasabanın camisi ve hamamı bulunmadığını öğrenince yapılmasını istediği, şimdiki Ulu Cami ile önceleri Belediye Hamamı denilen hamamın yapıldığı rivayet edilmektedir. Caminin ön tarafında, ince işçilikli mezar taşları ile ilgi çeken birçok mezar bulunmaktadır.

 

Biga Halim Bey Konağı Kent Müzesi                                                                         

Biga Belediyesince, 2010 yılında Kent Müzesi olarak açılmıştır. Üç katlı ahşap konakta Biga ve çevresine ait etnografik malzemeler sergilenmektedir.

 

ANTİK KENTLER

Parion Antik Kenti                                                                                              

Parion (Kemer Köyü) bir liman kentidir. Homeros’un destanlarında adı geçmez ancak antik yazarlardan Strabon, şehrin kuruluş tarihine M.Ö. 675-650 yılları olarak not düşer. Herodot ve Ksenophon da kentten bahseder. Bugün Kemer köyündeki Parion, geniş bir alana yayılmış, çoğu toprak altında kalmış kalıntıları ile dikkat çekicidir.

Priapos Antik Kenti                                                                                                      

Adını burada kutsanan tanrı Priapos’tan alan kent, Karabiga bölgesinde M.Ö. 670 yılında kurulmuştur. Karabiga beldesinde, deniz kenarındaki kalıntılarıyla dikkat çeken antik kent, şaraplarıyla ünlenmiştir.

 

TERMAL TURİZM                                                                                                                      

Biga Kırkgeçit Kaplıcaları

2005 yılında termal turizm merkezi olarak ilan edilen kaplıcalar, Biga ilçesi Ilıcabaşı Köyü mevkiindedir. İlçe merkezine 16 km. uzaklıktadır.

 

Nilüfer Gölleri                                                                                                                

Biga’nın Kalafat Köyü’nün 3 km. güneybatısındaki göl kümesine halk arasında Dubakadere (Derindere) ve Lipor adı verilmektedir. Göllerdeki nilüfer çiçeklerinin yarattığı manzaralar görülmeye değerdir.

 

Kıyı Turizmi

Kepekli köyünün alt kısımlarından başlayıp, Gürece köyünün alt kısımlarına kadar uzanan kıyılarda denize girilebilmektedir.Özellikle, Uzundere plajı ve Kemer köyü sahili en iyi plajlardandır. Karabiga yöresinde, antik bir kentin havasını soluyarak denize girip dinlenirken, çeşit çeşit deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz Ayrıca Şahmelek Koyunun büyüleyici doğal güzelliklerinin eşliğinde, masmavi denizinde kulaç atabilirsiniz.

 

Mutfak Kültürü

Biga’nın lezzetli etlerinden yapılan Biga köftesi gerçekten çok lezzetlidir. Tuzsuz peynirden yapılan ve Biga’da birkaç firma tarafından üretilerek, Türkiye’ye pazarlanan Peynir tatlısı’da Biga’ya özgü bir tattır.

 

EL SANATLARI

Kıspet Yapımı                                                                                                                   

Biga’da, geleneksel el sanatları arasında yağlı güreşlerde giyilen, (deri pantolon) kıspet yapılmaktadır. Yağlı güreşlerin dışında turistik bir obje olarak da tercih edilmektedir. 

 

Bozcaada

Çanakkale’nin iki ada ilçesinden biri olan Bozcaada, köyü olmayan tek ilçedir. Bozcaada, yaklaşık 42 km. karelik yüz ölçümüne sahiptir. En yüksek yeri 192 metre ile Göztepe’dir. Tipik Akdeniz iklimini andırmakla beraber, boğazın tam çıkışında bulunması nedeniyle kuzey rüzgarlarını fazlaca alır. Adanın 12 burnu, bu burunlar arasında da 11 koyu vardır.  Feribotla yaklaşırken adanın manzarası, kalesi ve limanıyla çok etkileyicidir. Osmanlı Döneminde bir sürgün yeri olarak da kullanılmıştır. Antik Dönem Tenedos sikkelerinde de görülen üzüm salkımı,  bağcılığın adada çok eskilere dayandığının işaretidir.

Eski adı Tenedos olan Bozcaada’nın bu adı, mitolojik bir öyküyle açıklanır.Tarihin her döneminde cazibe merkezi olan Bozcaada, Fatih Sultan Mehmed zamanında 1455-56’da Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1912 Balkan Harbi yenilgisinin ardından Yunanistan’ın kontrolüne geçmiştir. Lozan anlaşmasına kadar zor günler geçiren Bozcaada 20 Eylül 1923 tarihinde Türk yöneticileri ve emniyet kuvvetlerince teslim alınmıştır.

 

Bozcaada Kalesi

Bozcaada’ya feribotla ulaşırken tüm görkemiyle sizi karşılayan kalenin, Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminden beri kullanıldığı bilinmektedir. Ana kapısındaki tamir kitabesinden, kalenin, II. Mahmud döneminde 1816 yılında adeta yeniden yaptırıldığını anlamaktayız. Kalenin iç bölümünde Bozcaada ile ilgili tarihi ve etnografik eserlerin görülebileceği bir sergi mekanı bulunmaktadır.

Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi

Bozcaada’nın neredeyse her yerinden görülebilen bir çan kulesi bulunan, Rum Ortodoks Cemaatine ait Meryemana Kilisesi Rum mahallesinin tam ortasında yer almaktadır ve ibadete açıktır.

 

Alaybey Camii

Bozcada meydan ve kahvesinin yanındaki Alaybey Camii’nin kemerli giriş kapısının ön ve arka yüzündeki tamir kitabeleri kazınmış oldukları için tam okunamamakta, ancak arşiv çalışmaları caminin 1700’lü yılların başında Miralay Ahmet Ağa  tarafından yaptırıldığını göstermektedir. Cami duvarları kırmızı taştan inşa edilmiştir. Kare planlı, kırma çatılı ve tek minarelidir. Cami girişi kuzeydedir. Minare kuzeybatı köşede beyaz kesme taştan yapılmıştır. Caminin içinde mihrap ve pencere üstleri barok tarzda bitkisel motiflerle süslenmiştir.

Bahçesindeki hazirede (küçük mezarlık) Sultan I. Abdülhamit dönemi Osmanlı sadrazamlarından Halil Hamit Paşa’nın hazin sonuna tanıklık eden 1785 tarihli mezarı yer almaktadır. Bu hazirede isimleri belli olan toplam 14 mezar taşı bulunmaktadır.

 

Yalı (Köprülü Mehmet Paşa) Camii                                                                           

Günümüzde Yalı camii diye anılan caminin inşa kitabesi yoktur. Üzerinde yapılış tarihi 1655 olarak yer alır. Kare planlı, kırma çatılı ve tek minarelidir.

 

Bozcaada Müzesi

Bozcaada Kaymakamlığı’nın 2006 yılında tahsis ettiği tarihi binada özel bir çabayla kurulan müze Bozcaada’nın belleği olmak iddiasındadır. Müzede adanın geçmişine tanıklık eden çok sayıda belge ve obje sergilenmektedir. Küçük bir müze mağazasına da sahip olan müzede; katalog ve kartpostallar yanında adayla ilgili hatıra eşyalar satılmaktadır. Bozcaada Müzesi’ne giriş ücretlidir.

 

Bozcada Bağ Evleri

Şehir merkezinin dışında geniş bağların içinde yeralan bu taş yapılar, Bozcaadalıların yazın bağda çalışırken konakladıkları küçük ve basit yapılardır.

Bağcılık ve Şarap Kültürü                                                            

Gerek sofralık Çavuş üzümü, gerekse Karasakız ve Vasilaki gibi şaraplık üzüm çeşitleriyle ada, bağcılık sektöründe önemli yer tutmaktadır. Bozcaada’yı ziyaret edenlerin en önemli duraklarından biri, şarap fabrikalarıdır.

 

Kıyılar ve Koylar

Bozcaada her ne kadar deniz ve kıyı turizmi ile ünlenmiş bir ada olmasa da sahip olduğu kıyılar, koylar ve plajlar oldukça önemlidir. Adanın en çok bilinen plajı Ayazma’dır. Uzun kumsalı ve masmavi denizi oldukça etkileyicidir. Ayazmanın yanı sıra Habbele Koyu, Mermer Burnu ve Akvaryum koyu da oldukça ünlüdür.

Bozcaada’da Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on bir adet koy bulunmaktadır. Bu koylara adadaki dalış merkezi tarafından dalış turları düzenlenmektedir.

 

Ekoturizm

Doğayı tahrip etmeden yerel halka katlı sağlamayı hedefleyen ve kültürüne saygılı ekoturizm anlayışı Bozcaada’da turizmin gelişiminde etkin bir rol oynamaktadır.

 

Mutfak Kültürü

Bozcaada’nın yüzyıllar boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olmasının etkileri, mutfağına da yansımıştır. Ada mutfağında deniz ürünleri, zeytinyağlılar ve üzümün üstünlüğü tartışılmaz. Rum ve Türk mutfakları harmanlanmış haliyle sofralara lezzet katmaktadır. Ada mutfağından birkaç örnek; Asma yaprağında sardalya, domates reçeli ve ısırgan çullaması ada mutfağı denildiğinde ilk akla gelen örneklerdendir.

 

Çan

Çan ilçesinin 1 beldesi ve 67 köyü vardır. Karakoca Ovası, Bahadırlı Ovası, Helvacı Ovası en önemli ovalarıdır. İlçenin tek akarsuyu olan Kocabaş Çayı (Granikos) 90 km. uzunluğundadır. Tarihi kaynaklarda Çan’ın şimdi bulunduğu yerde Gergithes adına rastlanmaktadır. 1999 yılında bulunan Çan Lahdi, yerleşimin, M.Ö.4. yüzyıla uzandığını göstermektedir. Ondördüncü yüzyılın ortalarında Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1945 yılında Biga ilçesinden ayrılarak Çanakkale iline bağlanmıştır.

 

Çingentepe Tümülüsü - Lahit

Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen görkemli boyalı lahit Çan İlçesi’nin doğusunda, Altıkulaç köyünün sınırları içindeki Çingenetepe Tümülüsü’nde bulunmuştur. Tümülüs, Çan İlçe Merkezi’nin yaklaşık 10 km. kuzeydoğusunda bulunan Çan-Biga yolunun yaklaşık 2 km. kuzeyinde, Granikos vadisine hakim bir tepe üzerindedir. Lahit, bozulmadan günümüze ulaşan boyalarıyla da yoğun ilgi görmektedir.

 

Çan Seramikleri

19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında kalitelerinde bir düşüş yaşanan Çanakkale seramikleri tarihsel süreçte koleksiyonerlerin ve müzelerin ilgi odağı olmayı sürdürmektedir. Çanakkale seramiklerinin tarihsel serüvenini yansıtacak koleksiyonlardan birisi Antalya Kaleiçindeki Suna-İnan Kıraç Müzesindedir.

 

Çanakkale Seramik Fabrikaları

Çan’ın önemli değerlerinden birisi de 1957 yılında kurulan Çanakkale Seramik Fabrikalarıdır. Çan Termik Santrali de bölgedeki önemli sanayi kuruluşlarındandır. Bu fabrikalar sayesinde Çan, Çanakkalenin diğer ilçelerinden farklı olarak, günümüzde bir sanayi merkezine dönüşmüş, ilçenin ekonomisi de bunun üzerine şekillenmiştir. Bugün Çanakkale Seramik Fabrikaları Türkiye’nin en büyük ve en köklü seramik fabrikalarıdır.

 

Çan Yöresi Hammaddeleri           

İlçede, özellikle seramik sanayisinin önemli hammaddeleri olan kaolin, kuvars, kil ve feldspat yatakları vardır. Bunların büyük bölümü Çan Seramik Fabrikaları tarafından kullanılmaktadır. Türkiye’nin en önemli kömür yataklarından birine sahiptir.

 

Termal Turizm

Kaplıcalar Çan’ın turizm açısından en önemli değerleri arasındadır. Uluslararası ağda yer alabilecek nitelikteki kaplıcaların termal turizm açısından önemsenen su özelliklerine sahip olması ve tesislerin uluslararası standartlara ulaşmasıyla, sağlıklı yaşam desteği ve şifa arayanlara hizmet etmektedir.

 

Çan Kaplıcası

Çan kaplıcası, günübirlik banyolar, termal havuzlar, SPA merkezi, saunalar, spor salonunun yanı sıra konaklama, toplantı ve yiyecek içecek olanakları da sunmaktadır. Çan Belediyesi tarafından işletilen Termal Otel, ilçenin merkezindedir.

Bardakçılar Dağ Kaplıcası

İki çeşit termal su kaynağına sahip olan Terzialan Beldesi’ndeki kaplıcada, havuzlara yosunlu su, odalara ise kükürtlü su verilmektedir. 52 derece sıcaklığa sahip olan termal suyun, özellikle romatizmal hastalıklara ve cilt hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Kaplıca, çam meşe ve çınar ağaçlarının içinde doğal bir ortamda bulunmaktadır.

 

Tepeköy Kaplıcası

Çan'a 26 kilometre uzaklıkta Etili bucağına bağlı Tepeköy Kaplıcası 2006 yılında, Termal Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. Karaılıca adıyla bilinen kükürtlü bir kaplıcadır. Ilıcada 20 yataklı bir otel ile kum banyo ve havuzları bulunmaktadır. Suları kükürtlü hidrojence zengin olup, sodyum ve kalsiyum katyonları ile sülfat anyonları fazlaca bulunmaktadır. Suların sıcaklıkları 39 derece ile 48,7 derece arasında değişmektedir.

 

Gençlik Turizmi

Uluslararası gençlik kampları, Kazdağları’nın sunduğu doğal avantaj ve güzellikler değerlendirilmek suretiyle, ülke tanıtımına da katkıda bulunacaktır. İlçenin termal turizmde son yıllarda kazandığı başarısına, gençlere yönelik kamp alanlarının belirlenmesi ile farklı bir turizm destinasyonu eklenmiş olacaktır.

 

KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ

Doğa Yürüşü

Terzialan Dağcılık Kulübü ve Terzialan Belediyesi’nin işbirliğinde her yıl mayıs ayında Kocaçınarlar bölgesine geniş katılımlı bir doğa yürüyüşü yapılmaktadır. Profesyonel sporcular ve halkın birlikte katıldığı yürüyüşün ardından, Kocaçınarlar’da kültür ve sanat etkinlikleri düzenlenmekte, katılımcılara yerel tatlardan bulgur pilavı ve ayran ikram edilmektedir.

 

Hayvan ve Emtia Panayırı

Çan Belediyesince her yıl Eylül ayının ilk haftasında üç gün süren bir panayır düzenlenmektedir. Panayır ilçeye ekonomik ve görsel hareketlilik getirmekte, civar köylerden ve dışarıdan gelen misafirlerle renklenmektedir.

 

El Sanatları

Seramikte fabrikalaşmaya gidilmiş olsa da, halı, kilim dokumacılığı ile diğer el dokumacılığı sınırlı da olsa sürdürülmektedir.

 

Mutfak Kültürü

Çanakkale yemek kültürünün lezzetlerini Çan mutfağında da görmekteyiz. Özellikle muhacir köylerindeki mutfak kültürü, yörede sıklıkla karşılaşılan lezzetleri oluşturmaktadır. Etli-sütlü çorbası, değişik sebze ve meyve turşuları ilçenin bilinen tatlarıdır. Özellikle yörede yetişen olgunlaşmamış ahlattan, fıçılarda yapılan ahlat turşusu meşhurdur.

 

Eceabat

Gelibolu Yarımadası’nın batı ucunda, Avrupa yakasında yer alır. 490 km² yüz ölçümü ve 12 köyü olan şirin bir ilçedir. Anafartalar ve Ece ovaları başlıca düzlük alanlarıdır. Kış mevsimi yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçer. Eceabat çok sayıdaki tuğla ocaklarıyla bir dönem Çanakkale’nin tuğla ihtiyacını karşılamıştır. Çanakkale seramikleri üretimi açısından önemli bir merkezdir. Çanakkale’den feribotla Avrupa yakasına geçerken manzara büyüleyicidir. Sizi “DUR YOLCU” yazısı karşılar. Eceabat İskelesi yerleşimin nabzı gibidir. Kilise Tepesinde 2010 yılında başlatılan arkeolojik kazılardan Eceabat’ın en erken tarihi hakkında edinilen bilgiler, bize Tunç çağı olarak adlandırılan M.Ö. 3000 yıllarında burada yerleşimin var olduğunu göstermiştir. 1926 yılında Gelibolu’nun İlçe haline getirilmesi ile her ikisi birden Çanakkale iline bağlanmıştır.

 

ANTİK KENTLER

Sestos

Akbaş Limanı’nın hemen üzerinde ve Eceabat’a 4 km. uzaklıkta olup Yalova Köyü sınırları içindedir. Şehir M.Ö. 650 yıllarında Aioller tarafından bir Yunan kolonisi olarak kurulmuş ve değişik toplulukların egemenliğinde kalmıştır.

 

Kilisetepe/Maydos Yerleşimi

İlçenin ortasındaki Kilisetepe Höyüğünde 2010 yılından bu yana arkeolojik kazılar sürdürülmektedir. Tüm buluntular Kilisetepe'nin Gelibolu Yarımadası'nın en büyük Erken Tunç Çağı yerleşimi olduğunu göstermektedir.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı                                            

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Gelibolu adını taşısa da Eceabat ilçesi sınırları içindedir. Yarımadanın güney ucunda, Eceabat ilçesinin hemen hemen tamamını kapsayan ve Çanakkale Boğazı'nın Avrupa yakasında 33.000 hektara yayılan büyük bir parktır. 1973'te kurulmuş olup, B.M.Milli Parklar ve Koruma Alanları listesinde yer almaktadır.

Birinci Dünya Savaşı Çanakkale deniz ve kara muharebelerinin yapıldığı yerler, Gelibolu Yarımadası içerisindedir. Batık gemiler, toplar, siperler, kaleler, burçlardan ve savaşla ilgili yüzlerce başka kalıntıdan oluşan geniş bir yelpazenin yanı sıra, 60.000'i aşan Türk şehidinin, 250.000'i aşan Avustralya, Yeni Zelanda, İngiliz ve Fransız askerlerinin savaş mezarları ve anıtları buradadır.

Muharebe alanları, savaş mezarları, anıtlar ve savaşla ilgili kalıntılar "Tarihi Sit Alanı" ve "Kültürel Varlık" olarak tescil edilmiştir. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nı en iyi şekilde gezebilmek için Eceabat İlçesi’ni başlangıç kabul etmemiz gerekir.

 

Kilitbahir Köyü

Kilitbahir Köyü Çanakkale Boğazı’nın en dar yerinde kurulmuş bir kıyı yerleşmesidir. Burada bulunan Fatih Camii, Cahidi Sultan Camii, Tabib Hasan Paşa Camii, iki hamam kalıntısı, çok sayıda çeşme ve konut geçmişten günümüze ulaşmış kültür varlıklarıdır. Havuzlar yolu üzerinde harap durumda bir Uşşaki Dergahı da yer almaktadır. Köyde, her köşe başında karşılaşacağınız çeşmelerin çokluğu insanı şaşırtır. Cahidi Sultan Külliyesi’nin kurucusu Edirne doğumlu olup, asıl adı Ahmet’tir. Daha sonra kendi kurduğu tarikatın adı olan Cahidi adını almıştır. Eceabat’ın Kilitbahir Köyü’ne yerleşip, kendi tarikatını ve tekkesini kurmuştur. Ahmet Cahidi Efendi 1659 tarihinde ölmüş ve buraya defnedilmiştir.

KALELER VE TABYALAR

Kilitbahir Kalesi

1462-63 yılında Boğazın, dolayısıyla İstanbul’un güvenliği için Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Mimari kurgusuyla Osmanlı kaleleri içinde farklı bir yere sahiptir. Kale I. Dünya Savaşı’nda kullanılmıştır. Sarı Kule’nin içinde bulunan ressam Mehmet Ali Laga’nın elinden çıkmış renkli boğaz haritası bu savaş sırasında yapılmıştır.

 

Seddülbahir Kalesi

1659 yılında Çanakkale Boğazı’nın Ege denizine açılan kısmında karşılıklı olarak inşa edilen iki kaleden Avrupa yakasındakine (Denizin Seddi) Seddülbahir Kalesi denmiştir.Bu kaleler konumları dolayısıyla 1660’lardan sonra Osmanlı ordusunun boğaz savunmasında önemli bir rol oynamıştır.                

 

Bigalı Kalesi

Nara Kalesi karşısındaki Bigalı Kalesi 1820 yılında tamamlanmıştır. Eceabat-Gelibolu karayolu üzerinde, deniz kıyısında yer almaktadır.

 

Namazgah Tabyası

Kilitbahir Kalesinin güneydoğusunda bulunan Namazgah tabyası 1770’lerde Sultan Abdülaziz döneminde yaptırılmıştır. 1960 yılına kadar askeri amaçla kullanılmıştır. Restore edilerek 2007 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır.

 

Mecidiye Tabyası

Mecidiye şehitliğini de barındıran Mecidiye Namazgah Tabyası’ndan 200 m. güneydedir. Seyit Onbaşı’nın, 18 Mart 1915 günü bataryadaki topun mekanizması bozulunca top mermisini kaldırıp, Ocean gemisini dümen tertibatından yaraladığı tabya burasıdır.

 

Bigalı Atatürk Evi Müzesi

Yarbay Mustafa Kemal, komutasındaki 19. Tümen 25 Şubat 1915’te Çanakkale muharebelerine katılmak üzere Eceabat’a geldiğinde, 19 Nisan 1915’te tümen karargahını Eceabat’tan Bigalı (Boğalı) köyüne taşıyarak burada bir köy evini karargah yapmıştır. Bu ev 1973 yılında müze olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır. Mustafa Kemal’e ait şahsi eşyalar ve üniformalar sergilenmektedir.

KIYI TURİZMİ

Hem Ege'ye hem de Çanakkale Boğazı'na kıyısı bulunan Eceabat'ın keşfedilmeye ve görülmeye değer birçok doğal plajı ve kumsalı vardır.

 

Kabatepe Orman Kampı

Eceabat’ın Ege kıyısında bulunan muhteşem çam ormanlarının evsahipliği yaptığı Kabatepe Orman Kampında, kendi veya kiraladığınız çadırınızla konaklayabilirsiniz. Karavanıyla yolculuk edenlere de konaklamak çok iyi bir seçenek sunmaktadır. Kabatepe Orman Kampı'nda market, lokanta, banyo ve tuvaletler de bulunmaktadır.

 

Küçük Anafartalar Köyü Sahili

Köyün sahili, balıklarla beraber yüzebileceğiniz berraklıktaki denizin farklı tonlarıyla, rüzgar ve dalgaların kayalarda yarattığı şekillerle sizi kendisine hayran bırakacak güzelliktedir.

 

Küçük Kemikli Burnu

Özellikle dalış yapmak isteyenlerin tercih edebilecekleri, biyolojik çeşitliliği ve güzel manzarası ile Eceabat’ın doğal güzelliklerinden biridir.

 

Suvla Koyu

Büyük ve Küçük Kemikli Burnu arasında, Çanakkale Savaşlarından kalan batıkların bulunduğu koy, dalış yapanlar için özellikli yerlerdendir.

 

Büyük Kemikli Burnu

Sakin ve tertemiz suları tercih edenleri ve su altı dalışı yapanları kendine çeken, doğallığını koruyarak günümüze ulaşmış eşsiz koylardandır.  

 

Bakkal Salim Müzesi                                                                                                     

Alçıtepe Köyü'nde bulunan Bakkal Salim Müzesi, Çanakkale Savaşı'ndan geriye kalan tüm materyalleri çocukluğundan beri toplayıp hurdacıya satan ve sonrasında bu bölgede bir bakkal dükkanı açan Salim Mutlu'ya aittir. Müzenin kuruluşu, köy halkının da bulduğu tüm parçaları Bakkal Salim Mutlu'ya vermeleriyle sağlanmıştır.

 

Mutfak Kültürü                                                                                                         

Eceabat mutfağı da Çanakkale yöresel mutfağına benzer özellikler taşımaktadır.En bilinen tatlar arasında peynirli patlıcan, katmer, simit lokumu, çörek ekmeği, pirehu, tarhanalı patlıcan, peynir helvası ve mafiş ön plana çıkmaktadır.

 

Ezine

Eski Menderes Çay’ının suladığı ovalık kesimde yer alır. Menderes Çayı, Kazdağlarının kuzey yamaçlarından doğar, Ezine ovasını suladıktan sonra ilçenin kuzey-batı istikametinde Çanakkale Boğazı’na dökülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık ve yağışlıdır. 37 km'lik bir sahil şeridine sahiptir. İlçeye Geyikli beldesi ve 50 köy bağlıdır.

Ezine sınırlarındaki Neandria, Arkaik ve Klasik dönemlerde; Aleksandria Troas ise Hellenistik ve Roma Dönemlerinde yerleşilmiştir. Ezine’de Türk Döneminin kuruluşu, Danişmentoğulları’na rastlamaktadır. Yöreye gelen Türk beylerinin toplu halde Cuma namazı kılmaları için yapılan Ulu Cami’nin asıl adının Cuma Camii olduğu ve “Cuma” kelimesinin Farsça karşılığının ise “Azine” olması nedeniyle, kentin adının “Ezine” olarak söylenegeldiğine yönelik bir rivayet vardır. Osmanlı Devleti’nin kurulmasından sonra ilk yıllarında 1. Murad’ın, 1361 yılında da Ermiş Dursun Bey’in, Karesi Beyliği’nin idaresine son vermesinden sonra, Ezine ve çevresi Osmanlı topraklarına katılmıştır. Önceleri Biga Sancağına bağlı iken 1886 yılında ilçe olmuştur. Sahil kesimindeki geniş alanlar zeytin ağaçları ile kaplı olduğundan, yüksek oranlarda zeytin üretimi yapılmaktadır. Ezine, peyniriyle akıllarda yer etmiş ve marka olmuş bir ilçedir. Bozcaada ile deniz ulaşımının sağlandığı liman olması açısından önemlidir.      

 

ANTİK KENTLER

Aleksandria Troas Antik Kenti

M.Ö. 4. yüzyılın sonlarında tek gözlü Antigonos tarafından Antigoneia adıyla kurulmuştur. Kısa bir süre sonra M.Ö. 3. yüzyılın başlarında Makedon Lysimakhos tarafından Aleksandria Troas adıyla tekrar kurulmuştur. şehir kurulurken, etrafında yeralan Gargara, Hamaksitos, Neandria, Kolonai, Larisa, Kebren ve Skepsis kentlerinin halkları buraya yerleştirilmiştir. Aleksandria Troas, kapsadığı şehiralanıyla Anadolu’nun en büyük kentlerinden biridir. Alexandria Troas’ın simgesi olan Herodes Attikus Hamamının cephesi yaklaşık 100 m. olup, Anadolu’da bugüne değin bilinen en büyük hamam yapısıdır.

Neandria Antik Kenti

Neandria, Yavaşlar Köyü yakınlarında denizden 500 m. yüksekteki Çığrı Dağı’nın zirvesindedir. Neandria’nın geçmişten günümüze oldukça sağlam kalarak ulaşmış devasa surları çok etkileyicidir. Kent halkının, M.Ö. 310 yılında yeni inşa edilen Aleksandria Troas’a göç ettirilmesiyle buradaki yaşam sona ermiştir.

 

TÜRK DÖNEMİ ESERLERİ                                                                             

Cezayirli Hasan Paşa Köşkü

Üvecik ve Mahmudiye köyleri arasında Yerkesiği mevkiindedir. Cezayirli Hasan Paşa çiftliğinden geriye kalan kasır şeklinde bir kuledir. Paşanın av köşkü olduğu da söylenir. 1785 yıllarında yapılmıştır.

Abdurrahman (Ulu) Camii

Camii Kebir mahallesinde yer alan Ulu Camii en erken dönem Osmanlı camilerindendir. Caminin inşa kitabesi yoktur. 1310’da Danişmentli Abdurrahman Bey tarafından yaptırıldığı kabul edilir.

 

Seferşah Camii ve Hamamı

Seferşah Camiinin XIV. yy’da Yıldırım Beyazıt döneminde yapıldığı söylenir.Bu küçücük caminin yanındaki çifte hamam ilgi çekicidir. Kadınlar ve Erkekler bölümleriyle günümüzde halen kullanılmaktadır.

 

Kemallı Köyü Asılhanbey Camii ve Hamamı

Kemallı Köyünde cami, hamam ve türbeden oluşan bir külliye yer alır. Sultan I. Murad Döneminde Kemal Bey’in oğlu Aslıhan Bey’in 1328’de yaptırdığı cami oldukça yüksektir. Köyde ayrıca Kemal Bey’in yaptırdığı, harap vaziyetteki hamam ve çeşmelerde dikkat çekicidir. Caminin kuzeyinde ise türbe yer alır.

 

Koçali ve Kestanbol Antik Sütun Ocakları

Koçali ve Kestanbol Kayacık civarındaki yerde yatan devasa granit sütunlar görenleri şaşkınlığa uğratır. Buraların Roma döneminde sütün çıkartılan ocaklar olduğu ve son siparişlerinde bir nedenle yerlerine ulaştırılamadığı anlaşılır. Sütunların boyları 12 m. çapları ise 160 cm.dir.

 

Kumkale Kalesi

Boğazın savunması için Çanakkale Boğazı’nın Ege denizine açılan kısmında karşılıklı olarak inşa edilen iki kaleden birisi olup Anadolu yakasındakine Kumkale denmiştir. Yapımı 1660 yılında tamamlanmıştır.

TERMAL TURİZM                                                                                                               

Kestanbol Kaplıcası

Geçmişten bugüne insanlığa şifa dağıtan Kestanbol Kaplıcasının suyu 73 derece olup, suyunun içerisinde kalsiyum ve demir bulunmaktadır. Kestanbol yöresi, Jeolojik yapısı nedeniyle suyunda,havasında ve toprağında da yeterli düzeyde radyoaktivite içermektedir. Ezine ilçesine 18 kilometre uzaklıkta olan Kestanbol Kaplıcasında konaklama ve yiyecek içecek tesisleri bulunmaktadır.

 

Alakeçili Kaplıcası

Ezine ilçesine 25 kilometre mesafede Kestanbol ve Tuzla kaplıcalarının yakınlarında bulunmaktadır. Suyun karıştığı çamur yörede yara kapatan olarak bilinmektedir.

 

KIYI TURİZMİ

Mavra Adası                                                                                                                 

Ezine’nin en çarpıcı doğal güzelliklerinden biri de Mavra Adası’dır. Özellikle dalış yapanların tercih ettiği ada, doğal güzelliği ile ziyaretçileri etkilemektedir.                   

 

Dalyan                                                                                                                             

Dalyan, keşfedilmemiş doğa harikası küçük bir balıkçı köyüdür. Bozcaada’ya bakan güzel uzun kumsalı ve temiz denizi ile cezbedicidir.                                             

 

Kumburun                                                                                                                     

Temiz masmavi suyu ve koyları ile etkileyici güzellikteki Kumburun, konaklama ve yiyecek içecek tesisleri ile alternatif turizm alanlarındandır.                                              

 

Tavaklı                                                                                                                            

Ezine’ye 24 km uzaklıkta. Köyün plajının doğal yapısı bozulmamıştır ve çok temiz bir denizi bulunmaktadır. Tavaklı İskelesi adıyla anılan köyün plaj alanında ihtiyaca cevap verecek sadece birkaç otel ve restaurant bulunmaktadır.                                    

 

Geyikli                                                                                                                    

Uzun, ince kumlarla kaplı uzun kumsallarıyla, temiz deniziyle ve “Eyvah Eyvah” filminin çekildiği yer olarak son yıllarda popülerliğini artırmıştır.

 

Ezine Peyniri

Kendine has tadı ve kokusuyla Ezine’ye gelen ziyaretçilerin almadan geçemeyecekleri ürünlerdendir. Ezine peynirini bu kadar ünlü ve farklı kılan, sütün elde edildiği hayvanların bulunduğu bölge, beslenme şekilleri, üretim süreci ve bekletilme süresidir.

 

Gelibolu

Çanakkale Boğazı’nın başladığı yerde kurulan Gelibolu’nun, Saroz Körfezi kıyıları tamamen temiz kumsallardan oluşmaktadır. Korudağı’ndan doğan Kavak Çayı, bu bölgeyi sulayan tek hayat kaynağıdır.

Kente ve yarımadaya isim babalığı yapan antik kentin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olmamakla beraber, şimdiki ilçe toprakları üzerinde kurulmuş olan Gallipolis olduğu bilinmektedir.Gallipolis ismi Gazi Süleyman Paşa’nın 1354 yılında bu bölgeyi fethetmesinden sonra “Gelibolu” olarak kullanılmağa başlanmıştır. Antik dönemde Khersonesos olarak bilinen yarımadanın adı da, zaman içinde Gelibolu Yarımadası’na dönüşmüştür. Avrupa’ya geçmek isteyen Türkler için, eşi bulunmaz bir köprü vazifesi gören Gelibolu, Osmanlı Devletinin deniz üssü haline gelmiş, burada bir tersane inşa edilmiş, böylece Osmanlı’nın Akdeniz’e açılan kapısı olmuştur. 1923 yılında il olan Gelibolu, 1926 yılında Çanakkale’ye bağlı bir ilçe merkezi durumuna getirilmiştir. 1915 yılında I.Dünya Savaşının en kanlı cephesi olan Çanakkale Savaşları Gelibolu’nun hemen yanında cereyan etmiştir.

Gelibolu; Kırım Savaşı öncesi binlerce Fransız askerinin ve Bolşevik İhtilalinden sonra ülkelerinden kaçan Rus Wrangel Ordusu askerlerinin de ağırlandığı bir vatan parçasıdır.

İlçedeki konserve fabrikalarında üretilen ürünler Avrupa’da isim yapmıştır. Deniz ve karayolu ile kavşak noktasında olan Gelibolu’nun geleceği turizme bağlıdır.

 

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı     

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Gelibolu adını taşısa da Eceabat sınırları içindedir. Gelibolu Yarımadası’nın güney ucunda, Eceabat ilçesinin hemen hemen tamamını kapsayan ve Çanakkale Boğazı'nın Avrupa yakasında 33.000 hektar üzerine 1973 yılında kurulmuş olan büyük bir parktır. Birleşmiş Milletler Milli Parklar ve Koruma Alanları listesinde yer almaktadır. Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Deniz ve Kara Muharebelerinin yapıldığı yerler Gelibolu Yarımadası içerisindedir. Batık gemiler, toplar, siperler, kaleler ve burçlardan ve savaşla ilgili yüzlerce başka kalıntıdan oluşan geniş bir yelpazenin yanı sıra 60.000'i aşan Türk şehidinin ve yine 250.000'i aşan Avustralya, Yeni Zelanda, İngiliz ve Fransız askerlerinin savaş mezarları ve anıtları buradadır.Muharebe alanları, savaş mezarları, anıtlar ve savaşla ilgili kalıntılar "Tarihi Sit Alanı" ve "Kültürel Varlık" olarak tescil edilmiştir. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nı en iyi şekilde gezebilmek için Eceabat İlçesi’ni başlangıç kabul etmemiz gerekir.

 

Gelibolu ve Çevresindeki Türk Eserleri          

Gelibolu’da Osmanlı Dönemine ait pek çok mimari yapı bulunmaktadır. Türbe ve yatırların yanısıra hamamlar da oldukça fazla sayıdadır. Gelibolu’da Osmanlı Kültürü’nü yansıtan önemli eserlerden günümüze kadar ulaşanlar arasında I.Murad döneminde yaptırılan Ulu Cami (Cami-i Kebir), Bolayır’daki Gazi Süleyman Paşa Camii ve Türbesi, Çimpe Kalesi, Baruthane, İç Liman, Fransız Mezarlığı, Fener Kayalığındaki Azepler Namazgahı, Yazıcızade Camii ve Türbesi, Saruca Paşa Türbesi ve Hamamı, Sofuca Halil Mescidi, Ahmed-i Bican Türbesi, Kasapoğlu Hamamı, Namık Kemal’in Mezarı, Sinan Paşa Türbesi, Emir Ali Baba Türbesi, Bayraklı Baba, Çilehane, Kalafat Mehmet Paşa Mezarı, Hallacı Mansur Türbesi ve dünyanın en büyük Mevlevihanesi bulunmaktadır.

 

Gelibolu Tersanesi Piri Reis Müzesi

Günümüzde deniz kıyısında kalıntıları görülen Gelibolu Kalesi Bizans Döneminde 681’den 717 yılına kadar süren Arap akınları sırasında, Gelibolu’nun korunması için 711 yılında yaptırılmıştır. Daha sonra Osmanlılar döneminde onarılmıştır. Piri Reisi Müzesi’ne evsahipliği yapmaktadır. Müzede, Gelibolulu olduğu bilinen ünlü denizciyi tasvir eden büstler, tablolar ve haritaları yer almaktadır.

Azaplar Namazgahı

Fener Meydanında bir açık hava camii olan namazgah, 1407 yılında Hacı Paşaoğlu İskender Bey tarafından inşa edilmiştir. Askerlerinin sefere çıkacakları zaman toplu halde burada namaz kıldıkları varsayılmaktadır.

 

Gelibolu Mevlevihanesi

17. yüzyılda kurulan mevlevihane çeşitli dönemlerde onarımlar görmüş, 1899- 1900 yıllarında Sultan II. Abdülhamid Dönemi‘nde yeniden inşa edilmiştir. 1920’de Yunan işgalinde cephanelik olarak kullanılmış ve tahrip olmuştur. Restorasyonu tamamlandıktan sonraki son görünümüyle eklektik bir üslubu yansıtır. Plan bakımından Galata Mevlevihane’sine benzemektedir. Günümüzde hem en geniş araziye hem de en büyük Semahane’ye sahip olan dünyanın en büyük Mevlevihane’si olarak mevlevi törenlerine evsahipliği yapmaktadır.

 

Gazi Süleyman Paşa Camii (Ulu Camii)

1385’te Sultan Murad Hüdavendigar tarafından yaptırılmıştır. Ulu Camii’nde kılınan Cuma namazlarında imam hutbeye elinde kılıç ile çıkmakta, bunun Süleyman Paşa’nın fetihlerini anmak adına yapılagelen bir gelenek olduğu söylenmektedir.

 

Kasaboğlu Ali Bey Hamamı

Has Ahmet mahallesinde Altıyol caddesinde, II. Murad döneminden kalma küçük bir yapıdır. Tek hamam planında olup bir göbek taşıyla, iki halvetten oluşmaktadır.

 

Saruca Paşa Hamamı (Paşa Hamamı)

Alaettin mahallesinde Karaman semtinde yer alan çifte hamam planındaki yapı, II.Murad dönemi eserlerindendir.

GELİBOLU TÜRBELERİ

Gelibolu, bünyesinde barındırdığı çok sayıda türbe sebebiyle Türbeler Şehri ünvanını hak etmektedir. Bu türbelerin bir kısmının denizcilere ait olması da ayrıca dikkate değerdir. Bazı türbeler anıtsal birer yapı iken, bazıları daha sadedir. Bu türbelerin en bilinenleri: Bolayır Gazi Süleyman Paşa Türbesi , Hallac-ı Mansur Türbesi, Kaptan-ı Derya Saruca Paşa (?-1454) Anıt Mezarı, Sinan Paşa Türbesi, Kalender Baba (?-1384) Türbesi,Bayraklı Baba (?-1410) Anıt Mezarı , Çilehane, Ece Bey Türbesi ve Karainebeyli Köyü, Kalafat Mehmet Paşa (?-1793) Mezarı,Kaptan-ı Derya Emir Ali Baba Anıt Mezarı, Kaptan-ı Derya Hüsamettin Paşa Mezarı, Kaptan-ı Derya Güzelce Kasım Paşa Mezarı, Hüseyin Becce Gazi Mezarı, Alaettin Kalfa Türbesi, Hocahamza Türbesi, Fransız Mezarlığı, Namık Kemal’in Mezarı’dır.     

 

Kıyı Turizmi

Gelibolu son yıllarda sakin ve huzurlu tatil yapmak isteyenlerin olduğu kadar sualtı dalış, rüzgar sörfü ve kite sörf gibi, özel ilgi alanları olan katılımcıların da başlıca uğrak yerlerinden birisidir. Bakir koy ve plajları Saros Körfezi, Kömür Limanı, Bebek Kayalıkları, Hamza Koy, Güneyli Köyü Gelibolu Deniz Feneridir.

 

Mutfak Kültürü

Gelibolu, deniz ürünleriyle ünlüdür. Bunların arasında sardalya ilk sırayı almaktadır. Sardalya kebabı, tuzlu sardalya, sardalya konservesi çeşitleri gibi, sardalyanın çok çeşitli kullanımı söz konusudur. Peynir helvası, Gelibolu lokumu, Mevlevi tatlısı, süt tarhanası, simit lokumu, tavuklu mantı, akıtma, lakerda ve balık çorbası Gelibolu’da rastlayacağınız enfes tatlardandır.

 

Gökçeada

Antik adı İmbros (İmroz) olan ilçe, 1970 yılında Gökçeada adını almıştır. Türkiye’nin en büyük adasıdır. Kıyı şeridinin uzunluğu yaklaşık 95 km. olan adada 5 gölet bulunmaktadır.Su kaynaklarının çokluğu bakımından dünyanın dördüncü adasıdır. Yılın büyük bir bölümü rüzgar alan adanın coğrafi yapısı çevre adalardan oldukça farklıdır.

Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesinin ardından, Homeros’un yazdığı destanlarda adı geçen kentin bulunduğu Gökçeada 1455 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. 1912 Balkan Harbi yenilgisinin ardından Yunanistan’ın kontrolüne geçen ada, 1923’ te Lozan Antlaşması’ndan sonra tekrar Türkiye’ye bağlanmıştır.

Gökçeada Osmanlı Mimarlık EserleriYaklaşık 500 yıl Osmanlı idaresinde kalmasına rağmen Gökçeada’da rastladığımız Osmanlı eserleri gayet az sayıdadır. Yapılan çalışmalarda Osmanlı Dönemi’nden günümüze sadece 1 cami, 4 çamaşırhane, 1 çeşme ve 1 mezar taşının ulaştığı tespit edilmiştir. Adadaki tek Osmanlı camisi Çınarlı Mahallesi’nde yer alan bugünkü Merkez Camii’dir. Kitabeleri incelendiğinde Osmanlı Dönemi’nde yaptırıldıkları anlaşılan çamaşırhaneler; Çınarlı, Fatih ve Yeni mahallede yer almaktadır.

 

Gökçeada Rum Köyleri                                                                            

Dereköy, Kale Köy, Tepeköy, Zeytinli, Eski Bademli olmak üzere adada 5 Rum köyü vardır. Kentsel sit alanı olan bu köylerin mimari dokusu koruma altındadır.

Organik Tarım Adası

Geçtiğimiz yıllarda hayata geçirilen Gökçeada Organik Tarım Projesi ile bağcılık, zeytincilik ve arıcılık gibi tarıma dayalı üretimle geçimini sağlayan küçük üreticilerin organik tarıma yönlendirilmesiyle adada ekonomik yaşam farklı alternatiflerle renklenmeye başlamıştır. Gökçeada, İtalya’da oluşturulan ve sakin şehir anlamına gelen “cittaslow”ağı kapsamına dahil olarak 2011 yılı Haziran ayında almış olduğu Cittaslow ünvanı ile dünyanın ilk ve tek “Cittaslow adası” olmuştur.

 

Bağcılık ve Şarap Kültürü

M.Ö. 2900 yıllarından günümüze değin bağcılık yapılmış olan Gökçeada’nın şaraplık üzümlerinin en meşhur olanları Kalabaki, Vasilaki ve Mavropali’dir. Geçmişte her ailenin bir bağının bulunduğu ve kendi şaraplarının üretildiği adada günümüzde de bağcılık yapılmaktadır. “Kız kökten, şarap küpten alınır” atasözünün geçmişinde, adada doğan her kız çocuğu için bir küp şarap doldurularak mühürlenmesi ve düğününde açılarak ikram edilmesinin yattığı anlatılmaktadır.

Yerel Market (Earth Markets) doğal ürünler felsefesine uyan yerel üretimi ve ürünleri destekleyen çiftçilerin uluslararası ağıdır. Yıl boyunca her pazar düzenlenen ‘Çiftçilerin Pazarı’ adalıların ve adayı ziyaret edenlerin buluşma yeridir.

 

Mutfak Kültürü

Gökçeada mutfağı geleneksel yaşam biçiminin bir yansıması olarak Türk ve Rum mutfaklarının karışımını sofralara taşıyan doğal, yalın ve özgün tatlar içermektedir. Özellikle peynir, ekmek, zeytinyağı ve şarap kullanımı yörede bir ritüel olarak algılanır. Adaya özgü yöntemlerle pişirilen oğlak ya da kuzu fırın adanın sunduğu önemli tatlardan birisidir.

Balık, adalıların yemek kültüründe büyük yer kaplar. İşi o kadar ileri götürmüşlerdir ki, bamyayla Sarpa balığı pişirip, balığın tadını koruyacak kadar mahirdirler. Zeytinyağlı ahtapot-yahnisi, ıspanaklı kalamar, fırında patatesli balık, sarımsaklı limonlu kekikli denizkestanesi ve karides salatası, zeytinyağında pişirilen kılıç balığı adanın başlıca lezzetlerindendir. Ayrıca organik sertifikalı bağlardan toplanan üzümlerden yapılan ada şaraplarının ünü dünyaya yayılmaktadır.

Adanın domates ve karadut reçelleri, efibadem kurabiyesi, meşhur dibek kahvesi, karadut dondurması ve sakızlı muhallebisi de tadılması gerekenlerden lezzetlerdendir.

KIYILAR VE KOYLAR

Gökçeada deniz canlılarının Akdeniz ve Karadeniz arasındaki geçiş yolu üzerinde bulunur. Bu özelliği ile olta balıkçılığı ve dalış sporlarına meraklılar için birçok alternatifler sunmaktadır.

Gökçeada’nın sert kayalıkları ve denizin binyıllardır süren aşındırması sonucunda oluşmuş büyük ve küçük bir çok koyu bulunmaktadır. Bunların en ünlüsü Yıldızkoy Türkiye’nin ilk Sualtı Milli Parkı’dır. Laz koyu, Gizli Liman, Yuvalı koyu görülmesi gereken yerlerdir.

Aydıncık Sahili Rüzgar Sörfü ve Kite Sörf yapanların en gözde yerlerinden biridir. Neredeyse yılın her mevsiminde özellikle balkanlardan gelen turistleri sörf yaparken görebileceğiniz Aydıncık sahili yaklaşık 2 km uzunluğunda ve temiz kum tabakasıyla örtülüdür. Kamp yapma ve çadır kurma olanağı bulunmaktadır.

Kaşkaval Burnu (Peynir Kayalıkları) Üst üste sıralanmış peyniri kalıplarını andıran ilginç kaya oluşumları nedeniyle bu adla anılmaktadır.

Doğa sporları severler için adada bulunmaz fırsatlardan birisi de Dereköy yakınlarındaki Marmaros Şelalesi’dir. Bir adada rastlanabilecek ender güzellikte doğa harikalarından birisidir ve dünyanın en zengin tatlı su kaynaklarına sahiptir.

Tuzgölü, Gökçeada’nın güneyindeki Aydıncık sahilinde yeralmaktadır. Değişik minarellerden oluşan Tuz Gölü’nün koyu renkli çamurunun romatizma, kireçlenme, sedef vb. rahatsızlıklara iyi geldiği söylenmektedir.

 

Yeni Bademli Höyük

Kaleköy bölgesindeki Yeni Bademli Höyük, Gökçeada’nın ilk arkeolojik kazısıdır. Günümüzden 5000 yıl öncesine odaklanan yerleşmenin erken ve geç tunç çağlarına ait olduğu buluntulardan anlaşılmıştır.

 

Uğurlu Zeytinlik Arkeoloji Kazısı

Uğurlu köyü Zeytinlik mevkisindeki kazı buluntuları üzerinde yapılan radyoaktif karbon tarihleri M.Ö. 6500 tarihlerini verir. Bu Uğurlu-Zeytinlik yerleşmesinin günümüzden 8 bin 500 yıl öncesine giden Doğu Ege adalarının bilinen en erken yerleşmesi olduğu anlamına gelir.

 

Kaya Mezarı

Anadolu’da sıkça rastlanan kaya mezarlarının bir örneği de, Gökçeada’ya 18 km uzaklıktaki Aydıncık-Uğurlu yolu üzerindeki Kokinada’dır.

 

İskiter Kalesi

Cenevizliler tarafından moloz ve taştan yapıldığı belirlenen İskiter Kalesi’nin surlarının bir bölümü günümüze ulaşabilmiştir.

 

Lapseki

Marmara Denizi’nin Çanakkale Boğazı ile birleştiği noktada, Anadolu yakasında yer almaktadır. Merkez dışında 2 belde, 42 köyü bulunmaktadır. Erken dönemlerde “Pityusa”, sonraları “Lampsakos” olarak adlandırılmıştır. Roma Dönemi’nin önemli şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Şimdiki Lapseki kentinin altında zaman içinde lahitler ve kitabeler bulunmuştur. M.Ö.V.yüzyılda Lampsakos’da yetişen tarihci Kharon, doğa bilimci Anaksagoras, Metrodoros ve Anaksimenes gibi önemli isimler Lampsakos’u dönemin ünlü bilim ve felsefe merkezlerinden birisi yapmıştır. Lapseki ve Çardak iskeleleri, İstanbul’un fethine kadar, Osmanlı kuvvetlerinin Rumeli yakasına geçiş güzergahı olarak kullanılmıştır.

İlçenin en büyük ovası, Umurbey Ovası’dır. Bu bölgede şeftali ve kiraz yetiştirilir. Lapseki bölgesinde yaşamış olan antik çağ filozofları için yapılan Lâpseki Bilim Anıtı, yine antik dönemde Lapseki’de basılan paraların arkasındaki Pegasus (Kanatlı At) heykeli ve limandaki denizin içinde dikilen Denizkızı Heykeli modern zamanların anıtları olarak geçmişi geleceğe bağlamaktadır. Lapseki aynı zamanda Çanakkale Boğazı’nın geçildiği bir noktadır. Feribotlarla Lapseki-Gelibolu arasında hergün yüzlerce araç ve yolcu taşınmaktadır.

 

RUMELİYE GEÇİŞİN ÖYKÜSÜ

Osmanlı kaynaklarında, Türklerin Rumeli’ye ilk geçişleri ve Gelibolu’nun Fethi 1354-1357 tarihleri arasında gösterilmektedir. Orhan Gazi’nin amacı, Rumeli’ye geçerek Osmanlı Devleti topraklarını Avrupa’da da genişletmektir. Babasının amacını iyi bilen Şehzade Gazi Süleyman Paşa (Hicri 755) 1354 yılında yanındakilere niyetini belli etmeden, av amacıyla ve bir kaç yüz kişiden oluşan kuvvetiyle Kapıdağ Yarımadası’na, oradan da Çanakkale Boğazı kıyılarına ilerleyerek, Çardak yakınlarına gelir.

Komutanlarından Ece Bey ve Fazıl Paşa, Süleyman Paşa’ya niyetini sorarlar. O da açıklar. Ağaç kütüklerinden bir sal yaparlar. Bu iki paşa sal ile boğazı geçerek Çimpe diye anılan kale’nin yakınlarına çıkarlar. Bir Rum’u esir alarak aynı sal ile geri dönerler. Bundan sonra iki büyük sal yapılarak; birine Demirtaş Bey, İnce Balaban Bey, Abut Bey, Kara Cafer, Aksungur, Karaoğlan oğlu ve Akçakoca gibi kahramanlarla Şehzade Süleyman Paşa ve 40 asker, diğer sala ise Evrenos Bey, Ece Bey, Fazıl Bey ve Süleyman Paşanın en yakın adamı Hacı İl Bey ve 40 kadar asker binerek Çimpe kalesinin önünde kıyıya çıkarlar. Surları aşıp, baskın yaparak kaleyi ele geçirirler. Daha sonra burada ele geçirdikleri gemilerle askerlerini Çimpe’ye taşırlar.

Çardak

Lapseki yolu üzerinde ilçeden Biga yönüne doğru 5 kilometre ileride, kıyı şeridine kurulmuş güzel bir yerleşim yeridir. Çardak’ta Osmanlı dönemi eserlerinden Gazi Yakup Bey tarafından 1463-1464 yıllarında yaptırılan Yakup Bey Camii, Han ve Hamamı halen kullanılır durumdadır. Gazi Yakup Bey Türbesi ile yine bu komutanın ailesine ait, Osmanlı taş sanatının seçkin örneklerinin bulunduğu Kadınlar Mezarlığı bulunmaktadır. İlçeye 5 km. mesafede bulunan Çardak beldesi, doğallığı bozulmamış uzun kumsallara sahiptir. Rüzgar alan bir yer olması nedeniyle sörf yapmak isteyenler için de idealdir. Kamp yapmaktan hoşlananlar için çadırlarıyla konaklayabilecekleri alanlar bulunmaktadır.

Yüksek bir noktadan manzarayı seyretmek isteyenler için Mecidiyeköy eşsiz manzarasıyla önerilebilir. Lapseki Dalyan mevkiinde, yel değirmeni ve plaj bulunmaktadır. Değirmen günümüzde kafe olarak hizmet vermektedir.

 

KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ                                                                         

Lapseki, yerel yönetimlerin girişimleriyle başlatılmış ve gelenekselleşmiş çok sayıda kültür sanat etkinliğine evsahipliği yapmaktadır. Umurbey Belediyesi tarafından düzenlenen Şeftali Kültür Sanat Etkinlikleri, Lapseki Belediyesince her yıl eylül ayında düzenlenen Güz Panayırı’nın yanı sıra gelenekselleşmiş etkinliklere evsahipliği yapar.

 

Hıdrellez                                                                                                                        

Hıdrellez Şenlikleri, 6 Mayısı takip eden ilk Pazar günü yapılmaktadır. Senlikler üç taslarda topluca yapıldığından Üçtaşlar olarak da adlandırılmaktadır. Hıdrellezden bir akşam önce büyük bir ateş yakılarak üzerinden atlanmaktadır.

 

Türklerin Rumeliye Geçişi                                                                                            

Çardak Belediyesi ve yerel kurumların katılımlarıyla, her yıl 5-6 Haziran tarihlerinde Türklerin Rumeliye Geçişi, çeşitli kültür sanat etkinlikleriyle kutlanmaktadır.

 

Kiraz Festivali

Kiraz hasat döneminde, en iyi kirazın seçildiği, genç kızlar arasında kiraz güzeli yarışması ve yelken yarışlarının düzenlendiği festivalde konser ve söyleşiler de yapılmaktadır.      

Plaj Voleybolu                                                                                                              

Dalyan plajında her yıl yerel yönetimlerce haziran ayının sonlarında düzenlenen plaj voleybolu gelenekselleşen etkinliklerden birisidir. Turnuvaya milli ve uluslararası sporcular  katılmaktadır.           

 

Yağlı Güreşler                                                                                                              

Türkiye’nin Kırkpınar’dan sonra en büyük çaplı yağlı güreşler, Lapseki’ye bağlı Çardak beldesinde Ağustos ayında düzenlenmektedir.

 

MUTFAK KÜLTÜRÜ

Lapseki mutfağında öne çıkan en çarpıcı yemeklerden biri Bahar Pilavı’dır. Özellikle hıdrellezde oğlak etiyle yapılan bu pilav yörede yaşayan herkes tarafından bilinen ve sevilen bir yemektir. Lapseki’de soğanlı ve ıspanaklı şeklinde yapılan Sini basması, Peynir helvası, Kabaklı börek, sütlü göce ile yapılan Tumbi, sütlü göce ve tavukla yapılan Mantı, Kuşburnu kurabiyesi ve ot yemekleri dikkat çeken diğer yöresel yemeklerdir.

 

Yenice

Kazdağlarının kuzey yamaçlarına kurulmuş, Çanakkale’nin en zengin bitki örtüsüne sahip ilçesidir. Yenice ve çevresi Agonya olarak bilinen biri büyük iki vadinin içinde yer alır. 1 beldesi 73 köyü vardır. İlçenin iklimi Akdeniz, Karadeniz ve kara ikliminin karışımı olan Marmara iklimi özelliklerini gösterir. Dikkat çeken özelliklerinden biri bitki örtüsüdür. %70’i ormanlarla kaplıdır. Yenice ormanlarında fotoğraf makinanızla dolaşırken eşi bulunmaz görüntüler yakalama şansına sahip olabilirsiniz. İlçe sınırlarında 2007 yılında yapılan bir araştırma sonunda Gümüşler Asartepe ve Sofular Asartepe olarak iki antik yerleşimin varlığı tespit edilmiştir. 14. yüzyıl başında Karesi Beyliği ve daha sonra da Osmanlı devleti topraklarına katılmıştır. Bölgeye Türkler’in yerleşmesiyle önce Yanoba ve Dalyanoba, daha sonra İnceköy ve Yeniceköy adı verilmiştir. İlerleyen zaman içinde Yenice adını almış, 1936 yılında Çanakkale’ye bağlanmıştır.

 

Issız Cuma Camii

Seyvan köyü sınırlarındaki Issız Cuma camii yörenin en erken tarihli camisidir. Adı gibi ıssız bir yerde konumlanmıştır. Çevresinde caminin dışında hiçbir mimari yapı yoktur.

Yenice Belediyesi Türk Evi Etnografya Müzesi 

Müze, 1997 yılında İlçe merkezinde, Kültür ve Gençlik Merkezi içerisinde açılmıştır. Etnografik özellikler taşıyan ve yörede kullanılmış olan tarım aletleri, yöresel kıyafetler, mutfak eşyaları, toprak ve bakır kaplar, yöreye ait el dokuması halı ve kilimler, çeyiz sandıkları ile etnografik takılar sergilenmektedir.
 Müze Pazar günleri hariç, haftanın 6 günü mesai saatleri içerisinde ziyarete açıktır.

KAZDAĞLARI

Yenice Ormanları

Çanakkale’nin Yenice ilçesi özellikle sahip olduğu ormanlar ile turizm açısından çok değerli kaynaklara sahiptir. Endemik Kazdağı Göknar’ı (Abies egui-trojani) ve nadir bulunan türler bakımından da dikkat çekicidir. Kazdağı Göknarı adını Troia Antik kentinden almakta ve bu türe sadece Kazdağları’nda rastlanmaktadır.

Yenice, trekking, termal turizm, doğa sporları, kuş gözlemciliği gibi alternatif ve ekoturizm olanakları bakımından bir cazibe merkezidir. Yenice’nin sahip olduğu 13 gölet muhteşem bir doğal görüntü sunmaktadır. Köylerinin tamamı, ziyaretçilerine yürüyüş yapmak, fotoğraf çekmek ve doğal yiyeceklere ulaşma olanağı sunmaktadır

 

TERMAL TURİZM

Hıdırlar Kaplıcası

Bölge 2006 yılında Termal Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. Termal Turizm Merkezi alanında bulunan Hıdırlar kaplıcası kükürtlü sıcak suları ve çamur banyosu ile şifa dağıtmaktadır.                                          

Kum Ilıcasında ise, ikisi kaynak grubu şeklinde olmak üzere 8 adet kaynak bulunmaktadır.  

 

Kalkım                                                                                                                               

Kalkım beldesi güneyinde Kazdağları, kuzeyinde Asar Dağıyla yoğun bir ormanlık alan üzerindedir. Beldenin kuzeyinde Agonya çayı bulunmaktadır. Ekoturizm, atçılık ve trekking yapmak için oldukça ideal bir bölgedir.

 

Aşağı Çavuş Köyü                                                                                                        

Köyün çınar altındaki kahvesi ve yanıbaşında uzanan deresi, yorgunluğa ve strese ilaç niteliğindedir. Şeytan Deresi ve şelalesi gibi dere ve şelaleler, Yenice ormanlarında karşılaşılabileceğiniz güzel sürprizlerdendir.  .                                 

 

EL SANATLARI                                                                                                    

Sandık, imam suyu, muşamba ve allı halı türleri ile kilim, kırk melik kilim ve cürbeden yörede bir zamanlar dokunan kilim türlerindendir. Özellikle kına ve düğünlerde giyilen bindallılardaki bitkisel bezemeli diva işi göz almaktadır.

 

KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ

Geleneksel Kazdağı Doğa Yürüyüşü ve Şenlikleri          

Haziran ayında gerçekleştirilen etkinlik belirlenen parkurda yürüyüş, çeşitli sergiler ve konser gibi etkinlikleri kapsamaktadır.                                                                     

 

Hıdrellez                                                                                                                         

Yenice’nin Yörük köylerinde Hıdırellez kültürü gelişmiş olup her yıl kutlanmaktadır.

 

Geleneksel Issız Cuma Hayrı         

Her yıl eylül ayının ilk cuma günü  Geleneksel Issız Cuma Hayrı yapılmakta,çiftçiler ve üreticiler arasında yapılan yarışmalarda, en iyilere ödüller verilmektedir.                                                                    

 

MUTFAK KÜLTÜRÜ

Yenice buğday ve süt ürünleri yemeklerinin ana kaynağıdır. Keşkek burada da özellikle düğünlerin ana yemeği olarak karşımıza çıkar. Yöre halkının yaptığı yemeklik ve kahvaltılık salçalar kadar keçi peyniri de oldukça lezzetlidir.

 

Bilgilendirme: Tüm bilgiler ve görseller Çanakkale Valiliği'ne aittir.

 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tabancayla başına ateş ederek canına kıydı..
Tabancayla başına ateş ederek canına kıydı..
Hırsızlar duvarı delip kuyumcuyu soydu...
Hırsızlar duvarı delip kuyumcuyu soydu...